GURBET

GURBET
Bir gurbet, bir şehre ancak bu kadar yakışabilir.

Hayatımın içinde dönüşsüz bir yol gibi akan, asfalt karası gözlerin.

Seni hangi cümleye eklesem/hangi cümleyi sana iliştirsem, sen hep o cümlenin yerlisi oluyorsun. Benim yüreğimse işgal altında bir vatan. Senin asfaltından önce orada yemyeşil çayırlar vardı.

Ellerim ellerinde, beyaz bir masa örtüsündeki leke gibi duruyordu, bundandır belki ayrılığımız. Ama leke olmadan masa örtüsü de bir anlamla bütünleşmiyordu. Aykırıydık, bundandı belli ki birbirimize ihtiyacımız. Benim lekem senin beyazlığını ortaya koyuyordu, senin beyazlığın ağartıyordu lekemi. Ben beyaz bir leke olamazdım sen yoksan.

Biz gece ve yıldızlar gibiydik.

"Yıldızlar karanlıkta parlar."

‘Gün doğunca nereye gider yıldızlar ?' Yeryüzünün en eski sorusudur bu. Ömrümün ikindisinde gökyüzüne bakıyor ve bu soruya verecek karşılık bulamıyorum.

Seni hangi şehirde bulsam, gurbet orada başlıyor…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir