FETHULLAH GÜLEN, ALEMİ AHMAK YERİNE KOYMA

FETHULLAH GÜLEN, ALEMİ AHMAK YERİNE KOYMA

Zaman gazetesi, Fethullah Gülen’in, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfına gönderdiği mesajı, 04.07.2014 tarihli nüshasında (biz internet sitesinde gördük) yayınlamış. Fehmi Koru’nun bu mesaj ile ilgili tenkitleri, gazetenin mesajın tamamını yayınlamasında etkili olmuşa benziyor. O mesajı gazete yayınlamamıştı, Fehmi Koru başta olmak üzere, geniş bir çevre tarafından mesajın sansürlendiği iddia ve tenkidi menzilini bulmuş olmalı ki gazete yayınlamak durumunda kalmış.

Ne diyor Fethullah Gülen o mesajında?

Özet olarak arınmaktan bahsediyor, ramazan vesilesiyle de muhteva ile zamanlama birbirine uyuyor. Her ne kadar gazetenin yayını ve köşe yazarlarının yazıları, ramazanın geldiğine işaret etmiyorsa da, Fethullah Gülen’in mesajı, ramazan ile mütenasip bir muhteva taşıyor. Kullandığı dil ise ilginç, genel olarak birinci çoğul (biz) zamiri ile başlayan cümleler kuruyor. Hal böyle olunca “nefs muhasebesi” yaptığı zannını uyandırıyor. Ama yazının (mesajın) sonuna vardığınızda, biz zamiriyle başlayan cümlelerin aslında kendileri dışındakilere hitap eden birer tenkit cümlesine dönüştüğü görülüyor. Böylece Fethullah Gülen ve kurşun askerlerinin “samimi” beyanlarda bulunmadıkları, bulunmayacakları, çünkü takiyye yaptıkları kanaatimiz kökleşiyor.

“Biz” zamirini, “toplum” adına kullanması ise tamamen bir sinsilik ve takiyye anlamına geliyor ve asla bir nefs muhasebesine girmediği anlaşılıyor.

“Fakat ne acıdır ki, bir hayli zamandan beri toplum olarak bir kere daha arzularımızın esiri ve nefislerimizin de köleleri haline geldik.. pek çoğumuz itibarıyla, birer sevgi otağı olan gönüllerimize, kötülük duyguları gelip taht kurdu.”

Biz zamirini kendisi ve kurşun askerleri için kullanmaması, en azından toplumu ihtiva edecek şekilde kullanması, mesajın sonunda da kendine yönelen itirazlara çevirmesi, sözüm ona zekice bir dil ve üslup ile işin içinden sıyrılmaya çalışan bir takiyyeci ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Mesajın sonunda meseleyi nereye getirdiğine bakın;

“İşin doğrusu aylardır herbiri bir zıpkın gibi sineme saplanan onca yalan, onca tezvir, onca iftira ve onca şeytanî plân karşısında sükûtu tercih edişimin sebebi milletçe böyle bir tevbeye muvaffak olabileceğimize dair ümidimi koruyor olmamdır. Gürül gürül konuşmak icap eden anlarda bile sadece yutkunmakla iktifa edişim bozulan köprülerin bütün bütün yıkılmasının önünün alınabileceğine ve yeniden mürüvvet ufkuna ulaşılabileceğine olan inancımdır.”

Oysa mesajın ortalarında şunları söylüyor;

“Hakk’a saygısızlık günahı; insanlara kin ve nefret duyma günahı; fikirlere hürmetsizlik etme günahı; toplumun içine ihtilâf ve iftirak tohumları saçma günahı; karanlık görme, karanlık düşünme günahı; kendimizi masum, başkalarını mücrim kabul etme günahı; herkesi cehennemlik ya da yobaz sayma günahı; bize mal edilmeyecek olumlu her hareketi baltalama günahı; kendi insanî değerlerimizi tahrip etme günahı… ve daha nice günahlar… Artık bütün bu günahlardan tevbe etme zamanı gelmiş olmalı!”

Bu ifadelere bakınca, “tamam, nefs muhasebesi yapıyor” diyecekken, mesajın sonundaki (üstte iktibas ettiğimiz kısım) ithamlara bakınca, hala “biz sütten çıkmış ak kaşığız” edasının aynen devam ettiği görülüyor. Ne denebilir bu adama?

Takiyye üstadı, hala insanları ahmak yerine koymaya devam ediyor. Ne kadar iğrenç bir tavır…

Bunu niye yapıyor?

Bir taraftan fena halde kuşatıldılar, diğer taraftan Akparti (ve Erdoğan) ile anlaşmak istiyorlar, öte yandan o kadar büyük bir ihanet fiili ve suçu işlediler ki, asla affedilmeyeceklerini biliyorlar. Tam bir sıkışmışlık hali yaşıyorlar ve ne yapacaklarını bilemiyorlar. Böyle durumlarda başvurulan klasik metot olan “her şeye oynama” tavrını strateji haline getirdiler. İtiraz edenlere, “bakın nefs muhasebesi yapıyoruz ama karşılık göremiyoruz” diyecekler, kendi tabanlarına da, “bakın hocaefendi tüm saldırılara karşı sükut etti ve sineye çekti, ne kadar büyük adam” diyerek mevzilerini koruyacaklar.

*
Böyle olmaz. Öncelikle ihanetlerinin cezasını çekecekler, eğer samimiyseler, şartsız şekilde Müslümanlardan özür dileyecekler. Şartsız olarak özür dileyecekler ve Müslümanların kendilerini affedip affetmeyecekleri hususunda rey sahibi olduklarını, affetmezlerse bunun bir hak olduğunu, affederlerse de alicenaplık yaptıklarını beyan edecekler. Adam bütün bu gereklilikler bir tarafa, hala özür diler eda ile saldırıyor. Bu ne çirkinlik be adam…

Öncelikle her mücrim suçunun cezasını çekecek, genel ifadelerle suçundan kurtulamaz. Mesela cinayet işleyen bir katil, “tövbe etmeliyiz, ben tövbe ediyorum ama herkes de tövbe etmelidir” gibi umumi ifadelerle suçunun cezasından kurtulamaz. İşlediği suçtan dolayı mahkemeye çıkacak, mahkemenin vereceği cezaya razı olacak, kafasını celladın kütüğüne uzatacak ve mağdurların affetmesini bekleyecek, eğer affetmezlerse kafasını verecek. Bunun dışındaki tüm tavır ve edalar, beyan ve izahlar havanda su dövmekten ibarettir ve sadece sinsi bir manevra anlamına gelir.

*
Fethullah Gülen’in anlaması gereken ilk husus şudur; kurşun askerlerinin kendine gösterdikleri itibarı başka kimse göstermiyor. Kurşun askerlerinin, yellenmesinde bile hikmet ve keramet aramasına karşılık, tüm Müslümanlar, her konuşmasına ve tavrına “takiyye” niyetiyle bakıyor. Kurşun askerlerinin dışındaki insanlar nezdinde itibarı bu kadar. Fethullah Gülen bu gerçeği anlamadığı müddetçe, kurşun askerlerine hitap eder edasıyla yaptığı her konuşmasının, takiyyeci bir hainin beyanı olarak dinlendiğini anlamaz, böylece ciddi laflar ettiği vehmiyle komik durumlara düşer. Ondan sonra da, şaşkın şaşkın, “neden tesirim olmuyor” diye düşünüp durur.

Fethullah Gülen, şu ifadelerini, sadece kendini ve kurşun askerlerini ihtiva edecek şekilde kullanmalıdır;

“Hakk’a saygısızlık günahı; insanlara kin ve nefret duyma günahı; fikirlere hürmetsizlik etme günahı; toplumun içine ihtilâf ve iftirak tohumları saçma günahı; karanlık görme, karanlık düşünme günahı; kendimizi masum, başkalarını mücrim kabul etme günahı; herkesi cehennemlik ya da yobaz sayma günahı; bize mal edilmeyecek olumlu her hareketi baltalama günahı; kendi insanî değerlerimizi tahrip etme günahı… ve daha nice günahlar… Artık bütün bu günahlardan tevbe etme zamanı gelmiş olmalı!”

Bunu yapmalı ve kurşun askerlerine de şiddetle tavsiye etmelidir. O ise bunun tam aksini yapıyor ve bu ifadeleri mesajının sonunda karşı taraf için kullandığını ima ediyor. Ahlaksızlığın ve istismarın bu kadarına da şahit olmamıştık. Zaten zaman gazetesi isimli paçavra, aynı yayın çizgisine devam ettiğine göre, bu ifadeleri kendisi ve kurşun askerleri için değil, karşısında olanlar için kullandığı tescil ediliyor.

Yeter artık… Anlamıyor musun, bir kanaat önderi filan değilsin, sadece bir örgüt liderisin ve hesabının görülmesine az kaldı. Şu son günlerinde bari samimi bir şeyler yap da, Müslümanlar arasındaki nifakı bitir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir