FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-19-MANEVİ İSTİBDAT

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-19-MANEVİ İSTİBDAT

Fethullah Gülen bir taraftan İslami ölçüleri farklı ve maksat dışı terkibe tabi tutarak mistik bir muhteva oluşturuyor ve insanlar üzerinde mistik istibdat kuruyor diğer taraftan da İslami ölçüleri kullandığı için aynı zamanda manevi istibdat kuruyor. Özü mistik istibdat olmasına karşılık, muhataplarının (bağlılarının) manevi tesirler aldığı vehmi, muhatapları açısından bir manevi istibdat oluşturuyor.

Bağlıları mistik istibdat olduğunu farketse mesele kalmaz. Problem, Fethullah Gülen’in, özünde mistik istibdat olan tavır ve tatbikatlarını, İslami ölçüleri kullanarak muhataplarında “manevi tesir” uyandırdığı vehmini üretmesi… Mistik muhtevayı manevi tesir haline nasıl getiriyor veya daha doğru şekliyle soru şu; mistik muhtevanın muhataplarında manevi tesir vehmi üretmesinin denklemi nedir?

Bir İslami meseleyi alıyor, o meseleyle ilgili tüm ölçüleri dikkatlere sunmuyor, meseleyi çerçeveleyen birkaç ölçüyü dikkatlerden kaçırıyor, böylece mevzu “istismar” edilebilir hale geliyor. İslami meseleden bahsedildiği için, muhatapları, yaşadıkları zihni ürpertileri, ruhi-kalbi ürperti zannediyor. Oysa Fethullah Gülen, muhataplarındaki nefs ile ruh arasındaki güzergahın ortasına bariyer kurmuştur ve dışarıdan aldıkları tesirlerin ruhlara ulaşmasına mani olmuştur. Meselenin tamamı zihni evrende deveran ediyor ve asla kalbi evrene ve ruha ulaşmıyor. Ruha ulaşmayan bir tesirin doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu anlama imkanı maalesef yok.

Mesela Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizi rüyada görme mevzuu bir mümin için büyük bir bahtiyarlıktır. O nur cemali dünyadayken rüyada bile görmek bir müminin yaşayabileceği belli başlı harikuladeliklerden biridir. Mevzuun ölçüleri nedir? Rüyasında gören şahsa bir emri varsa o şahıs o emri yerine getirmelidir, o rüya sadıktır ve onunla amel etmesi caizdir. Lakin, bir şahsın gördüğü rüya ile başka bir müminin amel etmesi caiz değildir, zaten mevzuun edebi de, o rüyanın anlatılmamasıdır. Başkasının gördüğü rüya ile amel edilmesine cevaz verilmemesinin sebebi, Fethullah Gülen misalinde görülen “istismarın” önünün kesilmesidir. Yani, rüyanın şahidi yoktur, şahit olmayan hadise Şeriat’a nispetle sabit değildir, gerçekte sabit olması ise sadece rüyayı görenle mahdut bir vakıa olmasıdır ve sadece onun için hüküm ifade eder. Şeriat’ın bu hükmü, manevi meselelerle mistik meseleleri birbirinden tefrik etmek, Allah’ın dinini mistik hezeyanlara kurban etmemek içindir. Bu misal üzerinden mevzua bakıldığında ne kadar sarih hale geldiği görülüyor olmalı.

Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamı, kendinin veya bir başkasının rüyasında gördüğünü, rüyasında “şöyle bir emir verdiğini” söyleyerek örgütünü sevk ve idare eden Fethullah Gülen, tüm ölçüleriyle bakıldığında İslam hukukuna (Şeriat’a), İslam ahlakına, İslam adabına aykırı davranıyor. Fakat kullandığı (istismar ettiği) mevzuu doğrudan Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam… Dolayısıyla muhatapları, böyle bir emirden “manevi haz” aldığı vehmine kapılıyor. Oysa Fethullah Gülen, bağlılarının nefsleriyle ruhları arasına bariyer kurduğu için, muhataplarının yaşadıkları zihni heyecanlar, ruhi mahiyet taşımıyor, aksine ruhlarına ulaşamadıkları için manevi zevk ile nefsi zevki bile birbirinden tefrik edemiyor.

*
Fethullah Gülen, iman ile itimat mevzularında mistik operasyonlar yapıyor. İtimat, imanın mütemmim cüzüdür, Allah’a iman ettiğini söyleyen birisi, aynı zamanda itimat da ediyordur. Allah’a itimat etmeyen kişi, iman etmiş olmaz, öyle bir iman, İslam’ın çerçevesini tayin ve muhtevasını izah ettiği iman değildir. Fakat itimat, iman mevzularında imanın mütemmim cüzüdür ama bir taraftan da iman mevzuları dışında müstakil bir konudur. Yani Allah’a ve Resulüne iman ettiğimizde onlara itimat da etmekteyiz ama mesela bir şahsa iman etmeksizin itimat edebiliriz. Bir mesele, bir mevzuun mütemmim cüzü olduğunda farklı, müstakil mevzu olduğunda farklı “mana hacmine” sahiptir. Fethullah Gülen’in İslam üzerinde “mistik operasyon” yaptığı konulardan birisi budur.

Muhataplarının nefsleriyle ruhları arasına karargah kuran Fethullah Gülen, iman ile itimat arasındaki münasebetten faydalanarak, tüm sistemini “itimat” üzerine kuruyor. İmanın mütemmim cüzü olan itimadı, iman ile ilgili ölçülerle izah ediyor fakat sonra onu müstakil (bağımsız) konu olması gereken sahaya taşıyor ama orada da imanın mütemmim cüzü gibi kullanıyor. Yani bağlıları, kendisine, müstakil mesele olan itimat ile güvenmiyor, imanın mütemmim cüzü olan itimat ile güveniyor. Hal böyle olunca, bağlıları farkına varmasa da, Fethullah Gülen’e itimat ettiklerini zannederken iman ediyor. Felaket bir durum…

Bu zihni mekanizmayı kuran Fethullah Gülen, Efendimiz Aleyhissalatü Vesselamı rüyada görme meselesini, rüyanın şahidi olmadığı ve başkaları için hüküm ifade etmediği halde, sadece itimada dayalı olarak “peygamber emri” şeklinde bağlılarına sunuyor. Bağlılarının zihin dünyasında manevi tesir icra eden bu tavır ve tatbikat, özü itibariyle mistik bir etkidir.

Bir teşkilat için itimat çok mühimdir. Fethullah Gülen’in merkezini kaydırması ve istismar etmesi itimat mefhumunun kıymetini azaltmaz. Fakat Müslümanların her meselesini İslam tarif ve tayin ettiği için, itimat mevzuunu da ondan öğrenmeleri, anlamaları ve ona uygun tatbik etmeleri şarttır. İtimat mefhumunu doğru anlamanın ilk şartı ise, imanın mütemmim cüzü olduğu çerçeve ile müstakil olduğu sahanın birbirinden sıhhatli ve derin şekilde tefrik edilmesidir.

*
İslami anlayışın en çok ve derinden sarsıldığı mefhumlardan birisi itimattır. Bu mefhumu merkezinden kaydıran ve istismar eden sadece Fethullah Gülen değil. Fethullah Gülen bahsinde temas ettiğimiz bu mefhumun yaygın olan yanlış anlama ve istismar ihtimallerine kısaca göz atalım.

Fethullah Gülen ve benzerleri tarafından ağır şekilde istismar edilen itimat mefhumu, bazı cahil ve sığ idrak sahipleri tarafından cüzzamlı gibi kaçılan bir mesele haline gelmiştir. Meselenin aslını derinliğine idrak edemedikleri için itimat mefhumundan o kadar kaçmışlardır ki, mesela Risalet tedrisatından geçmiş dünyanın en güzide kadrosu olan Sahabe-i Kiram’a da itimatlarını kaybetmişler, böylece Hadis-i Şerif ve Sünnet-i Seniyyeden uzaklaşmışlardır. Sahabe-i Kiram’ın rivayetlerine “itimat” etmemişler, bu sebeple sadece Kur’an-ı Kerim’e yönelmişler, netice olarak neredeyse (haşa) Peygambersiz bir din inşa etmişlerdir. Bu cahil ve idraksizler, itimat ile iman arasındaki münasebeti doğru kuramamış, doğru anlamamış, bu sebeple de Sahabe-i Kiram’a itimat etmeyi, iman etmek zannetmiş, böylece ondan uzak durarak dini peybambersizleştirmişlerdir. Tam olarak oryantalistlerin söylediğini Müslümanlardan duymak ne kadar ıstırap vericidir. Bu savruluşta Fethullah Gülen gibi adamların istismarları ve mistik din inşasının katkısı olduğunu ise asla unutmamak gerekir.

*
Fethullah Gülen, sistemini baştan sona “itimat” üzerine kurmuş, itimadın kaynağını ve tek muhatabını da kendisi yapmıştır. Tek itimat kaynağı haline gelince, iman ile itimat arasındaki münasebet sıhhatli şekilde kurulamamıştır. İman, itimat tarafından muhtevası işgal edilen bir zihni yöneliş haline getirilmiş, insanlar Fethullah Gülen’e itimat mı ediyorlar iman mı ediyorlar karıştırılmaya başlanmıştır.

Fethullah Gülen, mistik istibdadını, bağlıları üzerinde manevi istibdat olarak kullanmak için ihtiyaç duyduğu zihni evreni maharetle inşa eden adamdır. Bağlılarında inşa ettiği zihni evrenin kodları çözülmelidir, aksi halde meselenin anlaşılması ve tedbir alınması zordur.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir