ERDOĞAN’IN DİRİ DİRİ DERİSİNİ YÜZERLER

ERDOĞAN’IN DİRİ DİRİ DERİSİNİ YÜZERLER

Erdoğan bu ülke ve Müslümanlar için o kadar büyük işler yaptı ki, bu ülkenin, bu milletin, bu ümmetin düşmanları, fırsatını bulurlarsa diri diri derisini yüzerler. Yaptığı işleri burada sıralamak lüzumsuz, zaten imkansız. Neler yaptığını, az bir vicdan sahibi olanlar görüyor.

Yaptıklarının hepsi bir tarafa, Türkiye ve dünya Müslümanlarına bir ruh üfledi. Ümmetin birkaç asırdır mahkum olduğu “sürekli mağlubiyet” devrini bitirdi, yerleşik hale gelen “beceriksizlik hissini” imha etti, batı karşısındaki “aşağılık kompleksini” yendi. Meselenin özü bu değil miydi? Biz, sürekli yenilmeye mahkum olmuş nesiller değil miydik, batının bizden üstün olduğunu kendi okullarımızda öğrenmemiş miydik, hiçbir şey beceremeyeceğimiz konusunda derin bir psikolojik organizasyona savrulmamış mıydık? Tüm başarısızlığımız bundan kaynaklanmıyor muydu? Müslümanlar kendi ülkelerinde parya değiller miydi? İkinci sınıf vatandaş olmak bile bir imtiyaz haline gelmemiş miydi?

Uzatmayalım, Erdoğan, Müslümanların makus talihini yendi. Dünya Müslümanlarının ümidi haline geldi, tüm İslam coğrafyasını ateşledi. Hala Arap baharını ABD projesi olarak kabul edenler, ABD’yi yeryüzü tanrısı zanneden son ahmaklar değiller mi? Türkiye Müslümanlarının, Erdoğan liderliğinde gerçekleştirdiği büyük başarı, dalga dalga İslam coğrafyasına yayılmadı mı, o coğrafyanın her ülkesinde yerel dalgaların kaynağı olmadı mı? Türkiye Müslümanlarının etkilemediğini zannedenler, “sürekli mağlubiyet”, “beceriksizlik hissi” ve “aşağılık kompleksi” ile malul akıl ve zihin sahipleri değil miydi?

“Bizden adam olmaz” kafasındakilere rağmen başarı hikayesi yazan, bunu da destanlaştıran Erdoğan’ın dışarıda içeridekinden daha fazla sevilmesinin sebebi, destanın dışarıdan daha net görülmesidir. Bu sebeple Arap baharının birinci sebebi, dışarıdan daha net görülen Türkiye’deki destanın o coğrafyalardaki derin tesiridir. Büyük bir coğrafyayı ayaklandıran bu tesir, bu gün için darbe ve benzeri karşı hamlelerle akamete uğramış gibi görünse de, ikinci dalgasını daha büyük boyda üretecektir. Mısır’daki darbe rejiminin ülkeyi yönetmekte zorlanması ve hükümetin istifa etmesi, dipten gelen dalga devam ettiği müddetçe ordu eliyle olağanüstü rejimlerin kurulmasının mümkün ama sürdürülmesinin imkansız olduğunu göstermektedir.

Arap baharına karşı milletlerarası operasyonların başlaması, bu operasyona Suriye’de İran’ında katılması ile birinci dalganın kırıldığı zannı hakim. Dalganın kırılması için Türkiye’nin de (yani Erdoğan’ın da) düşmesi gerekiyordu. Türkiye’deki operasyonların temel sebebi de buydu. Eğer Türkiye (Erdoğan) düşürülemezse, dünya Müslümanlarının gözü önünde cereyan eden dev operasyona karşı Erdoğan ayakta kalırsa, tüm dünyaya meydan okumuş ve zafer kazanmış olacak. İslam coğrafyasındaki nispi sessizlik, milletlerarası operasyonun Türkiye cephesindeki neticesini bekliyor. Dünya Müslümanları, Türkiye’deki savaşı nefeslerini tutmuş halde bekliyor. Mısır’da, Suriye’de ve başka yerlerde başardıklarını Türkiye’de başaramazlar ve Müslümanlar iktidarda kalmayı güçlü şekilde sürdürürse, nefeslerini tutan Müslüman halklarda ikinci patlama başlayacak ve birinci dalgadan çok daha büyük ikinci dalga tüm coğrafyayı silip süpürecektir.

Fırsatını bulurlarsa Erdoğan’ın diri diri derisini yüzerler çünkü mesele Türkiye’deki siyasi iktidardan ibaret değil. Akparti’nin Türkiye’de yaptığı iş, ümmetin karargahını korumaktır, bu işin remz şahsiyeti de Erdoğan’dır. Küresel savaş, dış savunma hatlarını yararak karargaha kadar ulaştı. Nasıl ki bir asır önce Çanakkale’ye yüklenmişlerdi, boğazı geçseler İstanbul’u alacaklardı, tarih tekerrür ediyor, yine karargaha kadar ulaştılar. En çetin savaşlar, karargahta olur, Türkiye, İslam’a karşı açılmış küresel savaşın kalbidir, burası düşmemelidir. Burası düşmezse, buradan yayılacak olan enerji (ve destan) tekrar tüm İslam coğrafyasını ayağa kaldırır. Bunu bildikleri için karargaha çok şiddetli saldırıyorlar, en yakınımızdaki insanları ön saflara sürüyorlar, en büyük ihanetleri organize ediyorlar.

Tayyip Erdoğan “remz şahsiyet” haline geldi. Bir davanın remz (sembol) şahsiyeti haline gelmek, o davayı o şahsiyet üzerinden cezalandırmayı gerektirir. Ümmetin dirilme çağına girdiği bugün, tüm ümmete gözdağı vermek, eski alışkanlıklarımız olan “sürekli mağlubiyet”, “aşağılık kompleksi”, “beceriksizlik hissi” gibi kendi benliğimizden uzaklaştırıcı özellikleri tekrar zihnimize ve kalbimize yerleştirmek için Tayyip Erdoğan’ı, tarihin görmediği şekilde cezalandırmak isteyeceklerdir. “Yine yapamadık, demek ki yapamayız” duygu ve düşüncesini kişilik haline getirmek için Erdoğan’ın derisini diri diri yüzeceklerinden şüpheniz olmasın.

El-Kaide ile irtibatlandırmak, kara para trafiğini yönetmek gibi suçlamalar, Erdoğan’ı uluslararası ceza mahkemesine çıkarmak, en rezil şekilde cezalandırmak ve kendi memleketinin dışında bir ülkede hapsetmek için yapılan manevralardır. Milletlerarası arenada bunları yaparken, içeride de kahraman olmasını engellemek için yolsuzluk ithamıyla kamu vicdanında mahkum etmek istiyorlar.

Tayyip Erdoğan, Müslümanların namusu haline geldi. Müslümanlar için dünya sistemini, dünyanın hakim güçlerini, tüm şer ve ihanet şebekelerini kendine hasım yaptı. Tayyip Erdoğan’ın bundan sonra dünyada yatacağı yer kalmadı. Eğer Müslümanlar ona sahip çıkmazlarsa, onun arkasında saf tutmazlarsa, koca dünya mezardan daha dar hale getirilecek. Müslümanlar Tayyip Erdoğan’a sahip çıkmak zorundadır, Müslümanların derdiyle dertlenip, dünyanın kudretlilerini kendine düşman yapan bu adamı yalnız bırakamazlar.

Türkiye’yi başının çaresine bakmak zorunda bıraktıkları bugün, dünyanın birçok yerinde Müslüman katliamı yapıyorlar. Eğer Türkiye, on yıldır yazdığı destandan sonra düşerse, batıya ve batılı güçlere teslim olursa, dünyanın her yerinde misli görülmemiş Müslüman katliamı başlayacaktır. Ümmete, bir daha dirilme çabasına girmemesi için hayallerin bile zorlanacağı zulümler yapılacak ve bir daha başlarını kaldırmayacak hale getirmek isteyeceklerdir. Türkiye düşemez, düşmemelidir. Tayyip Erdoğan teslim olamaz, olmamalıdır, teslim edemeyiz, etmemeliyiz.

Akparti kadroları, “Erdoğansız Akparti” projesine aldanmamalıdır. Tayyip Erdoğan taviz olarak verilirse Akparti diye bir şey kalmaz, Türkiye diye bir şey kalmaz. Erdoğan’ı biz indirebiliriz, Müslümanlar onun yerine başka bir lider seçebilir, bu mümkün ama onu asla taviz olarak veremeyiz. Erdoğan’dan şikayetimiz varsa veya başka birinin daha iyi liderlik yapacağını düşünüyorsak değişimi biz yapabiliriz ama lider değişiminin de şimdi zamanı değil. İçinden geçtiğimiz kritik süreçlerde, lider değiştirmek gibi fevkalade işler yapılmaz. Kritik süreci atlatıp sakin bir zamana ulaştığımızda, Erdoğan’ı, sevabıyla günahıyla değerlendirir, mukayeseli olarak başka birinin daha iyi yapacağı neticesine ulaşırsak değiştiririz. Yapılacak iş kadar, yapılacak zaman da mühim, zamanlama hatası bazen işin mahiyetine dönüşür, buna azami dikkat etmek şart. Vakti girmeden namaz kılınmayacağı, kılınsa da kabul olmayacağı misalindeki gibi, bir işin vaktini kollamak feraset gereğidir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir