FİKİR VE SİYASET MÜNASEBETİ HAKKINDA MÜLAKATLAR -18-

ERCAN YILDIRIM İLE MÜLAKAT

Metin Acıpayam: Fikir Adamı ve siyasetçi hakkında başlayacak olursak… Fikir adamı ile siyasetçi arasındaki mukayese konularından calib-i dikkat olanı, bilgiye muhatap olmak ve onu yoğurmaktır. Siyasetçilere “gerçek” bilgi akar, öyle ki bilgiye boğulacak denli çok ve çeşitlidir. Fikir adamlarının malik olmadığı sayısız bilgi vahidi siyasetçilerin önüne, istemeseler de gelir, yığılır. “Gizli” veya “önemli” sıfatlarıyla tasnif ettikleri çok sayıda bilgiye sahiptirler. Halkın ve tabii ki fikir adamlarının sahip olmadıkları birçok bilgiye malik oldukları için “nefs emniyetleri” fevkalade gelişir. Fikir adamlarından daha fazla bilgiye sahip olmak, zihni evrenlerinde enteresan mecralar oluşturur ve garip tavırlar halinde dışarıya dökülür. Bu hal karşısında fikir adamının tavrı ne ölçüde ve ne şekilde olmalıdır?

Ercan Yıldırım: Siyasetçilerin, kendi gündemleri, kendi bürokratik işleri vardır. Dolayısıyla siyasetçinin bilgisiyle fikir adamının bilgisi arasında ilişki kurmak zaten mümkün olamaz. Fikir adamının siyasetçi karşısında alacağı tavır bellidir; bulunduğu devlet, millet, toplum, ülke… adına ne denirse, mensubiyetini oluşturan değerleri ikame edecek, onu güçlendirecek faaliyetleri yerine getirmeye devam etmeli. Müslüman bir entelektüelin temel gayesi bu bakımdan İslam’ın öngördüğü yaşama biçimini hayata geçirme hususundaki dikkatlerini üst seviyeye çıkarmak, Allah’ın istediği ölçüde yol yürümeyi sağlamak olmalıdır. Burada siz siyaset ile fikriyatı bir ve beraber olmaktan çok karşı karşıya gibi de algılarsınız, yanyana da düşünebilirsiniz. Halbuki hem siyasetin hem fikriyatın kendine özgü varoluş alanları, menfaat birliktelikleri, çıkarları dolayısıyla dünyaya özgü nitelikleri bulunur. Mesele her iki kesimin kendi ikballerini, toplumlarının ve ülkelerinin en başta da halife olarak geldikleri dünyada misyonlarının üzerine çıkarmamaları gerektiğidir.

Metin Acıpayam: Siyasi kadrolar meselenin tatbikat kısmıyla ilgilidir. İslam medeniyetinin yeniden inşasından bahseden cumhurbaşkanı ve başbakanın, çalışma yoğunluğu hatırlanırsa İslam medeniyet tasavvurunu geliştirmesi düşünülemez, İslam medeniyetinin inşasından önce tasavvurunun (fikriyatının) geliştirmesi gerektiği açıktır. Sizce Türkiye’de İslam medeniyet tasavvurunu geliştirecek, medeniyet müesseseleri numunelerinin fikrini örecek, siyasetçiler ve sair aksiyonerler tarafından inşa ve tatbikatını takip ve teftiş edecek fikir ve ilim adamı kadroları mevcut mudur?

Ercan Yıldırım: Burada önemli olan iki konu var. İslam medeniyeti dediğimiz maddi medeniyet inşasını İslam’ın bize emredip emretmediğidir. İslam Müslümanlara, herkesin kulluğunu unutmasına neden olacak maddi imkânları inşa etmesini emretmediği gibi aslında bundan nehyeder. Dolayısıyla İslam için öncelik, Allah’ı yeryüzünde unutan, unutturmaya çalışan küfre karşı mücadele sahasını kurmaktır. Diyebilirsiniz ki küfürden daha fazla sermaye temerküzü sağlar, çok daha güçlü silahlar icat edersek küfre galebe çalarız. Bu imkanları ele geçirmek zaten küfürle ilgilidir.

İkinci olarak Türkiye’de medeniyet inşa edilmesine imkan verecek ilmi ya da teknik kadronun varolup olmadığı gerçeği… Sadece Türkiye’de değil dünyada Müslümanların İslam’ın yeryüzüne inmesiyle ilgili net fikir sahibi olduklarını zannetmiyorum. Bugün “inşa” etmeyi gerektirecek epistemolojik birikim için batılı teknik ve teknolojik yönelimi yine o seviyeden aşmak gerekli. Batılı bilgiyi üreten batılı zihin ve itikadi düzey sadece batılılarda var. Bir Müslüman fikir adamının o seviyeyi aşabilmesi zaten aynı itikadi hassasiyetleri paylaşmakla mümkündür. Batıyı yani küfrü aşmak isteyen siyaset ve fikriyat olduğunu zannetmiyorum, ona yetişmek istiyoruz. Yetişmeyi bile bir seviye ittihaz etmek takdir edersiniz ki, geride kalmaya mahkum olmaktır. Bizde fikriyat batıdan ayrı bir düşünme ve yaşama pratiğini çok da hayati görmüyor!

Metin Acıpayam: Fikir ve ilim adamlarının siyasi kadrolardan önde gitmesi gerektiği doğru, çünkü İslam irfan müktesebatının bize öğrettiği, fikrin önce tatbikatın sonra olduğudur. Türkiye’de siyasi kadroların fikir adamlarından önde gittiği teşhisi sizce de doğru mudur?

Ercan Yıldırım: Esasında bizde Türk düşüncesinde teori pratik ilişkisi hep sorunlu algılanmıştır. Anadolu’da Osmanlı’yı da vücuda getiren gaza dönemi teoriden ziyade pratikle ilgilidir. Kendilerini Müslüman olmakla üstün olduğunu düşünen ve küfrü geriletmeyi hedefleyen gaziler, kendi hayatlarını İslam’ın yolunda harcama konusunda tereddüde düşmemişlerdir. Pratik işlerken zaten teori kendiliğinden oluşmuştur.

Türk düşüncesinde aslında modern dönemlerde teori sorunu var, kuram bakımından Türk düşüncesi zayıf. İşler biraz da siyasetin öncülüğünde, pratik üzerinden ilerliyor. Dünya sisteminin genel iktisadi ve siyasi tezleri geliştikçe bizler ona cevap vermeye, kompleks içinde savunma yapmaya giriştik. Dolayısıyla kuram oluşturacak vaktimiz olmadı. Siyaset bu bakımdan dönüşümde önceliğe sahip olduğu için her zaman önderlik etmiştir.

Metin Acıpayam: Fikir ve ilim adamlarının tatbikatçıların gerisinde kalması çok ciddi bir problem. Bunun aşılması için, hükümet dışı kuruluşların, özellikle de fikir ve ilim adamlarının teşkilatlanması ve iktidardan bağımsız bir medeniyet tasavvuru ve müesseseleri üzerinde çalışması gerekmez mi?

Ercan Yıldırım: Bu biraz ütopya; yani siyasetten ve uluslararası ilişkilerden, dünya sisteminden ayrı bağımsız ve özerk bir alan inşa etme girişimi belki 1970’lerden önce daha mümkünken neoliberal siyasallıkla çok zor hale geldi. Yani sistemden habersiz, uluslararası güçlerden ve ülke siyasetinden kaçırılacak bir hayat algısı kalmadı. Kamusal alan öyle yayıldı ki özel hayatları da işgal etti. Bugün Hacca, umreye gitmek isteyen ihtiyarlar bile doların yükselişini takip ediyor, etmek zorunda kalıyor. Bu kadar yaygın bir kültürel baskı elbette sahiplenmeyi beraberinde getirdi. Müslümanlar 80’lerden itibaren kapitalizmi, güya ona karşı bir fraksiyon çıkarmak, onunla mücadele etmek adına sahiplendi. Sonuçta bu sahiplenme Müslümanların kendiliklerini, otantikliklerini ve biricikliklerini ortadan kaldırdı. Uluslararası piyasalara girmek isteyen, dünyadaki kazançtan pay almanın mücadelesini veren Müslümanların nasıl medeniyet tahayyülü olabilir?

İslam medeniyeti denen maddi imkanlar toplamı elden gittiyse bu batının üstün maddiyatçılığı, pozitivizmi, materyalizmi, determinizmi ile gerçekleşti. Sizin onları geçebilmeniz için ya bu imkanların hepsini geri çevireceksiniz ya da Medine Pazarı gibi bir Pazar inşa edeceksiniz. Ama sahabe Medine Pazarı’nı infak ayetinin gelmesiyle beraber, infak etme yarışına girerek başardı. Temerküz fikri etrafındaki zihniyetler infakı unuttu. Kapitalizm ve batı medeniyeti öyle yaygın bir iktidar alanı kurdu ki, bugün Müslüman iş verenlerin çoğunluğundan “emeğinin hakkını alamama” şikayetleri, sigortayı eksik yatırdığı yakınmaları geliyor. Yani kapitalizmin istediği insan ve işveren tipine rastlıyorsunuz. Sivil toplum kuruluşlarına baktığınız zaman yine iktidardan, devletten besleniyor. Devletten proje alıp bunu nemaya çevirme derdinde geniş bir kesim türedi. Sivil toplumculuk artık ekmek kapısı oldu. Siz medeniyet tahayyülünüzü gerçekleştirmek için sivil alanda sadece sivillerle çalışma yapmak istediğinizde kamu devreye giriyor. Kamu cazibe demektir.

Metin Acıpayam: Fikir, ilim, sanat adamları medeniyet tasavvuru ve müesseseleri üzerinde çalışmazsa, siyasi kadroların sadece devlet kuruluşları üzerinde çalışmaktan başka yapacağı bir şey kalmaz, onların yoğun çalışma tempoları içinde fikir, ilim, sanat lojistiklerinin sağlanması kaçınılmazdır. Hal böyleyken, siyasi kadroların hızında ve hacminde fikir üretimi yapılamadığını görüyor musunuz? Bu konuda neler yapılmalıdır, neler yapılabilir?

Ercan Yıldırım: Bunu tabi konuştuk ama açmak lazım. Devletten bağımsız bir fikri alan mümkün değildir. Yani devletten bağımsız fikriyat derken bile nirengi noktası devlet oluyor. Dolayısıyla dönüşüm ister olumlu ister olumsuz olsun devlette başlar ve devlette biter. Hele ki modern devlet, kamusal alanı kuvvetli günümüz iktidar alanı, fikriyatı bütünüyle belirler. Anarşist fikirler bile geliştirirken yine devletin tezlerine müracaat etmeniz gerekir. Bu dünyanın yaratılışından beri böyledir, fikriyat dönüşüm için örgütlü erki yanında görmek ister. Ya da bunların dışında dünyayı okumaya çalışsanız bile devletlere, milletlerin ruhuna, örgütlü yapılara uğramak zorundasınız.

Saf fikir, öz bilinç, öz fikriyat, otantik düşünce gibi kavramlar çok zorlamadır, sonuçta dünyadasınız!

Metin Acıpayam: Bahsini ettiğimiz tüm bu mevzularda çalışma yapmak ve fikir, ilim ve sanat insanlarını bünyesinde toplayacak bir “medeniyet akademisi” kurulması, o bünyede fikir, ilim, sanat çalışmalarının, birbiriyle tezat teşkil etme ihtimali olan “parça fikir” şeklinde değil de, bir medeniyet tasavvuru geliştirecek şekilde sürdürülmesi gerekmez mi?

Ercan Yıldırım: Ben akademi kelimesini, sivil toplum girişimlerini duyduğumda bunun yine başarısız olacağı önkabulüyle hareket eder ve çoğunlukla da bu fikrimde haklı çıkarım. Neoliberal İslamcılık, 1980 sonrası sadece Müslümanlarda değil Türkiye’deki her kesimde kariyerizmin yükseldiği, dava, ideal, amaç gibi kaygıların geri çekildiği bir dönem oldu. Başında medeniyet bulunan kuruluşlar bugün yok mu, fazlasıyla var. Bunları kuranlar şimdi milletvekilliği yapıyor; yani böyle bir derneğe üye olduğunuzda kariyer sahibi olmanız içten bile değil. Bunlar artık epistemik cemaat değil kariyerist cemaatler halini aldı.

Sivil toplum referans merkezleri durumunda. Dolayısıyla medeniyet tahayyülü ile insanların kişisel ikballeri örtüştü. İslam’ın, Müslümanların dünyadaki anlamları o derece bireyselleşti ki, fikir, ilim, sanat gibi sahalar maddi boyutlarda ele alınır oldu.

Metin Acıpayam: Siyasi kadrolar (tatbikatçı kadrolar) neticede ülkede üretilen toplam fikirden mesuldür. Bir konuda, bir sahada hiçbir fikir üretilmemiş olması halinde, siyasetçilerin fikir üretme imkanı ve zamanı olmadığı dikkate alındığında, onların tenkit edilmesi fikri mesuliyete uygun mudur? Yani sadece “yanlış yapıyorsunuz” demek, tenkit için kafi midir?

Ercan Yıldırım: Fikir üretimi… Bunun için artık Türkiye’de merkezler bile açıldı biliyorsunuz; tink tank örgütlenmeleri tarzında biraz da. Yani fikir adamlarının siyaseti eleştirmesi bir yana, siyasetin sağladığı imkanlarla fikir üretmesi için onlarca proje geliştirilip, bütçeler hazırlanıyor ama gördüğünüz gibi Türkiye’de birkaç yayınevinin yaptığı tercüme kitaplar kadar bile etkili olunamıyor. O zaman fikir üretmek çok maddi bir hasıla beklentisi. Fikir, boğaz köprüsü değil ki, oturulup tasarlansın. Düşünce, bir kaygıdan, ontolojik rahatsızlıktan, dünya ve toplum içindeki gidişattan duyulan rahatsızlıktan zuhur eder. Sizin kastettiğiniz “kurucu fikir” bir yönüyle dünyaya meydan okumak demektir. Dünyaya meydan okuyup varolan düzeni, iktisadi nizamı, egemenlik yapısını, emperyalist kimlikleri ezip geçmek demektir. Hepimiz bunu istiyoruz ama mücadele alanına indiğimizde ontik ihtiyaçları, gündemleri düşünüyor ve kendimizi kısıtlıyoruz. Bu açıdan siyasete, iktidara yanlış yapıyorsunuz dediğinizde doğru için sizin siyasi teklifler getirmeniz yani uygulama sahasına inmeniz, milletin karşısına sağlam donelerle çıkmanız gerekiyor.

Millet milli gelirinin 20 bin doların üstüne çıkmasını birinci gündem olarak görüyorsa kapitalizmi ortadan kaldırmayı niçin düşünsün? Şimdi ortada bir konformizm var. Türkiye’de oyunu kullananlar başta huzur ve güvenlik olmak üzere, iktisadi refahını öne çekerek siyasi tercihlerini belirtiyor. Böyle bir milli dava için fikir adamlarının, siyasilerin projeleri elbette, dünyadaki cari iktisadi döngünün içine girmek olacak. Kimse “acı reçete” istemiyor. Fikir acı reçeteyle mümkündür.

Fikir, zor zamanlardan, geçiş dönemlerinden, tükenmişlikten, yokluktan, yoksunluktan çıkar. Varlıkta veya varlık arayışında fikre ihtiyaç yoktur.

Metin Acıpayam: Teşekkür ederiz.

Ercan Yıldırım: Rica ederim…

 

 BİYOGRAFİ

Ercan Yıldırım 1977 Ankara – Kızılcahamam doğumlu.

İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Coğrafya Bölümü mezunu.

Yazıya Dergâh dergisiyle başladı. Türk edebiyatı ve Türk düşüncesi üzerine ayrıntılı incelemeler kaleme alan Ercan Yıldırım’ın çalışmaları başta Dergâh, Hece, İtibar ve Umran olmak üzere çeşitli dergilerde yayımlandı.

Çağdaş Türk Düşüncesi / Çağdaş İslam Düşüncesi üzerine çalışmalarına devam ediyor.

Eserleri

Modern Türkün Hikâyesi (Elips Yayınları – 2011)

Edebiyatta Türkün Düşüncesi (Elips Yayınları – 2012)

Türk Düşüncesinde İslam (Hece Yayınları – 2013)

Anadolu’da İslam Ruhu (Dergâh Yayınları – 2014)

Zamanın Ruhuna Karşı (Profil Yayınları – 2014)

Neoliberal İslamcılık (Pınar Yayınları – 2016)

Yayıma Hazırlama: Şairin Devriye Nöbeti Serisi (İsmet Özel’in gazete yazıları / 12 cilt)

 

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir