ERDOĞAN’IN PARALEL ÖRGÜT STRATEJİSİ

ERDOĞAN’IN PARALEL ÖRGÜT STRATEJİSİ

İhanet örgütüyle savaş tüm şiddetiyle sürüyor. Bu savaşı yürüten ise Erdoğan… İhanet örgütü yayın organlarından her gün, “belde nerede, delil yok” diye avazı çıktığı kadar bağırıyor, delil olmadığını, hükümetin iftira ettiğini söylüyor. Başbakan ise her fırsatta paralel örgütün ihanetini anlatıyor ve onlara karşı acımasız bir mücadelenin sürdürüleceğini tekrarlıyor.

Meselenin delil-bilgi noktasında düğümlendiği anlaşılıyor. Dışarıdan bakanlar için delil-belge meselesi tabii ki önem arzediyor ama içeriden bakanlar (mesela başbakan) için bilgi kafi geliyor. Öyleyse belge-bilgi meselesi üzerine birkaç cümlelik de olsa kelam etmemiz lazım.

Bir konuyu belgelendirememek başka bir şeydir, o konuyu biliyor olmak başka bir şey… Meseleyi kamuoyundan takip edenler için bilgi, belge manasına geliyor olsa da, yürütmenin başındaki başbakan için çeşitli bilgi kaynakları olduğu için, bilgi her zaman belge manasına gelmiyor. Mesela istihbari bilgiler belge ihtiva etmese de, konuyla ilgili bilgidir ve meseleyi anlamaya imkan veren bir kaynaktır. Başbakanın bilgi kaynaklarının çeşitliliği, meseleyi belge olmasa da anlama imkanı verecek zenginliktedir.

Hükümetin paralel örgüt hakkındaki hazırlıklarının nispeten yavaş ilerliyor olması, belge olmadığı manasına gelmez. Belge-bilgi meselesini izah etme çabamız, konuda dair belge olmamasından değil, belge olmasa da bir başbakanın bilgi kaynaklarının meseleyi anlayacak kadar zengin olduğunu ifade etmek içindir.

MİT krizinde, 17 ve 25 Aralık darbe teşebbüsünde faillerin kim olduğunu bilmeyen, onları bulamayan bir başbakan olur mu? Her iki kalkışmada da başbakanın bileklerine kelepçe takacak kadar yaklaşanların kim olduğunu bilmeyen bir başbakanın hala devletin tepesinde oturuyor olması insan ve eşyanın tabiatına aykırı değil midir? Başbakan, darbe teşebbüslerinin kaynağını ve faillerini doğru tespit ettiği ve onlara karşı doğru tedbirler alabildiği için hala o koltukta oturuyor. Yanlış teşhis etseydi doğru tedbirler de alamayacağı için, bu gün bileklerinde kelepçeyle Muhammed Mursi gibi cezaevinde sürünüyor olacaktı.

Erdoğan’ın hala başbakan olması ve cumhurbaşkanlığına aday olabilmesi, basiretli ve isabetli teşhisler yaptığını gösterdiğine göre, paralel örgüt hakkında söylediklerinin tamamı doğrudur. Burada merak edilecek konu, başbakanın paralel örgüt hakkında söylediklerinin doğru veya yalan olup olmadığı değil, bildiklerinin ne kadarını söylediği, ne kadarını söylemediği veya söyleyemediğidir. Hem kendinin hem de Bülent Arınç’ın ifade ettiği gibi, bildiklerinin tamamını söylemiyor, belki söyleyemiyor. Durum bu olduğuna göre; yapmamız gereken iş, bu mücadelede Erdoğan’a destek olmaktır.

*
Belge-bilgi meselesiyle beraber bakıldığında, Erdoğan’ın ihanet örgütü hakkındaki stratejisi nedir? Öncelikle bir ““ihanet örgütü” teşhisi yaptığınızda nasıl davranmalısınız?” sorusuna cevap aramamız gerekiyor. İçtimai hayatın içine sızmış, masum görüntüler altında örgütlenmiş, devletin stratejik müesseselerine nüfuz etmiş, liderliği ve yönetim kademesi yurt dışında bir ihanet örgütüne karşı nasıl tavır alır, nasıl bir mücadele sürdürürsünüz? Sivil toplum kuruluşu olarak, ticari kuruluş olarak, eğitim kuruluşu olarak, mali kuruluş olarak örgütlenen bir ihanet bünyesine karşı yürütülecek mücadelenin hukuki (suç teşkil eden) bir boyutu tabii ki vardır ama bundan ibaret midir? Mesele kanunsuz dinlemeleri yapan savcı, hakim ve polise karşı hukuki operasyonları yapabilirsiniz, o konuda çuvalla belge de bulabilirsiniz. Buna karşılık, aynı merkeze bağlı olmasına rağmen, hala suç işlememiş olan bir örgüt mensubuna, suça bulaşmadığı için hiç dokunmaz mısınız? Aynı merkeze bağlı olduğu için sırasını bekleyen, bugüne kadar suç işlememiş olmasına rağmen, Pensilvanya’dan gelecek emri hazırolda bekleyen bir örgüt üyesini, suç işleyene kadar, yani sizin sırtınızdan vurana kadar kritik (veya stratejik) noktada bulundurmaya, ona dokunmamaya devam mı edersiniz?

Tüm ülkeye yayılmış, hızını alamamış dünyanın birçok ülkesine dağılmış bir örgütten bahsettiğimiz malum. Bu örgütün karargahının ihanet içinde olduğuna dair istihbarat kuruluşlarından aldığınız rapora rağmen, o karargahtan gelecek emri hazırolda bekleyen üyelere, sırıtarak bakacak mısınız? Tüm dünyada terör örgütlerine karşı bakışın bir altyapısı var, bu bakışın bir hukuki şablonu da mevcut. Terör örgütüne üyelik, başlı başına bir suçtur, üye olmanın dışında hiçbir suç işlememiş olsa da, sadece üye olması suçtur. Çünkü örgütün kuruluş amacı kanun dışıdır, üye olmak suç işlemek için harekete geçmektir, organize olmaktır, suç işleme hazırlıkları yapmaktır. Bu sebeple terör örgütüyle üyelik tesisi, eylem yapmak (suç işlemek) için harekete geçme sırasını beklemek anlamına gelir, bu kadar açık bir durum karşısında “suç işlemesini beklemek”, hukuku, devleti, idareyi ahmak yerine koymaktır.

*
İhanet örgütünün “terör örgütü” olduğu konusunda bir tereddüt kalmadı. Terör örgütüne karşı hukuki soruşturmaların başarıya ulaşmasının ön şartı ise, yargı ve kolluk kuvvetlerindeki örgüt mensuplarının tasfiyesidir. Terör örgütüne yönelik soruşturmayı, o örgüte mensup bir savcı ile yine o örgüte mensup kolluk kuvvetlerinin yürütmesi herhalde beklenen bir tercih değil. Öyleyse idari tasarruflarla yargı ve kolluk kuvvetlerindeki örgüt mensuplarının temizlenmesi ve örgüt üyesi olmayan hukuk ve emniyet güçleriyle bu soruşturmanın yürütülmesi gerekir. Hükümetin ihanet örgütüne karşı yürüttüğü mücadelenin stratejik ayaklarından ilki, hukuki mücadeleyi yapacak olan kadroların terör örgütü mensuplarından ayıklanmasıdır.

Başbakan sadece hukuki soruşturmaların altyapısını hazırlamakla vakit geçirmiyor. Aynı zamanda meselenin siyasi, iktisadi ve içtimai sahalarda da mücadelesini yürütüyor. Sürekli ihanet örgütü vurgusu yaparak, bir taraftan kamuoyunu hazırlıyor, bir taraftan da ihanet örgütünü içtimai kuşatmaya alıyor. İhanet örgütü içtimai kuşatmaya alınmazsa, içtimai kaynakları kesilmezse, iktisadi, siyasi ve hukuki sahadaki diriliğini, ihanet eylemlerini ve ümidini devam ettirir.

Başbakanın her vesileyle ihanet örgütünden bahsetmesi, onlarla mücadelenin kesintisiz ve merhametsiz şekilde devam edeceğini söylemesi, bir taraftan devleti ve devlet kadrolarını diri tutuyor, diğer taraftan halkı terör örgütüne karşı teyakkuzda bekletiyor. Başbakanın mücadelesi, ihanet örgütünün yayın organlarına rağmen o kadar ileri noktaya vardı ki, halk, günlük hayatta bile paralel örgütü kuşattı. Selam bile vermez hale geldi, onlarla münasebetlerini kesti.

İhanet örgütünün içtimai kuşatmaya alınması, kuşatma çemberinin sürekli daraltılması, öncelikle onların halk nezdinde gayrimeşru bir yapı olduğu kanaatini yerleştirdi. Meşruiyetini kaybeden paralel yapı, günlük hayatta görünmez hale geldi, yeraltına çekildi, hiçbir faaliyet yapamaz oldu. Yeraltına çekilen paralel yapı, gayrimeşru olduğunu kabul etti ve tam bir istihbarat (bir açıdan da terör) örgütü gibi çalışmaya başladı. Bir taraftan devlet kuruluşlarından sökülüp atılan, cüzzamlı muamelesi gören paralel örgüt, aynı zamanda da içtimai hayatın içinde meşru bir cazibe merkezi olmaktan çıktı ve tehlikeli ve gayrimeşru bir örgüt haline geldi.

İhanet örgütü ile bugüne kadar sürdürülen mücadele zaten başarılı oldu. Başka bir şey yapılmasa, mesela hukuki soruşturmalar başlatılmasa bile, aynı mücadele tarzı devam ettirildiği müddetçe netice alınacağı anlaşıldı. Tabii ki bu şekilde devam ettiği takdirde zaman alacağı aşikar ama bu kadarıyla bile neticeye ulaşılacağı belli oldu. Hiçbir hukuki soruşturma başlatılmasa bile içtimai kuşatmaya alınan ihanet örgütü, sürekli küçülmeye başlayacak ve bir müddet sonra da içten çürüyerek tükenecektir.

Tayyip Erdoğan’ın ihanet örgütüne karşı yürüttüğü mücadelenin stratejisi doğrudur ve derhal netice vermeye başlamıştır. İhanet örgütünün yayın organları tarafından sürekli gündeme getirilen, “hani nerde deliliniz, hani soruşturmalar” türünden tezvirat, kaybettikleri meşruiyeti kazanma çabasından başka bir şey değil. Mücadeleyi kaybettiklerini biliyor, mahkeme nezdinde aklanmak için çaba gösteriyorlar. Oysa içtimai meşruiyetleri sıfırın altına indi, mahkemede aklansalar bile neticeye hiçbir tesiri olmayacak. İhanet örgütü de, Kemalist statükonun Erdoğan’ı hafife almasındaki derin hataya yakalandı.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir