FITRATIN BİLİNCİ

       

       “ Genç adam bir kartal yumurtası bulur. Onu kır tavuklarının yuvasına koyar. Kartal yumurtasından çıkan kuş, tavuk yumurtalarından çıkan civcivlerle birlikte atılır hayata. Mükemmel tüy rengiyle, iri ve güçlü kanatlarıyla, sağlam pençeleri ve keskin gagasıyla diğerlerinden farklıdır. Ama o bunun farkında değildir.
             

          Diğer tavuklardan biri olduğuna inanarak büyür. Pislikleri eşeler, tohumları gagalar, gıdaklar, birkaç santim zıplayıp yeni bir şey gagalamak için kanatlarını döver. Çünkü tavuklar böyle yapmaktadır. Bir gün gökyüzüne bakar ve inanılmaz bir yetenekle yelken uçuşu yapan muhteşem bir kuş görür.
“Ne güzel bir kuş! Nedir bu!” diye sorar.
“O bir kartal” cevabını verir, tavuklardan biri. Ve ardından,
“Bütün kuşların reisidir o. Sakın, aklından bile geçirme, sen onun gibi uçamazsın” der.
Tavukların içinde yaşayan kartal tavukların içinde ölür.”
         

        Ne acıklı bir son değil mi dostlar? Acıklı olan şey tavukların içinde yaşamaktan ziyade, kartalın kendi fıtratını bilmeden/bilinçlenmeden, ne olduğunun farkına bile varamadan, “kendi” olamadan bir “başkasını” “kendisi” zannederek yaşaması ve ölmesi…

        Yumurtayı yer değiştirmek suretiyle kitleleri “birey” noktasında tavuklaştırarak, kendi asli, özgü ve özel bütün kabiliyetlerini yontarak, pasifize ederek, soyutlayarak, küçülterek ve küçümseyerek yaşayan ve yaşam alanı bulan zevatlara, anlayışlara dur diyebilmenin önceliği, insanın kendini ve içindeki gücün büyüklüğünü keşfetmesine bağlıdır. Yoksa kartal olmanın hiçbir kıymeti yoktur.

        İnsanlar bu dünyada doğarlar yaşarlar ve ölürler. Fakat pek çoğu neden bu dünyaya geldiğini ve hangi amaca hizmet ettiğini veya hangi efendilerin oyuncağı olduğunu düşünmez bile. Yani kendine soru sormak ihtiyacı duymadan yaşar, sonra çekip gider yaşanmamış yaşamlar gibi… Bu tip insanların yaşamları bir oyun, oyuncak ve oynaşma, bir haz mücadelesi içinde sürüp gider. Çalışırlar, evlenirler, çocuk yaparlar, çocuk büyütürler, yaşlanıp emekli olurlar ama bir gün olsun “Benim bu dünyada var olmamın amacı nedir acaba?” diye sormazlar, soramazlar, Çünkü Yunus Emre : “İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir /Sen kendini bilmezsin  /Ya nice okumaktır/ yaşamaktır…”der. Kendini bilmeyen kişi ince, basit arzuların kalınlığında harap olmaktadır…

           İnsanlar genellikle olduklarına inandıkları kişi haline gelirler. Kendilerine biçilen rolün “kendi rolleri” olduğunu düşünürler ve öyle de yaşarlar. Bu sana lazımdır, senin içindir ve tüketmelisin imajı her reklâmda tekrarlanır ve kişi onu bir ihtiyaç olarak görmeye başlar. Belli bir süre sonra aslında “aslına” uygun olmayan zihniyetler ve yaşamlar “aslı” gibi olmaya başlar. İşte tavuk ve kartal arasındaki trajedi de burada başlar. Çünkü siz ne kadar insanlara asıl “asli” fıtrat bilincini hatırlatmaya çalışırsanız, kişi sizden o kadar kaçar. Aslında peygamberlerin de yaptığı sadece insanlara ontolojik, epistemolojik ve sosyal sorumluluğu bilinçlendirmekten ve yaratılış fıtratını hatırlatmaktan başka bir şey değildir.

            Tıpta bilinç, kendinin ve çevresinin farkında olma durumudur. Koma ise bunun tam tersidir; yani dış uyaranlara rağmen kendinin ve çevrenin tamamen farkında olamama durumudur. Bilinç ve koma gibi iki aşırı uç arasındaki ayrım,  insanın kendi asli fonksiyonlarının farkında olması ve diğerleri ile olan farklılığının da bilincinde olmasıdır. Kendini bilmeyen birey aslında yaşamamış gibi bir koma halinin yaşamındadır. Kendinin farkında olduğu sanılır, ama hiç kimse kendinin ne olduğunun farkında değildir. Canlı olmasına rağmen yaşayamamak da budur zaten. İnançlarından, değerlerinden, sorumluluklarından uzak yaşayanlar, yakın bir hesabın ağılığını hissetmelidirler. Yoksa bir taş olmaktan, ağaç olmaktan hiçbir farkı olmaz ve varlık âlemin bitkisel hayatına bağlı yaşarlar.          

          Asrın başında yaşamış bir düşünür, hep “Kendini hatırla” derdi. Bu sözle “kendi varlığının farkında ol” demek isterdi. Hareketlerinin farkında ol, sözlerinin farkında ol, tüm organlarına hareket katan o saikin farkında ol. Görüneni değil de gerçekte var olanı tüm bilinç kipleri ile kavrayabilen insan, yaşam sürecini diri karşılayan ve aynı dirilikle sonlandıran insandır.          

          Korkunç yalnızlığımıza yağan ağır ve keskin yağmur damlaları altında, bir çiy tanesinin titrekliğinde tüm arzın sallanmasıdır fıtratın bilinci. Yüzümüzün en gizli kıvrımlarında bile yarını dimdik karşılamadır fıtratın bilinci. Yahudi’nin topuna, tüfeğine, dedikodusuna, entrikalarına inat bir Filistinli’nin avuçlarında sıktığı taşın adıdır fıtratın bilinci. Hiç kimsenin gıkı bile çıkmadığı bir dünyada vicdanlarımızın yelken açıp rahmete yol aldığı ve inadına “ben varım” diyen bir yolculuğun adıdır fıtratın bilinci… Belki de neyi yapıp neyi yapamayacağını bilmeden gemileri yakmanın zirvesidir fıtratın bilinci…        

             Nefsini bilen, Rab’ini bilir. Nefsinin yani varlık sebebinin bilincine varan insan O ALLAH’I da bilir / bilinçlenir… Siz iyisi mi kartal olun. Aklından bile geçirme diyenlerin inadına gökyüzüne yol alın. Pislikleri eşelemek bize yakışmaz. Boynunu yere gömen tavuk değil, masmavi boşluğa dimdik yol alan kartal olalım. Çünkü kartallar yükseklerde uçar, yerin dibinde değil… Zalimin zulmü sel olsa da karşısında bent olmaya, fıtratının sorumluluğunda bilincin farkına ulaşmaya çalışan tüm dostlar Allah’a emanet olun… 

Share Button

FITRATIN BİLİNCİ” üzerine bir düşünce

  1. yüreğine ve kalemine sağlık
    “Benim bu dünyada var olmamın amacı nedir acaba?” önemli bir soru, kendindeki kendini görenlere.
    İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir /Sen kendini bilmezsin /Ya nice okumaktır/ yaşamaktır

    “Kendini hatırla”
    Pislikleri eşelemek bize yakışmaz. Boynunu yere gömen tavuk değil, masmavi boşluğa dimdik yol alan kartal olalım.
    o büyük halifenin itirafı var ya hani:
    EN BÜYÜK İDRAK KENDİNİ İDRAKTIR.
    yazılarını okuyoruz. devam…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir