GÜNLÜK (14 MART 2009)

            Demirel’in yaptığı ve söyledikleriyle ilgili bir değerlendirme ve eleştiri yapmak bana her zaman beyhude ve zaman kaybı olarak görünmüştür. Bir insan, değerlendirilecek kadar önemli bir söz söylemez veya iş yapmaz mı, bu nasıl mümkün olabilir? Yeryüzündeki hiçbir insan, hayatı boyunca bir söz veya iş mutlaka yapar, değerlendirilecek kadar önemli olan… Muhtemelen bunun tek misali Demirel’dir.

            Bu gün, Demirel’in bir sözünü değerlendireceğiz. Fakat değerlendirilecek kadar önemli bir söz olmasından dolayı değil, değerlendirilecek kadar önemli bir söz söylemediğini göstermek için. Okuyucuların zamanını Demirel gibi biri için alacağımdan dolayı peşin özür diliyorum.

            Aşağıda, Vatan gazetesinde yayınlanan mülakattan birkaç soru ve cevaplarını göreceksiniz. Değerlendirmemiz Bu metin üzerinde gerçekleşecektir. Soruların ve cevapların özelliği, ülkedeki siyasi rejimin ve ordunun pozisyonu ile ilgili itiraflarda bulunmasıdır.

 

“28 Şubat’la ilgili dava açılacağı söyleniyor. Bir hesaplaşma mı var?

Devirlerle hesaplaşmaya kalkıldığı takdirde çok dikkat etmek lazım. Siyasi kişilerin gördükleri siyasi hizmetlerden dolayı hesap verecekleri yer evvela Meclis’tir sonra da kendilerini seçen halktır. Siyasi hizmetlerin müeyyidesi halkın onları seçip seçmemesidir. Bunun dışında siyasi kişilere hesap sorma olmaz. Siyasi hadise dışında ceza icabet ettiren şeyler varsa hükümetin müeyyidesi de gensoru ile düşürmektir. Bakanların kusurları varsa gideceği yer de Yüce Divan’dır. Siyasi kişileri kimse soruşturmaya tabi tutamaz. Hakları da yoktur. Çünkü sistem budur. Kimin adına bu soruşturmaları yapacaklardır. Millet adına. Millet zaten kendi adına yapıyor onu. Yüksek memurlara gelince, eğer herhangi bir kusurları varsa, siyasi karakterli olmamak şartıyla, gayet tabii onlara her zaman sorulabilir. Siyasi karakterli şeyler varsa orada sorumluluk siyasi kişilere aittir. Dünyada sistem budur. Devri sabık açma ihtilal mahkemelerinin işidir. Normal işleyen bir düzende devri sabık olmaz. Hesaplaşmalar seçimde, Meclis’te yapılarak geliyor zaten. Bir daha niye hesaba çekilecektir?” (Vatan gazetesi 14 mart 2009)

 

            Soruya verdiği cevaba bakar mısınız? TSK ne zamandan beri siyasi parti oldu ki, “siyasi hizmetlerin müeyyidesi halkın onları seçip seçmemesidir” diye cevap veriyorsun be adam. Ha generaller siyaset yapacaklarsa çıkarsınlar üniformalarını ve parti kurup seçime katılsınlar. Halk da onlara teveccüh eder veya etmez, o zaman kimse bir şey demez. Soru 28 şubatla ilgili dava açılacağına dair ama kendisi hiç ordudan bahsetmiyor. Zeki ya adamımız… Hala bu cümlelerin veya bu tavırların “zekice” olduğu vehmine sahip…

 “Komuta kademesinden de söz ediliyor…

TSK’nın görevi 215 sayılı TSK İç Hizmet Kanunu 35. maddesine göre, “Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamaktır” şeklinde belirlenmiştir. Bu madde 1935 tarihli eski iç hizmet kanununda aynı şekilde ifade edilmişti. Bu görev TSK iç hizmet yönetmeliğinini 85/1 maddesinde de “Vazifesi Türk yurdu ve cumhuriyetini iç ve dışa karşı korumak” şeklinde ifade edilmiştir. Hadi buna birşey deyin. Ortalıklarda dolananlar buna birşey desin. Burada bakın asker, 60 darbesini buna göre; 71 müdahalesini, 80 darbesini buna göre yaptı. Türkiye’de Türkiye’nin güvenliğinden resen Türk Silahlı Kuvvetleri sorumludur. Atatürk 1935’te Cumhuriyeti askere emanet etmiş. Bu İç Hizmet Kanunu mevcut olduğu sürece askere, “sen niçin bu işe karışıyorsun” demek mümkün değildir. Zaten kimse de onu tartışmıyor.”

            Soruya verilen cevaba iyi bakın… TSK İç Hizmet Kanunu 35. maddesine göre ordunun darbe yapma hakkı olduğunu söylüyor yüzsüz adam. TSK nın öyle düşündüğünü biliyoruz da, bunu sivil birinin ve cumhurbaşkanlığı yapmış birinin ve darbeyle alaşağı edilmiş birinin söylemesi, nasıl bir arsızlıktır? Demirel’den bunların beklenmesi gerektiği doğrudur fakat bir eski cumhurbaşkanı olarak bunu itiraflar listesine almak gerekir. Üstelik, o madde (35. madde) Atatürk zamanında konulmuş. Demirel’in ifadesine göre, Atatürk cumhuriyeti orduya emanet etmekle orduya darbe yapma hakkı vermiştir. Demirel’in ifadesini doğru kabul edersek, darbe geleneğinin başlatıcısı Atatürk’tür. Şimdi bunu nasıl yazarsak suç olur, nasıl yazarsak suç olmaz? Veya Demirel söylediğinde suç olmaz biz söylediğimizde suç mu olur? Bakın ülkedeki hukuk sisteminin sakatlığına… Atatürk darbe geleneğini başlatan veya bu geleneğin başlamasına sebep olan kişidir dediğimizde suç olup olmadığını nasıl bileceğiz. Bir savcıya veya hakime bu soruyu soramazsınız. Hakimlerin bir konu hakkında önceden fikir beyan etmesi “ihsas-ı rey”dir. İhsas-ı rey ise hakimler için suçtur. Hakime soramayacaksak, bir cümlenin veya fikrin veya yorumun veya eleştirinin suç olup olmadığını öğrenme imkanına sahip olamayacağım. Özet olarak hukuk sistemi diyor ki, sen söyleyeceğini söyle, yapacağını yap ve karşıma gel, suç olup olmadığını yargılama neticesinde söylerim. Tamam ama suç teşkil ediyorsa belki ben söylemeyeceğim. Öyleyse bana birisi bunun suç olduğunu söylesin. Vatandaşların ceza hukuku felsefesini anlaması ve mevzuatı bilmesi mümkün değil. Bu durumda birilerine sorabilmeli ve suç olup olmadığını öğrenebilmeli. Aksi takdirde devlet vatandaşına tuzak kurmuş olmuyor mu?            Başa dönersek, darbeciliği Atatürk’ün başlatmış olduğunu (Demirel’in sözünden hareketle) söylersek, suç işlemiş olur muyuz? Demirel bu noktayı kafi derecede net bir şekilde ifade etmiş zaten. Demirel hakkında soruşturma yapılmadığına güvenerek “Darbe geleneğinin kaynağı Atatürk” dediğimizde ve savcılık bizim hakkımızda soruşturma açtığında, şöyle bir savunma yapamıyoruz. “Ama Demirel aynısını söylemişti ve onun hakkında soruşturma açmamıştınız, bizde bunun suç teşkil etmediğini düşünerek aynı fikri seslendirdik”. Böyle bir savunma yaptığınızda size derler ki, “kem misal, emsal olmaz”. Tamam da insanların hepsi hukuk mu tahsil etsin? Birini yargılamadığınızda suç devletin veya yargınındır. Çünkü kötü misali oluşturan kişiyi yargılamamakla aslında yargı o misalin üretilmesine katkıda bulunuyor. Diğer taraftan kötü örneğin misal olmayacağı hükmü teorik olarak doğru ama kamuoyunu kötü misal ile doldurduktan sonra içlerinden işinize geleni yargılayamazsınız ki? Buna hukuk veya adalet denmez aksine zulüm denir. Bir ülkede devlet, hukuk, yargı bu kadar perişan edilir mi?            Tekrar başa dönersek, TSK darbe yapma hak ve yetkisini İç Hizmet Kanunu madde 35 den alıyorsa (böyle inandığı malum) ve bu madde Atatürk zamanında getirilmişse, Atatürk’ü ister “koruma kanunu” ile ister tüm mevzuat ile isterseniz uzaydan getireceğiniz kanunla koruyun, darbe geleneğinin kaynağı Atatürk’tür. Hah, şimdi bu suç oldu mu olmadı mı? Eğer suç olduysa Demirel ile beraber yargılanmak istiyorum. Eğer Demirelsiz yargılamaya teşebbüs ederseniz, en baştan söyleyeyim, adaleti gerçekleştirmek yerine zulmü gerçekleştirirsiniz.
Siz onu tartışmaya açmıştınız…

Kimse gelmedi üstüne…

Değişmesini önermiştiniz…

Büyük bir tartışmadır bu, ben bu tartışmayı vaktiyle yaptım ama hiç bir tane adam bulamadım beni takip edecek. Ben size bir soru sorayım: Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğinden kim sorumlu?

            İç hizmet kanunu madde 35 i bir zamanlar (kendine karşı darbe yapıldığı zamanlar) tartışmaya açan “dün dündür, bugün bugündür” sözünün sahibi adam, kimse ilgilenmedi diye bu gün tam aksini savunuyor. Aslında ise bu bir mazeret. Çünkü şimdi asker ile aynı safta bulunuyor ve askerin yaptığı veya yapması gerektiğine inandığı işlerde onlarla aynı ideolojik çerçevede ikamet ediyor.  Türk Silahlı Kuvvetleri, değil mi?

Hükümet nerede? Hükümet görevlendirmedi, ne olacak? Bu madde durduğu sürece Türk Silahlı Kuvvetleri hükümete de parlamentoya da sormadan “laiklik elden gidiyor” diyerek resen el koyar. 

Türkiye’de darbeler bitmedi mi?

Bunun cevabını ben vermeyeyim. Hani o dönem basına verilen brifingin metinlerini bulun okuyun.

O metni okumuştuk efendim…

Bir daha okuyun. O günkü havayı aksettiriyor. Bittiğini çıkarıyorsanız bitmiştir diye yazın onu. Bak o günlerde ne konuşuluyordu diyeceksiniz, altına da diyeceksiniz ki, yani halen bu caridir diyeceksiniz.

 

            Şu cevaplara bakar mısınız? Adam doğrudan darbe çağrısı yapıyor. Bu darbe çağrısının iki sebebi var bizce. Birincisi, 28 şubat sürecinin yargılanma ihtimalinde kendisinin de yargılanacağına dair yüreğine taht kuran KORKU, diğer sebebi de eski düzenin yıkılacağını artık görüyor olması. Arzum ise, Demirel’in ölmeden önce eski düzenin yıkıldığını görmesi…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir