GÜNLÜK (28 ŞUBAT 2009)

            Saadet Partisi genel başkanı Numan KURTULMUŞ, G.Antep’deki konuşmasında, “ekonomik kriz değil, medeniyet krizidir” demiş. 25 ŞUBAT 2009 tarihli GÜNLÜK’te İbrahim KARAGÜL’ün yazısı ile ilgili tespitler yaparken biz de meselenin iktisadi kriz değil medeniyet krizi olduğunu yazmıştık. Bir veya iki gün sonra Numan KURTULMUŞ’un aynı ifadeyi kullanması hoş bir duygu.

            İktisadi krizin doğru teşhis edilmesi çok önemli… Zira bu kriz batıyı çökertecek ve dünyayı da fevkalade sarsacak. Anlaşılması gereken noktalardan birisi şu; Dünya, tarihinde hiç şimdiki kadar zengin olmamıştı. Dünyanın bugünkü zenginliği ise uzun bir döneme ait değil. İkinci cihan harbinden sonra üretilmiş bir zenginliktir. Dünya iktisadi krizinin en önemli neticelerinden birisi ise bu zenginliği imha edecek olması. Dünya, tekrar ikinci cihan harbinden önceki iktisadi seviyelere gerileyecek. Bu günkü zenginliği tekrar elde etmesi uzun bir zaman alacak. Bunun anlamı ise şu; iktisadi krizi atlatmanın veya ondan kurtulmanın veya ona dayanmanın yolu, iktisadi tedbirlerden daha ziyade, “kanaatkarlık”, “tahammül”, “sade hayat” ve “tesanüd” gibi ahlaki ve psikolojik kaynakların derinliği ile ilgili olacaktır. Bu sebeple gelişmiş ülkeler bu krizi atlatamayacak ve çökecektir.

 

*

 

Yeni Şafak yazarlarından Ayşe BÖHÜRLER’in bugünkü yazısında ilginç bir anekdot var.

“Eskiden Doğu şehirlerinin pisliği Batı şehirlerinin temizliği anlatılırdı. Bugün ise durum tersine dönmüş durumda. Londra hayranı çok dostum vardır. Londra'ya her gittiğimde anlatılan ile gördüklerim arasıdaki fark giderek açılıyor. Bu sefer de havaalanında başladı her şey. Valizleri almak için 45 dakika, araba ile park yerinden çıkmak için 2 saat bekledik. Hiç olmadığı söylenen korna korosu, Londra trafiğinin çığırından çıkmış durumunu gösteriyordu. Havaalanından itibaren önümüzde akıp giden şehir resimleri içinde artık çöp kümeleri var. Sabah trafiğini ağırlaştıran çöp arabaları, çok hızlı ulaşım sağlasa da neredeyse "dökülüyor" tabiri ile tanımlanabilecek metro sistemlerine, metroda insanın oturup oturmamakta tereddüt edeceği pislikteki koltuklar da eklenince "bu şehirde neler oluyor" diye düşünüyorsunuz.”(Yeni Şafak 28 ŞUBAT 2009)

            Bu anekdotun gösterdiği vaka, “medeniyetin göç vakti”nin geldiğinin her alanda kendini göstermeye başladığıdır. Bir müddettir medeniyet batıdan doğuya doğru göç etmek için katarını dizmeye başlamıştır. Medeniyet, öyle bir kıymettir ki, bir coğrafyayı terk ettiğinde orayı viraneye çevirir. Göç için katarını dizmeye başlayan medeniyet, toparlandığı yeri viraneye çevirmeye başlamıştır.

Pekâlâ, Medeniyet bir coğrafyayı neden terk eder? Cevabı “Medeniyetin Göç Vakti” isimli eserde…

 

*

 

            Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından HÜSEYİN GÖRÜM, duruşmadaki savunmasında şunları söylemiş;

“Görüm, görev aldığı ulusalcı derneklerde kandırıldığını ileri sürerek "Bir çok arkadaşıma VKGB'yi anlattım. Onları kandırdım. Bunlar 'vatansever' değil, 'vatansatar'mış. Arkamdakiler (sanıklar) bana kızıyordur şimdi. İyi ki tutuklanmışlar. Bu pisliklerin ayrılması lazım" dedi. Görüm, emekli Korgeneral Hasan Kundakçı'nın da VKGB'nin onursal başkanı olduğunu söyledi. Görüm, Danıştay tetikçisi Alparslan Aslan için de "İyi çocuktu" dedi.” (Yeni Şafak 28 ŞUBAT 2009)

            Bunları bir arada tutan hiçbir manevi kıymet yok. Ergenekon mensuplarının yakın gelecekte birbirlerine girdikerini ve birbirlerini ispiyonladıklarını çok göreceğiz. Ergenekon davasının asıl yükünü (ispat, delil yükünü), kendini kurtarmak isteyenlerin verecekleri ifadeler taşıyacak. Ergenekon savcılarının hiç endişe etmesine gerek yok, bizzat sanıklar bir müddet sonra eşek yüküyle delili önlerine koyacaklardır.

 

*

 

            Yine bir Çeçen suikastı… İçinde yaşadığımız devirde dünyanın iki “asil halkı”ndan birisi ÇEÇENLERDİR. Diğer malum olacağı üzere FİLİSTİN HALKIDIR.

            Haberin teferruatı bir tarafa ama ÇEÇEN YİĞİTLERİN cephede değil de böylesine kahpece pusularda şehit edilmesi çok ağır bir duygu. Bu duyguyu taşıyamıyorum. Cephede şehit olmanın düşman için bir maliyeti var, fakat bu şekilde özellikle de savunmasız durumlarda toprağa düşmeleri, ruh dünyamı harap ediyor.

 “48 yaşındaki Ali Osaev önceki akşam saat 23.00 sıralarında Zeytinburnu Gökalp Mahallesi'ndeki evinin önünde BMW marka bir araçla kendisini takip eden şahıslar tarafından susturuculu tabanca ile vuruldu. Başına isabet eden 3 kurşunla kanlar içinde evinin merdivenlerine düşen Osaev, olay yerinde hayatını kaybetti. Osaev'i öldürenler plakası alınamayan otomobilleriyle olay yerinden kaçtı.” (Yeni Şafak 28 ŞUBAT 2009) 

            Suikastin işleniş tarzına bakılırsa, gizli servislerin işi. Yani Rus gizli servisinin işi… Öncelikle Allah şahadetini kabul etsin. Lakin bir yiğidin bu şekilde can vermesi, insanın zoruna gidiyor.

 

*

 

            TSK, TRT 6 (şeş) için açıklama yapmış. Kim sormuş fikrini? Nedense TSK, askerlikten başka her konuda fikir sahibi… Bir de askerlik mesleği hakkında bir açıklama yapsalar da o konuda ne kadar derin fikirleri varmış anlasak!

 

*

 

            Ve Ali KALKANCI cezaevinde… Bunlar zannediyor ki, Allah intikamını almaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir