FETHULLAH GÜLEN’İN İADE MESELESİ

FETHULLAH GÜLEN’İN İADE MESELESİ…

Ankara savcılığının yaptığı soruşturmada mesafe aldığı ve Fethullah Gülen’in iadesi için resmi süreci hazırlamaya başladığı haberleri gelmeye başladı. Dosyanın hangi safhada olduğunu bilmiyoruz, kamuoyundaki bilgilerin ne kadar sıhhatli olduğunu da bilmiyoruz. Ne var ki öyle ya da böyle Fethullah Gülen ABD’den istenecek, zamanlamasını bilmesek de soruşturmaların oraya doğru hızla ilerlediğini biliyoruz. Zaten Başbakanın bu konuda net açıklamaları da var.

Fethullah Gülen, ABD’den resmi olarak istendiğinde ne olur? Şimdi üzerinde düşünmemiz gereken konu bu… ABD, Fethullah Gülen’i verir mi vermez mi? Cevabını aramamız gereken ilk soru bu, bundan sonraki soru ise, verirse ne olur, vermezse ne olur?

ABD’nin Fethullah Gülen’i vermesi, sadece Türkiye ile arasındaki “suçluların iadesi hakkındaki anlaşma” ile sınırlı bir mesele değil. Eğer vermek istemezse, o anlaşmanın maddelerini bir şekilde işine geldiği gibi yorumlayacak ve Fethullah Gülen’in iadesinin şartlarının oluşmadığını, iade kapsamı dışında kalan suçlulardan olduğunu, bu sebeple de iade edemeyeceğini söyleyecek. Bunu da idare değil yargı yapacak ve idare de, “yargı iade edilmemesine karar verdi, bizim yapabileceğimiz bir şey yok, yargıya müdahale edemeyiz” diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışacak. “Suçluların iadesi anlaşmasının” bu meseledeki tek etkisi, Türkiye’nin baş suçlunun iadesini talep etmesi için milletlerarası hukuka göre bir diplomatik mecraya sahip olmasıdır. Suçluların iadesi anlaşması olmasa, Fethullah Gülen’in iadesi bile talep edilemeyecek ve ABD de iade meselesini, “aramızda iade anlaşması yok, böyle bir talepte bulunamazlar” diye geri çevirecekti.

Suçluların iade anlaşması, sadece iade için müracaat etmeyi mümkün kılan ama meseleyi oradan öteye taşımayan bir milletlerarası hukuk metnidir. Meselenin gerisi siyasidir ve ABD menfaatleri ile ilgili bir husustur. Öyleyse Fethullah Gülen’in iadesinin siyasi şartlarının olup olmadığına bakmamız gerekiyor.

Meselenin siyasi şartları şunlardan ibaret; Fethullah Gülen’in ABD’nin ne kadar işine yarayacağı hususu, dünyadaki dengelerle ilgili şart ve ABD’nin Türkiye’den zorlu taleplerinin bulunup bulunmadığı konusu…

Fethullah Gülen’in ABD’nin işine ne kadar yaradığı meselesini uzun uzun izah etmek yerine iade talebi karşısında ABD’nin tavrına bakmak gerekiyor. ABD Fethullah Gülen’i iade etmezse, demek ki kullanım süresi hala dolmamıştır ve hala kendisine yapılan yatırımdan alınmak istenen verimler tamamen alınmamıştır. Fethullah Gülen’in elinde bulunan güç ve imkanlara bakıldığında, hala kullanım süresinin dolmadığını düşünmek mümkün. Fakat bir nokta hala vuzuha kavuşmuş değil, Fethullah Gülen’in “deşifre” olması, kullanım süresini doldurmuş olabilir. Çünkü istihbarat örgütleri ve ajanlar deşifre olduğunda, onlarla ilgili tüm planlar çöker. Deşifre olan ajan ya öldürülür veya sahadan çekilir. Fethullah Gülen örgütü bir istihbarat örgütü olduğu için, bu açıdan bakmak gerekir. Sadece Türkiye’de deşifre olması sahadan çekilmesi için kafi değildi muhakkak, zira dünyada onlarca ülkede hala misyonunu devam ettirebilirdi. Türkiye’nin (hükümetin), Fethullah Gülen örgütünün yurt dışı misyonlarının üzerine gitmesi, onları deşifre etmesi, tüm dünyada bir mücadele başlatması, meseleyi doğru anladığını, doğru bir mücadele stratejisi geliştirdiğini, böylece örgütün “kullanım süresini” bitirdiğini veya bitirmeyi hedeflediğini düşünmek gerekir. Akparti’nin kurmay kadrolarının çok ciddi ve iyi hesaplanmış “kararlar” aldığını kabul etmemiz gerekiyor.

ABD için Fethullah Gülen’in kullanım süresinin dolmuş olmasından başka bir iade sebebi olmaz. Eğer gerçekten kullanım süresi dolmuşsa Fethullah Gülen’i iade eder ve karşılığında çok ciddi taleplerde bulunur. Böylece zaten işe yaramayacak bir kadavradan yüksek bir verim elde edebilir. Türkiye’nin Fethullah Gülen’i alabilmesinin tek yolu, Fethullah Gülen’in ülkede ve dünyada (en azından İslam aleminde) tamamen meşruiyetini bitirmesidir. Bunu yapabildiği oranda Fethullah Gülen deşifre olmuştur ve kullanım süresi dolmuştur. Sadece Türkiye’de deşifre olması kullanım süresinin dolması için asla kafi değildir.

*
Dünyadaki dengeler meselesine gelince… ABD, sürekli derinleşen ve yakında yeni bir dalga ile tekrar ülkeyi vuracak olan ekonomik kriz ile boğuşuyor. Buna paralel olarak dünyadaki gücü ve etkisi azalıyor. Buna mukabil Rusya ve Çin’in gücü ve etkisi ise artıyor. Türkiye ise İslam dünyasındaki “tabii gücü” ile denge amili olmaya devam ediyor. Her ne kadar Suriye’deki isyan süreci neticelenmemiş, Mısır’daki darbe ile gücü sınırlanmış ve kuşatılmış olsa da, tabii gücü (bil-kuvve) hala devrede ve hala dünya Müslümanları her konuda Tayyip Erdoğan’ın ne diyeceğine bakıyor. Rusya karşısında Ukrayna cephesinde patinaj yapan ABD ve AB, Ukrayna’yı kaybetmenin çok ötesinde bir itibar erozyonuna uğruyor. Bu kritik süreçte Türkiye hem batı blokuna hem de doğu blokuna can suyu verecek kadar önemli ve etkili… Batı Türkiye’yi kendi saflarında tutmak için tabii ki bir takım taleplerini karşılayacak, bu taleplerin birisi neden Fethullah Gülen’in iadesi olmasın.

Fethullah Gülen’in iadesi için Ukrayna’da oluşma safhasındaki yeni dengeler kafi gelir mi? Tabii ki yalnız başına kafi gelmez, zira Fethullah Gülen küresel bir operasyonun önemli bir taşeronudur. Fakat Ukrayna meselesindeki kendini göstermeye başlayan yeni denge ve denklemlere, Fethullah Gülen’in deşifre olmasından dolayı kullanım süresinin dolması veya dolmanın eşiğine gelmesi eklendiğinde, ABD’nin iade meselesini ciddi anlamda düşünmesi muhtemeldir.

Dünya dengeleri meselesi sadece Ukrayna’dan ibaret değil, birçok küresel ve mahalli denklemler var ve özellikle de İslam coğrafyasını içine alan denklemlerde Türkiye ciddi ve güçlü bir denklem unsuru olarak sahada arz-ı endam ediyor. Fethullah Gülen’in deşifre olmasından dolayı ortaya çıkan verimsizliği, dünya dengeleriyle ilgili gelişmelere eklendiğinde, iade meselesinin zannedildiği kadar hayal olmadığı anlaşılır.

*
ABD’nin Türkiye’den zorlu taleplerinin bulunup bulunmadığı meselesi, sadece dünya dengeleri ile ilgili değildir, dünya dengelerinin dışında da zorlu taleplerinin olması ihtimal dahilindedir. Özellikle İsrail’in güvenliği ve menfaati ile ilgili meseleler, dünya dengelerine bakılmaksızın ABD (ve Yahudi lobisi) için önemlidir. En son Mavi Marmara hadisesi ile zirveye çıkan Türkiye-İsrail ilişkilerindeki kriz, Türkiye’yi bir birim etkiliyor ve zorluyorsa, İsrail’i on birim etkiliyor ve zorluyor. Mavi Marmara meselesinde İsrail ile yürütülen müzakerelerde Türkiye tarafının en başta deklare ettiği şartlardan geri adım atmaması, tavizsiz bir diplomasi yürütmesi, İsrail’in milletlerarası hukuka göre haksız olmasından dolayı ABD tarafından da ciddi şekilde savunulamaması ve Türkiye’nin bu kadar kolay şekilde gözden çıkarılamaması ciddi bir mesele olarak ortada duruyor. ABD ve Yahudi Lobisi, zaten deşifre olmuş Fethullah Gülen’i iade karşılığında Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek isterse buna şaşırmamak gerekir.

Fethullah Gülen’in ve örgütünün, bu meseleleri farklı görüyor, farklı okuyor, farklı değerlendiriyor olduğunu biliyoruz. Onların aynı verilerden farklı neticeler çıkarmasını tabii karşılarız. Fakat Cenab-ı Allah Azze ve Celle’ye değil de, ABD, İsrail ve İngiltere’ye güvenmeleri, tüm hesapları yanlış yaptıklarının alametidir. Siyaseten Tayyip Erdoğan gibi mert bir adama güvenmek, başarısız olunduğunda da şerefli şekilde ölmek varken, batının ve İsrail’in kuklası olarak ölmek doğrusu feraset değil ağır bir akli ve ruhi maraza işarettir.

*
Fethullah Gülen iade edilirse ne olur, iade edilmezse ne olur?

Paralel örgüt, iade edilmesi halinde “mazlum” ve “mağdur” rolü için hazırlıklar yapıyor, bunun için bir müddettir yayınlara da başladılar. Anlamadıkları husus şu; Ergenekon türü Kemalist bir örgüt iadesini sağlasa ve yargılasaydı, idam bile edilse tarihi bir kahraman haline gelecekti. Oysa Erdoğan hükümetinde iadesi gerçekleşir ve yargılanarak cezaevine konulursa, aynı Şeyh Bedrettin’in akıbeti tekrarlanır. Osmanlıya isyan eden Şeyh Bedrettin bir kahraman değil, bir asidir, Fethullah Gülen de Müslümanlara karşı isyan ettiği için olsa olsa asi, yani kendi hukukumuzdaki karşılığıyla ifade etmek gerekirse, kendisi “bağy”, örgütü de “buğat” olur.

İade edilmezse, kullanım süresi dolmamış bir batı misyoneri olduğu görülür ve deşifre olma süreci tamamlanır. Hem Türkiye’de hem de İslam aleminde batının Truva atı olarak muamele görür, böylece Fethullah Gülen fitnesi de halledilmiş olur.

Bu değerlendirmelere Fethullah Gülen ve şakirtlerinin dudak bükeceğini biliyoruz ama onlar meşruiyetin nasıl bir güç olduğunu anladıklarında başlarına geleni farkedeceklerdir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir