Fikir Adamı ve Hakikat Kaygısı

Fikir adamı olmak, hakikatin peşine düşmektir. Hakikat arayıcılığı, fikir adamının diğer adıdır. Her nerede ve hangi çerçevede ise hakikat, keşfedilmeli, mümkünse zapt edilmeli değilse tabi olunmalı ve münasip bir dil ve üslup ile kaydedilmelidir. Hakikatin kaynağını bilen biz Müslümanlar için, hayatın ve zihni organizasyonun merkezine İslam alınmalı ve mütemadiyen o eksende arayış devam etmelidir.
Hayatın gailesi içinde yer yer eksen kaymalarının olduğu vakadır. Müslüman mütefekkirlerin, İslam’ı kutup yıldızı gibi dikkat ve idraklerinin sabit merkezi haline getirerek, gözlerinin biriyle kutup yıldızına diğeriyle de yeryüzüne bakmayı ruhi, zihni ve akli itiyat haline getirmesi şarttır. Merkezi (ve tabi ki dikkati) sabitlemeden muhitteki serazat seyahat (yani zihni faaliyetler), merkezden müstağni, nispetten müstakil ve hedeften bağımsız hale gelir. Bu durumda ortaya çıkacak zihni faaliyet, İslami tefekkür olmayıp, entelektüel gevezelik haline gelir.
Zihni evrenin inşasında “kaygı”nın özel bir yeri vardır. Kaygıdan azade hale gelmiş zihni organizasyonlar, istikametini kaybetmiş kişilikler üretir. İstikameti olmayan insanın zihni faaliyetleri, mesafe kat etmez. Bu tür kişiliklerin mesafe kat etmeleri, rotasız gemilerin dalgalardaki hareketlerine benzer. Rotası olmayan geminin de hareket edeceği malumdur ama (eğer giderse) dalgaların savurduğu yere gider. Nereye gideceğini bilmeyen geminin vardığı yerin ne önemi olabilir?
Zihni evrende bulunan kaygı, zihni faaliyetleri bir noktaya bağlar. Zihni faaliyetler her adımda ve her virajda bu kaygıya çarpar ve istikametini kontrol ve düzeltme ihtiyacını gösterir. İnsanın zihni evreninde bir çok kaygının bulunduğu malumdur. En küçük meseleyi bile dert edinen kişilerin zihni evreni kaygılar kumkumasıdır. Küçük meseleleri dert edinen küçük insanların kaygı kumkuması haline gelmiş zihni evrenlerinde, “tefekkür faaliyeti” meydana gelmez. Konumuz bunlar değil…
Fikir adamlarının zihni evreninde küçük meseleleri dert edinen bir organizasyon yoktur. Dolayısıyla küçük kaygılarla zihni evrenleri savrulmaz. Fakat fikir adamlarının zihni evrenlerinde “merkezi kaygılar” mevcuttur, olmalıdır. Fikir adamlarının zihni evrenlerindeki en önemli kaygı, “hakikat kaygısı”dır.
“Hakikat kaygısı” o kadar merkezi ve o kadar önemlidir ki, zihni evrenin bir kısmını ve zihni faaliyetlerin bazılarını değil, tüm zihni evreni ve tüm fikri faaliyetleri etkileyecek kadar ağırdır. Hakikat kaygısındaki ağırlık, zihni evrenin tamamını kendi merkezine doğru vakumlar. Hakikat kaygısından müstakil herhangi bir zihni ve fikri faaliyetin gerçekleşmesi imkansız hale gelir. Daha doğrusu böyle olmalıdır.
Zihni evrenin tamamını kendi merkezinde vakumlayacak kaygıların bulunması zordur. İnsanın ruhi, zihni ve akli dünyası o kadar girifttir ki, herhangi bir meselenin insanın her şeyini etkilemesi ve bu etkiyi mütemadiyen devam ettirmesi fevkalade zordur. Esas zor olan, zihni evrenin tamamını etkilemesi değil de mütemadiyen etkilemeye devam etmesidir. En ağır hadiselerin (mesela ölümün) bile bir müddet sonra etkisini kaybettiği vakadır. Bu sebeplerle fikir adamının zihni evreninin de herhangi bir kaygı (mesela hakikat kaygısı) ile mütemadiyen vakumlanmasının zorluğu aşikardır.
Fikir adamı olmanın zorluğu da aslında burada… İnsan zihninin her şeyi tüketmesi ve etkisini bir müddet sonra sıfırlaması, hakikat kaygısını, “merkezi kaygı” haline getirmek, tüm zihni evreni kendi merkezinde vakumlar noktada bulundurmak ve bu durumun sürekliliğini garanti altına almak bahsinin ne kadar zor olduğunu göstermeye kafidir. Bu kadar zor ise yolu nedir?
Bildiğimiz üzere iman, insan zihninin tamamını mütemadiyen tesir altında tutan ruhi hamlelerin birincisidir. İmanın bu hususiyeti, hakikat kaygısını, zihni evrenin tamamını etkileyecek ve bu etkiyi mütemadi kılacak mekanizmaları kurma imkanı verir. Müslümanların bu noktada ne kadar talihli olduğu anlaşılır hale gelmektedir zira İslam her şeyden önce ve her şeyden önemli olarak imanı mevzu edinir ve insanın merkezi kılar.
Madem ki elimizde temel ruhi hamle olan iman gibi, kudret ve istikamet merkezi var, öyleyse “hakikat kaygı”sını, imanın mütemmim cüzü haline getirmemiz gerekiyor. Zaten hakikat kaygısı, imanın mütemmimidir. Çünkü imanın başka bir tarifi de “hakikate yöneliştir”.
İman, nihai tahlilde, bilgiden mücerret olarak ruhi hamlenin istikamet kazanmış hali olduğu için, zihni ve akli faaliyetler, muhtelif konulara dağıldığında iman ile çatışmaya başlayabiliyor. Bu günkü hayatın akış hızı ve konuların çeşitliliği karşısında, zihni ve akli faaliyetleri, imanın istikametinde tutmak, Müslümanlar için birinci derecede önem arzeden meseledir. İşte iman ile hayatı aynı mecraya dökecek, aynı istikamette tutacak ve aralarında tezadın yeşermesine fırsat vermeyecek olan ruhi ve zihni mekanizma, hakikat kaygısını imanın mütemmimi haline getirmektir.
İmanın mütemmimi olan hakikat kaygısı, zihni ve akli faaliyetleri kendi merkezinde vakumlayacağı için, mütemadiyen iman ile paralelliğini kuracaktır.
İmanın mütemmimi haline getirilmemiş olan hakikat kaygısı, kalıcı, etkili ve istikamet garantörü haline gelmez. İmanın en temel tezahürü haline getirilmemiş olan hakikat kaygısı, zihni evrenin kumkuması içinde farklı merkezlerin mütemmimi haline gelebilir. Mesela insan nefsinin mütemmimi haline gelir ki, kendi fikir ve hayatının dışında bir hakikat arayışının önünü keser. Hakikati nefsinin mülkü haline getirecek olan böyle bir zihni savruluş, bir fikir adamının başına gelebilecek en büyük musibetlerden biridir.
*
İmanın mütemmimi olan hakikat kaygısından azade hale gelmiş fikri tartışmalar, nefsin mütemmimi olan hakikat kaygısı ile yapılmaya başlanıyor. Bu durumda tartışılan fikir değil, başka şeyler oluyor. Başka şeylerin tartışılıyor olmasından daha vahimi ise hakikatin katledilmesidir.
Fikir adamının kendini takip eden, eserlerini okuyan insanlardaki “hakikat kaygısını” öldürmesi, “fikri cinayetlerin” en büyüğü olmalıdır. Fikir adamının insanlara sunması gereken ilk kıymet, fikirden önce hakikat kaygısının ruha/imana raptedilmesi lüzumu olmalıdır. Eğer hakikat kaygısını okuyucularında gerçekleştirmek için çaba harcamaz veya bu konuyu dert etmez ise, kendi evrenine mahpus insanlar oluşturmaya çalışıyor demektir. Hakikat kaygısı taşıyan insanların bir fikir adamını takip etmesiyle, ezber seviyesinde takip etmesi arasındaki fark, saçmalık ile hakikat arasındaki fark kadardır.
Hakikat kaygısı taşımayan veya bu kaygının okuyucuda oluşması için çaba sarfetmeyen bir fikir adamının “mesuliyet hissine” malik olduğunu söylemek ne kadar zordur. Bir fikir adamını hakikat kaygısından azade şekilde takip eden insanların ise hakikat arayışı iddiası çok komik kalır. Hakikat kaygısından bigane tefekkür faaliyetinde bulunan fikir adamları(!), onları hakikat kaygısından azade şekilde takip eden insanların, ruh dünyalarında istikamet, zihin dünyalarında ise fikir meydana gelmiyor.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir