FİKİR ADAMI VE SİYASETÇİ

FİKİR ADAMI VE SİYASETÇİ
Fikir adamı ile siyasetçi arasındaki mukayese konularından calib-i dikkat olanı, bilgiye muhatap olmak ve onu yoğurmaktır. Siyasetçilere “gerçek” bilgi akar, öyle ki bilgiye boğulacak denli çok ve çeşitlidir. Fikir adamlarının malik olmadığı sayısız bilgi vahidi siyasetçilerin önüne, istemeseler de gelir, yığılır. “Gizli” veya “önemli” sıfatlarıyla tasnif ettikleri çok sayıda bilgiye sahiptirler. Halkın ve tabii ki fikir adamlarının sahip olmadıkları birçok bilgiye malik oldukları için “nefs emniyetleri” fevkalade gelişir. Fikir adamlarından daha fazla bilgiye sahip olmak, zihni evrenlerinde enteresan mecralar oluşturur ve garip tavırlar halinde dışarıya dökülür.
Fazla ve gerçek bilgiye sahip olmak, öncelikle “en doğru kararı” kendilerinin verdikleri vehmini besler. Bu vehim çok güçlüdür zira başkalarının sahip olmadığı bilgilere sahip olmak gibi bir imtiyaz tarafından desteklenmektedir. Bu kendisine karşı mücadele edilebilir bir vehim değildir. Muhataplarına “siz ne biliyorsunuz ki” veya “sizin bilmedikleriniz var” türünden bakışlara sebep olur. Daha az bilgiye sahip olan muhatabının daha doğru karar verebileceğine inanacak bir siyasetçinin çıkması beklenmez. Mesele, doğru karar vermek olduğunda siyasetçi ile tartışmak imkan alanından çıkar.
Siyasetçilerin kahir ekseriyetinin anlamadıkları husus, doğru karar vermek ve tatbik etmek değil, bir bahsin fikrinin üretilmesi meselesidir. Bir konunun fikrinin üretilmesi ile o konuda acil ve kısa zaman dilimleri içinde verilmesi gereken kararlar birbirinden farklı hususlardır. Anlık kararlar vermek noktasında siyasetçinin fikir adamına göre imkanları olduğu doğrudur. Fikir, kısa zaman dilimlerinde üretilebilecek bir “eser” değil, emek, dikkat, terkip ve istikamet ister. Dolayısıyla zamana ihtiyacı vardır. Siyasetçilerin acil kararlar vermek ve tatbik etmek zorunda olması, fikri ihmal etmelerine sebep oluyor. Fikri ihmal etmek, temel hata (veya vahim hata) türündendir.
*
Fikir adamlarının elinde siyasetçiler gibi taze, gerçek ve gizli bilgiler olmadığı için, günlük gelişmeler hususunda karar vermeleri mümkün olmaz. Acil konular ve kararlar fikir adamlarının mesuliyetinde değildir. Haysiyetli fikir adamlarının siyasetçilere has bu alanı onlara bırakmaları gerekir. Acil meselelerde münhasıran siyasetçilerin karar verme yetkisi olduğu bilinmelidir. Siyasetçilerin bu hususlarda yanlış karar verme ihtimallerinin de bilinmesi ve anlaşılması gerekir. Acil işlerin tabiatı, yanlış payı çok olan işlerdir. Bu hususlarda tahammüllü olmak gerekir.
Bilgisi gizli olan işler (bilgilenmek için istihbarat gerektiren işler), fikir adamlarının üzerinde çalışacakları konular değildir. En azından dolaylı çalışma alanları olduğu bilinmelidir. Siyasetçilerin iki kişilik görüşmeleri hakkında “hüküm cümleleri” kuran fikir adamları, komikleşmektedir.
Fikir adamları kendi münhasır alanlarını ve sınırlarını bilmezlerse siyasetçilerin kendi alanlarını ve sınırlarını bilmeleri gerektiğini nasıl söyleyebiliriz? Fikir adamı olarak haddini bilmemek, siyasetçilerin haddini bilmesini zorlaştırmaktadır. Haddini bilmek, en başta idrak ile mümkündür ki, bu da hassaten fikir adamlarının özellikleridir. Siyasetçi, siyasetin tabiatı gereği haddini bilmek konusunda zaten problemlidir. Siyasetçilere haddini hatırlatmak mesuliyeti fikir adamlarına ait bir iştir. Fakat fikir adamı kendi haddini bilmediğinde siyasetçiye söyleyebileceği bir sözü kalmaz.
*
Fikir hacimli bir iştir. Bir konuyu mümkün olan tüm boyutlarıyla tetkik etmeyi gerektirir. Az bilgi ve kısa zamanda bir konunun fikri inşa edilmez. Fakat fikir adamlarının üzerinde çalıştıkları alanlarda fikirleri olduğu kabul edilir. Yeni gelişmeleri, sahip oldukları fikirlerle tekrar harmanlayarak yeni terkiplere ulaşmaları beklenir. Bu sebeple fikri olan fikir adamlarının mümkün olan en hızlı şekilde fikir ürettikleri düşünülür. Türkiye’de bu çapta fikir adamının azlığı, fikir adamı ile siyasetçi arasındaki muvazenenin kurulmasına mani olmaktadır.
Bir konuda piyasadaki şablonlardan başka fikri olmayan (aslında buna fikir denmez) insanların siyasetçilere karşı merhametsiz tenkitleri, öncelikle fikir piyasasının oluşmasına mani oluyor. Aslında fikir adamı olmayan kişilerin siyasetçiler hakkında yaptıkları yorumlar ve onların kararları hakkında yaptıkları tenkitler, gücü elinde bulundurmaktan dolayı nefs emniyeti şişmiş haldeki siyasetçileri çileden çıkarıyor. Siyasetçilerin çileden çıkma lüksü ve mazereti olmadığı doğru ama bir de insan tabiatı var.
Her iki tarafın da kendi sınırlarını bilmesi ve kendi işini hakkıyla yapması gerek. Fakat ülkedeki fikir piyasası, tarafların sınırlarını tespit edecek kadar gelişmiş değil. Problemin özü galiba bu…
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir