GÜNLÜK (03 MART 2009)

            Konusu aynı olan iki haber…  K.Maraş’ta 02.03.2009 tarihinde bir esnaf, KARADAYI hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu.  Keza 03.03.2009 tarihinde de İstanbul’da mazlum-der ve özgür eğitim sen KARADAYI hakkında suç duyurusunda bulundu.              Örgütlenmiş guruplar ve halktan birisi (esnaf) genelkurmay eski başkanı hakkında suç duyurusunda bulunma cesaretini gösteriyor. Hem de bağıra bağıra, hem de cesaretli savcılar aradıklarını deklare ederek, hem de 28 şubatın kudretli generali hakkında… Gel de ümitlenme… Millet, inisiyatifini eline alıyor. Halk darbe generalinin peşini bırakmıyor. Ne harikulade bir hadise… Bunların çavuşuna bile gözü kesmezdi halkın, yakın zamana kadar… Ne söylenebilir ki bu hadise karşısında? Hürmetle eğiliyorum, yapanların önünde.  

*

 “ABD Genelkurmay Başkanı Oramiral Mike Mullen, CNN’de katıldığı bir programda, “İran’ın nükleer silah için yeteri malzemeye sahip olup olmadığına” ilişkin bir soruya, Tahran’ın atom bombası yapacağından “neredeyse emin oldukları” yanıtını verdi.” (Vatan 02 mart 2009)              Güzel haber… Umarım İran atom bombasını alelacele yapar. Özellikle de geçen ay uzaya füze gönderdikten sonra. Uzaya füze göndermiş olmanın önemi “balistik füze” teknolojisine sahip olmasıdır. Balistik füze teknolojisi, kıtalararası füze yapabileceğini gösterir ki, bir de atom bombasını yaparsa ABD yi tehdit edebilecek kapasiteye ulaşır.             Bunu neden önemsiyorum? Şu sebeple: İktisadi kriz ABD ve AB yi yerle bir ederken, alçaklık, vahşet, zulüm ve barbarlıkta tarihte emsali olmayan bir ABD ve AB nin iktisadi ve siyasi kudretini kaybetmemek için ordularını çılgın şekilde dünyanı üzerine salma ihtimali var. Bu ihtimali ortadan kaldırmak için özellikle ABD yi kendi coğrafyasında tehdit edebilecek bir Müslüman gücün bulunması şart. Kendi coğrafyasına taşınmayan bir savaştan korkması beklenmez. İran balistik füze teknolojisi ile beraber nükleer teknolojiye de sahip olursa, güç dengelerinin yeniden oluşacağı ve kurulacak yeni denklemde ABD nin saldırganlığı muhtemelen önlenecektir. Diğer taraftan büyük ihtimalle Filistin’deki Yahudi domuzlar çetesinin zulmü de engellenmiş olacaktır.  

*

 

            Ruşen ÇAKIR, Kayseri mitinginden hareketle bir tespit yapmış. Tespit bir açıdan doğru gibi görünüyor ama aslında eksik ve eksikliğinden dolayı da yanlış. Tespitini ihtiva eden iktibasımız aşağıda…

 “Açıkçası, soğuğa ve arada sırada yağan kara rağmen toplanan dünkü kalabalığın beni şaşırttığını itiraf etmeliyim. AKP’nin Kayseri’de seçim kazanma diye bir kaygısı olmadığına göre bu kalabalığın ülke geneline yönelik bir mesaj içerdiğini kabul etmeliyiz. Nitekim bu kalabalık Erdoğan’ı da coşturdu ve örneğin Diyarbakır ve Batman’dakinden daha dinamik bir performans sergilemesine vesile oldu.

Peki Erdoğan dün Kayseri’de ne anlattı? Baykal ile kişisel atışmayı büyük bir keyifle sürdürmesi ve Kayseri’de geleneksel olarak belli bir tabanı bulunan MHP’nin lideri Bahçeli’yi normalden daha fazla eleştirmesi dışında ben yeni bir şey duymadım. Ama Kayseri dün itibariyle, AKP’nin Türkiye sağının -en azından şimdilik- ana adresi olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.” (Ruşen ÇAKIR, Vatan 02 mart 2009)              AKP nin Türk sağının Türkiye sağının ana adresi olduğunu gösterdiğini söylerken, eski jargona göre doğru bir tespit yapıyor. Fakat anlamadıkları şu ki, artık eski jargon toprağın yedi kat dibine gömüldü. Şimdi yeni bir siyasal taksim ve tasnif var. Yeni siyasi iklim, AKP nin bulunduğu yerin “sağ” olduğunu tespite imkan vermez. Türkiye’deki yeni siyasal iklim nedir? Ülkede üç ana siyasi mecra oluşmuştur. Bunlar, MHP nin temsil ettiği milliyetçi mecra… CHP nin temsil ettiği, laik, Kemalist, ateist, batılı, İslam düşmanı düşüncelerin toplanarak aldıkları şemsiye isimle ifade etmek gerekirse, ulusalcı mecra… AKP nin temsil ettiği, Müslüman, muhafazakar, Anadolu gelenekçiliğinin oluşturduğu tüm tonlarıyla söylemek gerekirse, İslami mecra… Bu mecraları önümüzdeki 5-10 yıl içinde farklı partilerin temsil etmesi de kabildir ama siyasi iklim bu mecralarda uzun müddet akacak gibi görünüyor. Bu tasnife bakıldığında AKP nin Türkiye sağını değil, üçüncü mecra olarak ifade ettiğimiz İslami mecrayı temsil ettiğidir. Ülkede ne sağ kaldı ne de sol…  *             Newsweek dergisinin bu haftaki sayısından bir iktibas…  “DÜNYANIN en saygın haber dergilerinden Newsweek bu hafta kapak konusunu radikal İslam’ın yükselişine ayırdı. Derginin Genel Yayın Yönetmeni Ferid Zekeriya tarafından kaleme alınan “Radikal İslam’la yaşamayı öğrenmek” başlıklı makalede, 11 Eylül saldırılarının üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen radikal İslam’ın yükselişte olduğu belirtildi. Kapağında Arapça olarak “Radikal İslam hayatın bir gerçeğidir” yazan dergi, şu görüşlere yer verdi:

SAVAŞI KAYBEDİYORUZ: Radikal İslam’a karşı savaşı kaybediyoruz. Bu savaşta başarıya ulaşan taraf olmak için önce bütün Müslümanları potansiyel terörist olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Daha sonra özellikle kadınların eğitimine ve mikrokredi projelerine önem vermeliyiz. Mikrokredi ile İslam dünyasında ekonomik bir atılım başlatılabilir. Bu konuda liderliği de Türkiye ve Endonezya yapabilir.” (Newsweek)             Tespit doğru ve yerinde… Bakmayın onların Radikal İslam diye ifade ettiklerine. Radikal İslam, onların jargonunda şu demek; batılıların yönetemeyeceği ve yönlendiremeyeceği ve hatta etkileyemeyeceği İslam demek… Radikal İslam diyerek bir öcü oluşturmak istiyorlar. Ama geçti artık o dönem.             Tespit ise doğru… İslam’ın önüne geçemeyecekler artık. İslam önce kendi coğrafyasını temizleyecek daha sonra da batıdan hesap soracak. Birkaç yüzyıllık hesap bu ve artık alacağın icra zamanı geldi.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir