FETHULLAH GÜLEN “HİZMETÇİLERİNİ” ZOR TUTUYOR

FETHULLAH GÜLEN “HİZMETÇİLERİNİ” ZOR TUTUYOR

Bir örgüt, bir cemaat, bir devlet (halk) yönetmenin yüzde ellisinden fazlası, insanların psikolojik dünyalarını yönetebilmektir. İnsanların ümitlerini yönetebilmelisiniz, korkularını yönetebilmelisiniz, cesaretlerini yönetebilmelisiniz ila ahir… Liderlerin en büyük özellikleri, insanların psikolojilerini yönetebilmesidir, insanların psikolojik süreçlerini yönetebilen, o süreçlere ümit ve cesaret pompalayabilen, ümitsizlik ve korkunun kök salmasına müsaade etmeyen liderler, insanlar üzerinde tasarrufta bulunabilmekte, onları yönetebilmekte, onları ayakta tutabilmekte ve merkeze bağlı halde hayatlarına devam etmelerini sağlayabilmektedirler. Bir insana ne kadar para (mesela maaş, avans, prim) verirseniz verin, ümit ve cesaret aşılayamıyorsanız, ayakta tutamıyor, sadakatlerini sabit kılamıyorsunuz. Paranın fazla önemsendiği bir çağda yaşadığımız için onu misal veriyoruz, mali kaynakları zayıf olan bir yapının ayakta kalması zordur ama ne kadar paranız olursa olsun, ümit ve cesaret aşılayamıyorsanız meseleyi halledemiyorsunuz.

Cesaret mevcut durumla ilgili bir duygudur, direnmeyi mümkün kılan ruhi kaynaktır. Ümit ise gelecekle ilgili bir duygudur ve elan zor durumda olsanız bile ümit aşılayabiliyorsanız, istikbalin sahibi olduğunuza dair bir projeksiyon sunabiliyorsunuz ve insanlar mevcut şartlarda zor durumda olsa bile dayanıyorlar.

Psikolojik yönetimin ana merkezleri ümit ve cesarettir. Bunlarla birlikte belli dozda bir korku da pompalamak gerekiyor. Korku, sizin varlığınızın meşruiyeti, düşmanınızın sizi tehdit etmesi üzerine kurulu bir stratejidir ki, asla cesaretten daha fazla olmamalıdır. Düşmanınızla ilgili propagandanız ve bu propagandaya dayalı korku stratejiniz sizin gücünüzü ve cesaretinizi aşmamalıdır, aştığı andan itibaren sadakat gider ve ihanet geçer akça haline gelir.

Ümit ile yeis, cesaret ile korku dengesi, dünyadaki en hassas dengelerden biridir. Liderlerin maharetleri, bu dengeyi hissetmeleri, doğru dengeyi kurabilmeleri, o dengeyi sürekli diri tutabilmeleriyle anlaşılır. Dengeyi hafiften kaçıranlar bile yaptıkları ve söyledikleriyle kendi aleyhlerine çalışmaya başlarlar.

Tayyip Erdoğan, baştan beri bu dengeyi en fazla sezen, dengeyi en fazla takip eden, dengeyi en fazla diri tutan kişidir. En son misali olan ihanet örgütüne karşı yürüttüğü mücadelede, bir taraftan ne kadar tehlikeli olduklarını anlatarak korku salıyor diğer taraftan da “inlerine gireceğiz” gibi cesaret pompalıyor. Bu işi yaparken de asla tarih vermiyor, takvim sunmuyor ama kararlılığını çok net şekilde gösteriyor.

Ümit pompalama meselesinde “tarih” ve “takvim” meselesi çok önemlidir. Tarih verenler, stratejilerini açık ettikleri için çok önemli bir hata yaparlar ve rakiplerinin (veya düşmanlarının) o tarihe hazırlanmasını, o tarih için tedbir geliştirmesini mümkün kılarlar. Tarih veren stratejiler, ümit ve cesaret kaynaklarını o tarihe stoklarlar. Başarısızlık halinde izah etmek fevkalade zorlaşır.

Fethullah Gülen, son zamanlarda örgütünü ayakta tutmak için tarih vermeye başladı. Verdiği tarihlerin hiçbirinde hedefe ulaşılamadı. Verdiği her takvim hezimetin tarihi oldu. Verilen tarih zaferin değil de hezimetin tarihi olduğunda, yeis ve korkuyu telafi etmek için mecburen yeni tarih vermek zorunda kalırsınız. Bu durum zincirleme reaksiyonu tetikler ve hezimet kaçınılmaz hale gelir.

Tarih verme ihtiyacı, örgüt mensuplarının ümit ve cesaret yönetiminde bir zafiyet anlamına gelir. Dirayet, tarihsiz ve takvimsiz bir süreç için sözkonusuysa, çok daha derin ve kuvvetlidir. Ümit ve yeisi, cesaret ve korkuyu tarihsiz ve takvimsiz yönetebiliyorsanız, güçlü bir lidersinizdir. Tarih verme ihtiyacı hasıl olmuşsa, liderliğiniz tehdit altındadır.

Fethullah Gülen, inşa ettiği “mistik şahsiyet” gereği artık tarih vermek zorunda kalıyor. Mistik şahsiyet, kendisi hayattayken netice almayı esas ittihaz eder. Çünkü mistik şahsiyet merkezinde kurulan örgütlenmeler, ona bağlıdır, tabii olarak onun ömrüyle kayıtlıdır. Fethullah Gülen, yaşı itibariyle artık tarih vermeden yapamaz, sürekli tarih vermek zorundadır ve tarih verme ihtiyacı bu kadar ağır basmaya başladığında, hatalar seri halde ortalığa saçılır.

Tayyip Erdoğan’ın son zamanlarda sürekli vurgulamaya çalıştığı, “Bu dava şahıslarla kaim değildir, bizden önce vardı, bizden sonra da devam edecektir” şeklinde ifade edilen stratejisi, bu meseleyi biraz geç olsa da farkettiğini gösterir. Aynı stratejiyi Fethullah Gülen takip edemez, zira inşa ettiği mistik şahsiyet buna müsaade etmez. “Allah ile konuştum…” diye söze başlayan bir adam, davayı gelecek nesillere emanet edemez, o, ömrü içinde netice almak zorundadır. Mutlak itaat için mistik şahsiyet inşa eden Fethullah Gülen, yolun sonuna geldi, o stratejisi bu güne kadar mutlak sadakati temin etti, şimdi ise mutlak ihanete kalp etmek üzere…

Fethullah Gülen için yol bitti, deniz bitti. Kendini en güçlü kılan özelliği, mutlak bir zafiyete dönüştü. Artık sürekli tarih vermek zorundadır fakat verdiği her tarih hezimetini tescil edecektir. Öyle bir denkleme düştü ki, denklem kendi kendini yiyip bitirecek. Tarih vermezse örgütün psikolojik evrenin yönetemeyecek, her tarih verişinde ise hezimet yaşayacak ve mutlak itaat aşınacak.

Dışarıdan bakıldığında “mutlak itaat”in devam ettiği zannediliyor. Yanılmayın, mutlak itaatin şartları hızla eriyor, dolayısıyla mutlak itaat, mutlak ihanete dönmek üzere.

İnsanların psikolojilerini yönetmek, sadece teorik sözlerle kabil değil. Mutlaka hayatın içinde küçük veya büyük zaferler veya başarılar gerekiyor. Tayyip Erdoğan’ın, miting diline aldanmayın, gayet sakin şekilde planlıyor ve tarih vermeksizin zamanı geldiğinde harekete geçiyor. Bir taraftan halkın psikolojisini yönetiyor diğer taraftan da o psikolojiyi besleyecek hamleleri yapıyor. İhanet örgütü ise sadece savunmada…

İhanet örgütünün emniyet ayağının bir kısmına yönelik yapılan operasyon başladığından beri, örgütün medyası bir mağduriyet destanı yazmaya çalışıyor. Anlamadıkları şey şu; mağduriyet, meşruiyetin mütemmim cüzüdür, meşruiyet yoksa mağduriyet değil, suçlu vardır. Erdoğan aylarca ihanet örgütünün halk nezdindeki meşruiyetine saldırdı ve netice aldı, örgütü halk nezdinde gayrimeşru hale getirdi. Bu arada operasyonlar için hazırlıklar tamamlandı ve soruşturma dosyaları uygulamaya konuldu. Artık halk nezdinde meşru bir hareketin mağduriyeti sözkonusu değil, aksine ihanet örgütünden hesap soruluyor. Ortaya çıkan manzara şu; Tayyip Erdoğan, ülkenin ve ümmetin hainlerine hesap soran bir kahraman, Fethullah Gülen ise ihanet örgütü lideri olarak “başhain” sıfatını kazanmış durumda.

Fethullah Gülen “hizmetçilerini” tutamıyor. Birkaç polis şefi üzerinden oluşturmaya çalıştığı mağduriyet ve kahramanlık hikayesi, halk tarafından ihanetin hezimeti olarak okunuyor. Artık sona gelindi, kısa süre sonra örgütün hızlı ve keskin şekilde çözüldüğüne şahit olacağız.

MİT krizinde, 17 ve 25 Aralık kalkışmasında bir “kahramanlık destanı” yazacaklardı. Olmadı. Şimdi oradan bir mağduriyet destanı yazmaya çalışıyorlar. Her şeyleri gibi bu konuda da mantık örgüsünü tersten kurmaya çalışıyorlar. Mağduriyetten kahramanlık destanı çıkar da, kahramanlık destanı diye başlanan bir hadiseden mağduriyet çıkmaz. Zaten “hizmetçilerden” kahraman çıkmaz ki…

Share Button

FETHULLAH GÜLEN “HİZMETÇİLERİNİ” ZOR TUTUYOR” üzerine bir düşünce

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir