FARUK BEŞER’İN DERİN İDRAKSİZLİĞİ-1-BİLİM ANLAYIŞI

FARUK BEŞER’İN DERİN İDRAKSİZLİĞİ-1-BİLİM ANLAYIŞI

Yeni Şafak gazetesi köşe yazarı Faruk Beşer, birbirini takip eden üç yazı yazdı. Birincisi 15.08.2014 tarihli “İlim, bilgi ve bilim” başlığını, arkasından 17.08.2014 tarihli “İlim ve marifet” başlığını, üçüncüsü de 22.08.2014 tarihli “Zan ve tahminden marifet doğar mı?” başlığını taşıyor. Bizim anladığımız şekliyle özetlemek gerekirse üç yazının mevzuu, bilgi, ilim, irfan bahislerini ihtiva ve cem etme arayışından ibaret.

Türkiye’deki temel meselelerden ve zafiyetlerden biri olan “çerçevesizlik” bahsi Faruk Beşer’de de açıkça görülüyor. Herhangi bir meselenin çerçevesine vakıf olmadan veya bir çerçeve oluşturmadan o bahsin veya bahislerin anlaşılabileceği iddiası tüm komikliğine rağmen ülkemizde genel kabul gören bir savruk anlayıştır. Çerçeve meselesine girmeden önce Faruk Beşer’in meseleye nasıl baktığında dair bazı misalleri zikredelim.

Faruk Beşer, yazı serisinin birincisi olan “İlim, bilgi ve bilim” başlıklı yazısında, başlıktaki kelimeleri tarif etmeye çalışıyor. Son dönemlerde çok yaygın olan kelimelerin kökleriyle ilgili bilgi vererek giriyor meseleye;

“İlim ve alem aynı kökten gelen iki kelime. Alem bir şeye alamet, özel ad ve simge olan, bununla onun bilgisini zihnimizde canlandırdığımız şey demek. Âlem de buradan geliyor, alemin genişi, gruplandırılmış hali. Varlığın her bir kategorisi bir âlem. Allah, âlemlerin Rabbi. Bu kökten olmak üzere eşyanın zihnimizdeki bilgisi de ilim. Bilgi ise ilmin biraz daha yalın kaçmış Türkçesi. Yani bilgi ve ilim yaklaşık aynı şeyler. Bununla birlikte bilgi, bilenin fiilini anlatır, başka şeye atıfta bulunmaz, ilim ise bilenin dışında da bir müessiri olan bir sonuca işaret eder.”

Meseleye sadece lügat cihetinden bakınca, yani ıstılah haritamızı gözden kaçırınca, “bilgi ile ilim yaklaşık aynı şeyler”, “bilgi ise ilmin biraz daha yalın kaçmış Türkçesi” gibi ifadeler kullanabiliyor. Buradan ne anlıyoruz? Faruk Beşer, lisan ile dilin farkını bile bilmiyor, İslam’ın “Arap lisan havzasında” münhasır bir “dil” imal ettiğini, o dile (ıstılah haritasına) vakıf olunmadığında çerçeve oluşturulamayacağını, meselenin özü olan “bilgi telakkisi”nin anlaşılamayacağını bilmiyor.

Devam ediyor Faruk Beşer, bilginin ikiye ayrıldığını, bunların “sıradan bilgi” ve “bilimsel bilgi” olduğunu söyledikten sonra şu paragrafı kayda geçiyor;
“Filancanın çok ilmi var dendiğinde, çok bilgisi var denmiş olur. Ama falanca fıkıh ilmine sahiptir dendiğinde ise burada ilimle kastedilen, bugünkü anlamda bilimdir. Yani fıkıh tefsir, hadis, kozmoloji gibi disiplinler, bugün bilim diye ifade edilen anlamda birer ilimdirler, ayrıca bu bilimlerle kazanılan, ya da sıradan elde edilen bilgiler de ilimdir.”

Faruk Beşer “dil” bahsinden o kadar uzak ki, “bilim” ile “ilmin” aynı şey olduğunu, mesela tefsir ile kozmolojinin birer ilim (yani bilim) olduğunu söylüyor. Bilim mefhumu, batı kültür evreninde inşa edilen anlayış ve disiplinin Türkçeye çevrilmesinden ibarettir ve muhtevası hınca hınç pozitivizm ve materyalizm doludur. Bu sebeple bilim, test edilemeyen, tekrar test edildiğinde aynı neticeyi vermeyen bilgi yolunu kabul etmez. İslam’ın ilim müktesebatını ve anlayışını mesela bir kozmoloji veya fizik bilimi ile aynileştirmek, mağlubiyet psikolojisinin oluşturduğu travmatik savruluştan kaynaklanan derin bir idraksizliktir. Tefsir ilmi, hakikatin mücmel ifadesi olan Kur’an-ı Kerim’in muhtevasında mevcut olan ilim ve hikmetin keşfi için imal edilmiş İslami ilimlerin anasıdır. Tefsir ilmini, pozitif bilimlerdeki “test edilebilir” özelliğe mahkum etmek ve hakikat ilmi hususiyetini ortadan kaldırmak, bir adım sonra mucizelerin pozitif gerçekliğe (veya akli gerçekliğe) uymadığı için reddine yol açmaktadır. Bunun çok sayıda misali ülkemizde kanlı-canlı yaşıyor. Miraç hadisesini hangi pozitif bilim verisi ve yöntemiyle tetkik edebilirsiniz?

İslam’ın bilgi telakkisi (batılı dil ile epistemolojosi) anlaşılmadan, mesela bir “ilimlerin tasnifi” bile yapılamayacağı, zaten ülkemizde ilim adamı geçinen hiç kimsenin “ilimlerin tasnifi” gibi temel meselelerle ilgilenmediğini görüyoruz. Faruk Beşer, İslam ilim mecrası ile müspet ilim mecrasının batıdaki mukabili olan pozitif bilim mecrasını aynileştirecek kadar dehşetengiz bir akıl ve anlayış savrulması içinde. İslami zaviyeden yapacağımız “ilimlerin tasnifinde”, Müspet ilim mecrasının “ilim maluma tabidir” ölçüsünü takip ve tatbik edeceğimiz açıktır. Bu cihetiyle müspet ilim mecrası ile batıdaki mukabili olan pozitif bilim mecrasının nispeten benziyor olması, İslami ilimler mecrasının disiplinleri olan mesela Tefsir İlminin de aynı ölçüye tabi olacağı manası çıkmaz. İslami ilimler mecrası, “ilmin maluma tabi” olduğu ölçüsünü değil, “malumun ilme tabi” olduğu ölçüsünü takip ve tatbik eder. Çünkü Kur’an-ı Kerim “mutlak bilgi”, “mutlak ilim” hüviyetini taşır, bu cihetiyle mutlak kaynaktır ve “malum”, yani varlık ve vakıalar ona nispetle idrak ve izah edilir, ona nispetle inşa edilir, ona nispetle tatbik edilir.

Pozitif bilim mecrası ve anlayışı materyalist temellidir ve “hakikat” tanımaz. Bu sebeple de akıl (süje) ile maluma (objeye) bakar ve imkanları nispetinde elde ettiği metodik bilgilere bilimsel bilgi der, takip ettiği metoda da bilim… Oysa İslam hakikatin ta kendisidir ve Müslüman ise maluma (objeye) muhatap olmadan önce “hakikate” muhataptır, hakikatten elde ettiği mana yekunu ile maluma muhatap olur. İslami ilim mecrası dediğimiz, ilimlerin tasnifinde de zirveye oturttuğumuz, tüm ilimlerin (ve bilimlerin) müfettişi kıldığımız mecra, kendi ıstılah haritasına, kendi çerçevesine, kendi usulüne sahiptir ve bunlar asla pozitif bilim anlayış ve mecrasıyla denkleştirilemezler.

Oryantalizmin hamlelerinden birisi de, İslami ilimleri pozitif ilim mecrasına çekmek, onunla aynileştirmek, böylece kendi kaynağından ve usulünden uzaklaştırmaktır. Tefsir ilmi, pozitif ilim anlayışına teslim edildiğinde kendini imha etmiş olur.

Not; Faruk Beşer’in diğer iki yazısını da değerlendireceğiz.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir