ESFELE SAFİLİYN

Avrupa ülkelerinden birinde (ismi lazım değil) ensest ilişkinin serbest bırakılması için parlamentoya kanun tasarısı sunulmuş…
Haberi okuduğumda, “bu konuda bir yazı yazmalıyım” dedim kendi kendime… Bilgisayarın başına oturduğumda, hiçbir şey yazamadım, uzun süre. Yazamadım çünkü konu o kadar iğrenç ki, tefekkür istidadım sıfıra iniyor. Aklım çalışmıyor, şuurum donuyor, hassasiyetim patlıyor. Konuyu düşünmeye çalıştığım her saniye, ruhi ve zihni dünyamda nükleer infilaklar meydana geliyor.
Her şeye rağmen yazmalıyım. Nasıl yazacağımı bilmesem de yazmam gerektiğini biliyorum. Yazmalıyım çünkü mesuliyet hissim ayakta. Fakat yazmak ne mümkün…
En nihayet bulduğum çare, konunun etrafında dolaşmak… Konuyu doğrudan doğruya “düşünebilme” iktidarında değilim. Çevresinde dolaşarak bir şeyler karalayayım.
*
Aklı, insan özelliklerinden biri olarak biliriz. Çünkü insanlarda bulunur. Hayvanlarda akıl olmadığı için onları hakir görürüz. Fakat unuttuğumuz bir nokta var. Hayvanlarda akıl ve irade olmadığı için, tabiatlarına mutlak manada mahkumdurlar. Tabiatlarını, hem aşağıya hem de yukarıya doğru aşamazlar. Yani kendilerinden üstün durumda olan insanlık alanına çıkamadıkları gibi kendilerinden daha aşağıda olan bir hayat formuna da inemezler. Dolayısıyla tabiatlarının gereğinden başka bir şey yapamazlar. Tabiatlarına olan sadakatleri, mutlaktır.
İnsanları hayvanlardan ayıran önemli özelliklerden ikisi akıl ve iradedir. Bunların bulunması, canlı varlığı insan kategorisine sokar. Peki insan olması için kafi midir? Asla… Çünkü akıl ve irade, hangi istikamette kullanılırsa o mecrada üretimler yapar. İnsanı o istikamette bir varlık haline getirir.
Kainattaki varlıkların içinde kendi tabiatının dışına çıkma iktidarı olan tek varlık, insandır. Bunu ise akıl ve irade marifetiyle yapar. Akıl ve irade, insanı yükseltme imkanına sahip olduğu gibi alçaltma imkanına da sahiptir.
Akıl sahibi olmayı, insanlık zanneden “ahlaksızlar”, aklın, insanlık için bir imkan olduğu kadar sapkınlık için de bir fırsat olduğunu fark etmediler. Akıl sahibi olmakla övünen ahmaklar, aslolanın insanlık olduğunu unuttular. Aklın ulaşabildiği her noktaya gitmeyi, insanlık zannettiler. Oysa aklın ufku, imtihan alanıydı. Hangi tarafa yönelirse ona göre hesaba çekilecekti. İnsanlığı sadece akıl sahibi olmaktan ibaret görünce, aklın düşünebildiği ve yapabildiği hiçbir şeyi yapmaktan imtina etmediler, etmiyorlar. Bunu da insanlık zannediyorlar.
Akıl marifetiyle yüksek insanlık hasletlerini keşfetmek kabildi ama akıl marifetiyle insanlıktan çıkmakta mümkündü. Aklın ufku içinde kalmanın insanlık olduğunu zannedenler, sapıttılar.
Akıl marifetiyle barışı kurabilen insanlık, akıl marifetiyle büyük kitle imha silahlarını da imal etti. Akıl marifetiyle “yüksek ahlak” ölçülerine teslim olabilen insanlık, akıl marifetiyle ahlakı imha etmenin kültür ve fikirlerini de geliştirebildi. Akıl marifetiyle hastalıklara çare bulan insanlık, akıl marifetiyle biyolojik silahları da geliştirdi. İla ahir…
Doğrusu bu derekeye düşmek için akıl kafi değil. Nefse nüfuz etmiş olan şeytan-ı lainin fısıltılarına ihtiyaç var. Bu fısıltıları fikir diye piyasaya süren de batı felsefesi… Şeytan, nefs ve aklın ittifakından insanlığı Allah korusun. Çünkü herhangi bir güç organizasyonunun bu ittifaka gücü yetmez. Bu ittifakın panzehiri “saf iman”dır. Saf iman bile organize olmadan bu ittifakın karşısında dayanamaz.
Kainatta tabiatına ihanet eden tek varlık insandır. Bu derinlikte bir ihanet, ne kadar alçakça, ne kadar zalimce, ne kadar nankörcedir. Hatırlıyor musunuz? “İnsan, zalim, cahil ve nankör bir varlıktır” istikametindeki beyanı. Misali tam olarak bu hadisede görülmüyor mu?
*
Batı medeniyeti(!), aklı, insanlıktan uzaklaşmak için kullanma konusunda maharet sahibidir. Başından beri böyledir ama son zamanlarda pervasızlığı zirveye çıkmıştır. Bu noktaya daha erken gelirdi ama kilisenin az-çok tesirinden korktuğu için biraz yavaş geldi.
Önceki yıllarda aynı cinslerin evlenmelerine müsaade eden hukuki düzenlemeleri yapmıştı. Bu gün ensest (Türkçesini de yazamıyorum, öfkemden) ilişkinin serbest bırakılması için parlamentoya kanun teklifi verecek kadar sapkınlık denizine daldılar.
Buna medeniyet mi diyorsunuz? Eğer medeniyet demek gerekirse, “şeytanın medeniyeti”dir. Dünya artık batıyı tasfiye etmek konusundaki mesuliyetini, hiç zaman kaybetmeden yerine getirmelidir. Mümkünse, batının coğrafyasını bile bu dünyadan kaldırmak gerekiyor. Eğer Amerika ve Avrupa kıtalarını denize batırmak mümkünse, bu acilen yapılmalıdır. İzleri bile kalmamalıdır. İnsanlık böyle bir tecrübeyi hatırlamamalıdır. Tarih böyle bir sapkınlığı yazmamalıdır. Kendi türlerinin böyle bir sapkınlığa düştüğünü bilen (okuyan, duyan) iffetli insanlar bile aynaya bakamazlar, yüzleri kızarmadan…
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir