GAZZE’YE MEKTUP

Sevgili Gazze,
Ey güneyin gelini, Filistin’in, insanlığın diriliş sembolü!

Yeni bir aşure ikliminde, kan, gözyaşı, ölüm ve vahşete duçar olmadan; hiçbir kapının kapanmadığı anlarda sana bu mektubu yazmak isterdim. Sana merhaba dediğimde, kuşlardan, bahardan, şarkılardan, şiirlerden, bembeyaz yelkenli gemilerden, bülbülün güle olan muhabbetinden, yüzlerdeki aşiyana dönüşen tebessümden söz etmeyi çok isterdim.

Talan edilmiş, şehit şehit kokan toprağınla, bir hapishaneye dönen vatanınla, yetim bırakılan “emanetlerinle”, parçalanmış bedenlerinle, bombalanmış evlerinle, caddelerinle, camilerinle, hastanelerinle, yok edilmeye çalışılan insanın sadakatine miraç olan “sembol namusunla”, yürek parçalayan çaresizliğinle ve her şeyden önemlisi sahip çıkılmayan dramınla içimizi bir kez daha yaraladın.

Sen hep yalnız kaldın. “Sözün gücü” seni bulmadı… “Gücün sözü” vahşet oldu ve beyza yüreğine kondu senin…

Sen dimdik ayaktayken önce biz yıkıldık. Senden önce biz kaybettik. Sen hiç ümitsiz olmadın, ama biz duaya bile takatsiz kaldık… Sen her bir ölümde daha bir bilendin, canlandın; kendi külünden Anka oldun Aksa’yı inşa ettin. Biz karanlığa küfür ettiğimizde sen yenilgi yenilgi zaferi kutsandın. Biz küçük dünyamızda küçüldüğümüzde, sen çağları aşan fermanınla “ Kaderin üstünde bir kader vardır.” dedin. Biz Ebrehe’nin fillerinden korktuğumuzda, sen Aksa’nın sahibine güvendin ve Ebabil’leri çağırdın. Biz Ebrehe’nin fillerinden korktuğumuzda, sen duanın, azmin ve sebatın gücüne iman ettin… İmanınla desteklendin, elindeki sapanlar “Ebabil”, taşlar ise “Siccin” oldu ve sabrınla yıkmaya ant içtin zulmün tahtını.

Sevgili Gazze,
Seni öldürmeye gelenler senin inancındaki kararlılıkta öldüler… Seni görmezden gelenler kör oldu, duymazdan gelenler sağır, seni konuşmayan diller lal oldu… Seni düşünmeyen beyinler birer et parçası, sana gitmeyen ayaklar dermansız kaldı. İkiyüzlü dünyanın “kınayamayan” suçluluğunda, sen ölüme “ Şeb-i Arus” dedin ve bir ders verdin insana / insanlığa, duruşunla, direnişinle, aşkınla…

Sevgili Gazze,
Mustazafların duası yerde kalmaz ve kalmayacaktır. Birer melek olup Arşın Sahibine ulaşacaktır elbet. Vahşetten ötesini yaşatanlar, kendi vahşetlerinde boğulacaklar. Elbet hesabı sorulacak incinen tüm yüreklerin, mahşerin zor anı haşyetle ağırlaşacak, zulmün en kadim sahipleri “Hutame” ile tanışacak çok yakın bir gün ki, belki yarın belki yarından da yakın…

Sevgili Gazze,
“Kim”sesizlerin “Kim”sesi sizin “Kim”seniz olacaktır dünya kınamasa bile. Bedir’de kullarını üç bin melekle destekleyen Allah; çaresiz kaldığımızda Ebabil’lerini göndererek Kâbe’yi koruyan Allah; Kızıldeniz ve Firavun’un arasında kalan Musa’yı denizi ikiye yararak kurtaran Allah; iki kişi mağarada kaldığında, müşrikler nefes kadar yaklaştığında bir örümcek ağı ile araya giren ve üçüncüsü kendisi olan Allah; en azgın iftiraya maruz kalan Meryem’i kucağındaki bebek İsa’yı konuşturarak aklayan Allah; balığın karnından karaya Yunus’u çıkaran Allah; âlemlerin rahmeti efendimizi öldürmeye geldiklerinde, sadece bir avuç toprakla gözleri perdeleyen Allah; ateşin ortasındayken ateşi gül bahçesine çevirerek İbrahim’i destekleyen Allah; Hendek’te geleceğin fethini müjdeleyen Allah; ebetteki kimsesizlerin kimsesi olacak ve tüm ızdırapları, inanan bir topluluğun eliyle, bir muştuyla rahmete çevirecektir…

Sevgili Gazze,
Seni üzen ne heronlar, ne tanklar, ne uçaklar, ne de misket bombaları… Seni üzen Müslümanların nifak içinde kalışlarıdır bilirim. Bir de ihanetin o anlatılmaz sancısı… Hani ya hatırlasana, o senin yanında olduğunu iddia eden sınır komşuların beş paralık krallıklarını… Anlaşılan daha canlıyken mumyalıyor kimileri tahtıyla beraber kendini… Hani öyle demiyor muydu şair:
“ En derin uykulardan kaldırandır, sözüm…
Güne el koyanları, yıldırandır sözüm…
Zamanı zemini daralmış olanlara,
Gönüllerince zemindir, zamandır sözüm…
Boş versin, değer vermesin günün sultanları,
Onlar sürüp gittikçe sultandır sözüm…

İşte “söz” verdik/ veriyoruz bir “ar” vaktinde, Allah’ın izzetiyle izzetlenmeye sözün gücüyle; bütün renklerin ötesinde Allah’ın boyasıyla boyanmaya, O’nun kulpuna sımsıkı sarılmaya… Sen zamanın şahidi oldun, ümmetin imtihanı oldun, mücadelen ile bize “aşk ve gurur” oldun.

İşte yine Kerbela… “Aşure mevsimidir” yaşanan… Hepimize Rahmet olsun, bereket olsun, ar olsun, mücadele olsun, azim olsun ve selam olsun…

Sevgili Gazze,
Kapanan kapıların tekrar çalınacağı bu günlerde, seni “Mevcudatın Sahibine” emanet ediyorum. İntifadan hayırlı olsun… Ve öpüyorum Aksa’nın alnından…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir