GÜNLÜK (27 ŞUBAT 2009)

            Eski genelkurmay başkanı İsmail Hakkı KARADAYI’NIN son ses kaseti ortalığa saçıldı. Ne kadar geveze biriymiş… Her yerde konuşuyor muymuş bu adam? Ne kadar çok konuşuyor ki bu kadar çok ses kaydı ortalıkta dolaşıyor. Bunun sebebi ise malum… Yaptığı işlere kendisi bile inanamıyor, yani boyundan büyük işler yapmış, bunları her yerde tekrar edip duruyor. Fakat bu defa tüm sabıkasını ortaya dökmüş. Kendi ifadesi ile “sicili bozuk” birisi.

            Burada gazetecilik mesleği açısından önemli bir soru var. Bu ses kaydı Karadayı’ya mı ait? Bu soru sadece gazetecilik mesleği açısından önem ihtiva etmiyor, herkes için “gerçeği” arama açısından önem arzediyor. Ses kaydının Karadayı’ya ait olup olmadığını bizim bilme ve anlama imkanımız var mı? Hayır. Öyleyse nasıl bir yaklaşım içinde olmamız gerekiyor?

            Her ne kadar ses kaydının o adama ait olup olmadığını bilme imkanımız yoksa da, konuşma metnini incelediğimizde anlıyoruz ki ses kaydı Karadayı’ya veya muadil bir adama ait. Neden? Zira konuşma metnindeki hadiselerin zaten çoğunu geçen 12 yıl içinde öğrendik. Ses kaydındaki bilgiler sır olmaktan çıkalı çok oldu. Ses, Karadayı’ya ait değilse bile konuşma metnindeki vakaların birçoğunun faili o adamdır. Öyleyse teknik teferruatta boğulmaktan çıkıp konuşma metni üzerinde çalışalım. Zaten bu günkü “GÜNLÜK”te sadece bu konuyla ilgileneceğim zira 28 şubatın yıldönümündeyiz.

 

*

 

            Adamamız sabıka sunumuyla başlamış. Hani, “Merd-i Kıpti secaatin arzederken sirkatin söyler” veciz sözü var ya, adamamız marifetlerini, maharetlerini, başarılarını, mücadelesini vesaire anlatırken, kahramanlığını göstermek için olsa gerek, 28 şubat hızını kesememiş olacak ki, 27 mayıstan başlamış.

“Şimdi bir de üniversiteler faaliyete geçerdi, bağırır şey yapardı, o zaman üniversitelerde muazzam bir kaynama vardı. Bunlar, üniversiteler partiye karşı çok şeydi, biliyorsunuz 555K falan vardı. Üniversiteler hükümete karşıydılar. Nümayişler yapıyorlar bilmem ne yapıyorlardı. Polis onlardan yakalarlardı. Kamyon kamyon bize adam gönderirlerdi. Davutpaşa'yı hapishane zannediyorlardı herifler. Biz çocuklarla akşam otururduk, top oynardık yemekler yedirirdik, akşam arka kapıdan gönderirdik. Bu kolayı ben anlattığım zaman, orada şey vardı, Alemdaroğlu dedi "Komutanım ben onların içindeydim beni de saldınız" dedi. Kemal Alemdaroğlu onu da almış gelmişler, ondan sonra biz akşam arka kapıdan göndermişiz.” 

            Polisin yakalayıp getirdiği öğrencileri (yani suçluları) yedirip içirip arka kapıdan salmak… Doğrudan suç itirafı… Ama daha önemlisi şu; bu ses kaydının hakikaten Karadayı’ya ait olduğu tespit edilirse Polise “us pahası” olsun. Yani bir daha yakaladıklarını askere (jandarmaya) asla teslim etmesin.

 

*

“Sonra Cumhurbaşkanı dedi ki bana, bize, ikimize bir arada otururken. Sayın Genelkurmay Başkanının bazı fikirleri var dedi. Bunu dedi 3'ümüz bir araya gelelim de dedi, konuşalım. Basından gizli, zaman zaman toplandık biz, görüştük. 8 yıllık eğitim konusu açıldı, çocuklara ilkokul talebelerine Kur'an kursu yarışması yaptırıyorlar, hanginiz iyi okuyacak hanginiz. Öyle şey olur mu yav. Çocuk o zaman Kur'an düşecek Kur'an ezberlemeye kalkacak. Elinde bir dosya var, şu kadar ince bir şey, dosya şöyle, boyuna çeviriyor ben konuşurken, dedi ki, bunu yaparsak şu kadar dersliğe ihtiyaç var, şu kadar şeye dershaneye ihtiyaç var. Yapmayacaksanız dedim Hoca'dan ne farkınız var… Ondan sonra neyse geldik. 8 yıllık eğitime karar verdik. 8 yıllık eğitime değişecek diye komisyondan geçti. Bana dediler ki, istihbarattan geldiler, efendim bunlar 8 yıllık eğitimi 5+3 yapacaklarmış, önerge vermişler, sahtekar bunlar, burada karar veriyoruz. Bir milletvekili kalkıyor önerge veriyor, hemen onu Meclis'te ayarlıyorlar, Yaşar Tüycü. Allah biliyor ya inanmadım, ya dedim olmaz öyle şey Cumhurbaşkanı ile konuştum, Başbakanla konuştum, komisyona sevk ettirdim, komisyon kabul etti, yani hükümet, onun başında Başbakan var, inanmadım, sonra Meclis'e gelindi. Hakikaten 5+3 dendi, adamlar kabul etti. Sonra 8 yıla zor çektik. Onlar bu kadar adi adam, şimdi, Mesut Yılmaz da kaypak.” 

            İfadeye bak… “Çocuk Kur’an ezberlemeye kalkacak”. Vebadan kaçar gibi kaçıyorlar Allah’ın dininden ve kitabından. Hani kaçtıklarının önemi yok, zaten bunların Allah’ın dinine ve kitabına yakıştıkları da yok. Fakat milleti de uzaklaştırmak için milletin kaynaklarını kullanmalarına tahammül mümkün değil.

            Bu arada Mesut YILMAZ’ın da kulakları çınlasın. İyi yoldaşları varmış… Arkasından “kaypak” diyen… Gerçi Mesut YILMAZ şanslılarından… Tansu ÇİLLER için kullandığı “kahpe” sıfatını görünce…

            Adam küfrediyor yahu… Genelkurmay başkanlığı yaptığına inanabiliyor musunuz? Hem de ülkede başbakanlık yapmış insanlara… Sıradan insanların bu üslup ve ahlaktan nasibi nedir öyleyse? Ana avrat mı küfrediyor acaba?

 

*

“On gün sonra tekrar eve telefon etti, bizim hanım çıktı. Tansu Hanım dedi, ondan sonra ben çıktım dedi ki, sayın Genelkurmay Başkanım sizinle görüşmek istiyorum dedi. Ondan sonra peki dedim ben size haber veririm dedim. "Çok önemli bir şey söyleyeceğim" dedi, "çok önemli bir şey söyleyeceğim size" dedi, "peki" dedim ertesi günde kuvvet komutanları tesadüfen bir araya geleceğiz. İşte yemek yedik, yemekten sonra, dedim ki arkadaşlar bu Tansu Hanım'ı birinci sefer kabul etmedim biliyorsunuz, basın da yazdı bunu. İkinci sefer, dün akşam bana telefon etti, böyle böyle dedi, ne diyorsunuz. Şimdi bazıları dedi ki, komutanım bu kahpe, bu kahpe dedi. Yani kamuoyuna ordu bize ihtilal yapamaz, darbe yapamaz efendim havasını yaratmak için geliyor, söyleyeceği bir şey yok.” 

            Bunlar üstelik kurmay… İnanırsanız… “Yani kamuoyuna ordu bize ihtilal yapamaz, darbe yapamaz havasını yaratmak için geliyor” diyorlar. Ordu için en şerefli ihtimalden bahsederek o ihtimali önlemeye çalışıyorlar. “Ordu ihtilal, darbe yapmaz” düşüncesi, ordu için en şerefli ihtimalken bu kanaatin kamuoyunda oluşmasından ne kadar rahatsız oluyorlar? Ne kadar rahatsız oldukları ise üsluplarından belli… “Kahpe” demişler, kime, ülkede başbakanlık yapan birine. Çıldırmamak mümkün değil, bu adamlar hala insan içine çıkabiliyorlar ve hala sokaklarda gezebiliyorlar ve hala haklarında bir soruşturma ve yargılama yok…

 

*

 “Bunu Cumhurbaşkanı şey, herkes bunu kabul etti. Biz bunu yapacağız. Ben onu neden yayınladılar bilemiyorum. Bir sebebi olmalı onun bir sebebi olmalı. Bir de şimdi burada Genelkurmay'ın diri durması lazım. Bir partiyi kapattık yav. Valla aynı kafadan gidiyorlar kafaların değişmesi lazım.” 

            Bu ifadeler tahlil yapabilenler için zengin bir malzeme sunuyor. “Bir partiyi kapattık yav”, ifadesi, yaptığına kendisi dahi inanamadığını gösteriyor. Necmettin ERBAKAN.’ın kulakları çınlasın, Refah Partisi hakkında kapatma davası açıldığında hemen Fazilet Partisini kurarak, kapatılma durumunda vereceği tepkinin ne olduğunu gösterdi. Sen, partin kapatıldığında yerine yeni bir parti kurup azar işitmiş bir çocuk gibi hayatına devam edeceksen eğer seni azarlayan ve hatta Osman ÖZBEK gibi “pezevenk” diyen mütemadiyen çıkacaktır.

            Necmettin ERBAKAN, partisinin kapatılması için dava açıldığında kamuoyunun önüne çıkıp sadece şu açıklamayı yapsaydı, “bu partinin sahibi millettir, kapatılırsa millet ne yapacağına kendisi karar verecektir”, parti kapatılmazdı. Zira anayasa mahkemesi isimli kuruluş, dünyada üyeleri “hakim” olmayan fakat ismi mahkeme olan tek kuruluştur. Bu da davanın hukuki mahiyet taşımadığını ve bir siyasi mücadele olduğunu gösterir. Öyleyse geri çekilmeyeceksin.

            Bütün bunları geçmişin dedikodusunu yapmak için yazmıyorum. Tecrübe kadar önemli çok az kıymet vardır bu dünyada. 28 Şubat süreci devasa bir tecrübe üretti. Bu tecrübenin heba edilmemesi için yazıyorum. Zira 12 yıllık zaman dilimi içinde 28 şubat sürecindeki hadiseler ortaya çıktıkça anlaşılmaktadır ki, generaller Erbakan’dan fevkalade korkmuşlardı ama Erbakan onlardan daha fazla korkmuş. Mücadele belli safhalarda öyle noktalara gelir ki, orada sadece CESARET vardır, gerisi hikâyedir.

 

*

 

            Karadayı hakkında son zamanlarda neden bu kadar fazla sayıda ses kaydı kamuoyuna aksediyor? Bu yoğunlaşmanın 28 şubat yıldönümü ile ilgisi olduğunu düşünmek mümkün ama bundan daha fazla bir sebebi olduğunu hissediyorum nedense…

            Muhtemelen Ergenekon terör örgütü hakkındaki soruşturma da sıra Karadayı’ya geldi, fakat eski genelkurmay başkanı olmasından dolayı gözaltına almak biraz “ağır” geleceğinden, zemini yumuşatıyorlar gibi geliyor. Ortaya çıkacak tepkiyi yok etmek veya en azından dengelemek için Karadayı hakkında kamuoyu oluşturuyorlar. Bunun gibi birkaç ses kaydı daha kamuoyuna sürüldüğünde artık Karadayı’nın gözaltına alınması değil alınmaması zorlaşacak. Zira kamuoyu artık, “daha ne bekliyorsunuz gözaltına almak için” diye ağır bir baskı yapacak.

            Eğer hadise bu ise, artık Karadayı da kapsama alanındadır. Bakalım, göreceğiz.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir