HACİMLİ AKIL

HACİMLİ AKILİnsan hem fikri ve hem de bedeni bir organizma olduğu için yaşadığı veya yaşayacağı her hadise organizmada bir takım etkiler ve değişimler meydana getirebilir. İnsandaki etkileniş, makine gibi lokal nitelikler taşımaz. İnsanın dış dünyadan aldığı bir etki zekâsından aklına, şuurundan vicdanına, hafızasından duygusuna, idrakinden ahlakına, hayat tarzından hayat alanına, dünyayı kavrayışından insan anlayışına kadar tüm zihni ve ruhi dünyasına yönelir. Her hangi bir iç alem unsurunun veya mekanizmasının etkilenmesi ve diğerlerinin etkilenmemesi sözkonusu olmaz. Farklı nispetlerde etkilenmeleri mümkündür ama etkinin birinde emilip yok edilmesi mutlak anlamda imkânsızdır.

İnsandaki etkilenmenin giriftliği (karmaşıklığı), insanın iç dünyasında bir değişime gitmesini tehlikeli hale getirebilir. Değişimin gerekip gerekmediği, gerekiyorsa hangi istikamette ve ne nispette yapılması lüzumu doğru tespit edilmelidir. Hiç değişmemek gerekebilir ve sadece gelişmek kafi gelebilir. Değişmenin kendisi tılsımlı bir formül değildir ve değişmeyi kutsamak her zaman doğru olmayabilir. Fakat değişmek gerekiyorsa eğer, mevcudu muhafaza etmeye çalışmak yıkım olabilir.

Değişmek gerektiği durumlarda dahi değişimin gelişmeyle beraber gerçekleştirilmesi en doğru olandır. Zira değişmenin lüzumu mevcudun yanlışlığı teşhisine dayanır ki, zaten mevcut kendi malzemelerine, kaynaklarına ve mukavemet kuvvetine sahiptir. Bunlara rağmen gelişmeden değişmeye çalışmak aslında mevcudun farklı bir versiyonunu meydana getirir çok zaman. Zira mevcudun yanlışlığı genellikle mevcut malzemenin eksikliğinden veya niteliksizliğinden kaynaklanır ki, eksik veya bozuk malzeme ile inşaa edilen “yeni”, eskisinden daha iyi olma imkanına sahip olamayacaktır genellikle.

Gelişmenin tabii bir değişim olduğu doğrudur belki ama asla değişimin diğer adı değildir. Mesela hayat alanının genişlemesi ile ortaya çıkacak yeni alanlar insana farklı ve yeni imkanları kazandıracağı, bu imkanların ise insanın hayatı kavrayışını değiştireceği doğrudur. Fakat buradaki değişme, bir adım ilerde meydana gelen imkanların hayat ile ilgili idrak malzemelerinin ilzam ettiği bir derinleşme ve genişlemeden ibaret olduğudur. Dolayısıyla sadece gelişme kendi muhtevasında değişmeyi tabi fonksiyon olarak muhafaza etse dahi değişme değildir.

Gelişerek değişme, bir birimlik hayat alanında üretilen insan bünyesinin yanlış olması halinde, hayat alanı iki birime çıkarıldığında aynı yanlışlığı tekrarlamamaktır. Zira hayat alanının genişlemesi halinde yeni imkanlarla beraber yeni bir hayat kavrayışı oluşacaktır. Bu oluşumu eskinin tekrarı şeklinde gerçekleştirmemek ve yeni imkanlarla beraber doğru olanı inşaa etmek ihtimali ortaya çıkacaktır.

Değişme ya da gelişmenin en büyük handikaplarından birisi, taklittir. Özellikle de değişmede bu zafiyete daha fazla düşülür. Diğer insanların hayatlarının daha doğru veya iyi olduğu ile ilgili kanaat, değişme gerekliliğini ortaya çıkarır. Şahsiyeti gelişmemiş (aslında oluşmamış) insanlarda kendini gösteren bu problem, değişmenin tüm gerekçelerini imha eden bir kavrayış zafiyetidir. “Kendi olamamanın” çok sayıdaki görünüşlerinden biridir.

 

*

 

Tüm bunların (genel hükümlerin) gerçekleştirilebilmesi için insanın kendine dair özel hükümlerle veya bilgi ve teşhislerle harmanlanması gerekir. Kompozisyon genel doğrular ile ferdi doğruların telifi yapılabildiğinde gerçekleşebilir. İnsana ait doğruların tamamı ferde (kişiye) ait doğrular değildir. İnsana ait doğruların bir kısmı kişiye ait doğrular olabilirler ve bunların seçiminin de doğru yapılabilmesi gerekir. İnsana ait doğruların tamamının bir kişiye ait olabilmesi için sözkonusu kişinin tüm insani özellikleri ve kuralları bünyesinde taşıyabilmesi gerekir. Bu mümkün değildir. Bir insanın tüm insanlık ölçülerini şahsında temerküz ettirebilmesi insanüstü bir şeydir.

İnsanlığa ait olan (genel olan) ile insana ait olanın (özel olan) birbiriyle çelişmemesi şarttır. Çelişmesi halinde problem vardır. Fakat insanın (ferdin) insanlığa ait olan her şeyi şahsında gerçekleştirmeye çalışması da sayısız tezat ortaya çıkarabilecektir. Zira insanlığa ait olanın içinde bir çok paradoksun müşahede edilebileceği bilinmelidir. Zira varlık ve hayat paradokslardan müteşekkildir. İnsan, insanlığa ait olan yekundan, ferdi varlığının sistematiğini kurmak için gerekli olanları almak durumundadır. Genel olandan alınan özellikler ile meydana getirilen “şahsiyet” genel olan ile tezat teşkil etmemeli ve aynı zamanda genel olanın bir parçasını oluşturmalıdır.

Ferdi hayatın çerçevesini bir taraftan “insani değerler” belirlerken diğer taraftan ferdi özellikler ve imkanlar belirler. Ferd, insanlık değerlerini nispet alarak kendi ruhi ve bedeni özellik ve imkanlarının “kişilik çerçevesini” oluşturur. Şahsiyet bunun adıdır. Şahsiyet hiçbir zaman insanlık değerlerinin toplamını kendi bünyesinde toplamayı gerektirmez. Böyle bir hedefe yönelen kişi başarılı olamadığı gibi, kendi varlığını da kaybeder.

Yükseklik korkusu olan birinin pilot olmaya çalışması misalinde olduğu gibi… İnsanlığın bu gün geldiği seviye ve bu seviyenin ürettiği hayat formu içinde pilotluk vardır ve ciddi bir ihtiyaçtır. Fakat bu ihtiyaç yükseklik korkusu olan birisi tarafından karşılanamaz.

Ferd ile cemiyet veya insan ile insanlık arasında çok zaman çelişki gibi görünen istikamet farklılığı (mesela menfaat çelişkisi) genel olan ile özel olan arasıdaki ilişkinin doğru kurulamamasından kaynaklanmaktadır. Bu ilişkinin yanlış kurulmasının bir türü, ferdin kendi değerlerini veya özelliklerini “insani değerler” olarak görmek gibi şahsiyet zafiyeti (aslında zafiyet değil, şahsiyetin oluşmamasıdır) sergilemesinden kaynaklanmaktadır. “İnsanlığın”, insandan farklı ve üstün bir değer olduğu unutulduğu zaman şahsiyetin anlamı kalmayacak ve dolayısıyla gerçekleştirilmesi kabil olmayacaktır. Zira şahsiyetin nispeti “insanlıktır”. Nispet neseptir. Nesebini kaybetmiş her şey gibi şahsiyette kendi kaynağına (bir anlamda nispetine) yani insanlığa saldıracaktır.

 

*

 

İnsan kendini tanımalıdır. Tüm zafiyet ve kuvvetiyle tanımalıdır. Menfi ve müspet yönleriyle tanımalıdır. İnsan ruhi hususiyetlerinden biyolojik özelliklerine kadar kendini tanımalıdır. Aklının gelişmişlik durumunu, zekasının kapasitesini, duygularının keskinliğini tespit etmiş olmalıdır. Hayat tarzını geliştirmiş, hayat alanını kurmuş ve tanımış olmalıdır. Mantığı nasıl kullandığını anlamış, dile ne kadar nüfuz ettiğini fark etmiş olmalıdır.

İnsan kendini parça parça tanıdığı gibi yekun olarak da tanımalıdır. Ne olduğu ve nasıl biri olduğu ile ilgili fikirleri ve kanaatleri olmalıdır. Hayatı kavrayış biçiminin ne olduğunu, hayatı yaşama tarzının nasıl olduğunu bilmelidir. Bir ferd olabilmenin “şahsiyet” sahibi olmakla ilgili ve kaim olduğunu anlamamış olmak, toplumun kemiyet (somut) ihtiyacını karşılayan dolgu malzemesi olmaktan ileri geçemeyeceği anlamına gelir. Ferd olmak, toplumun kendini herhangi bir yerde dolgu malzemesi olarak kullanmasına müsaade etmeyecek güç ve üretimi gerçekleştirebilmek ve toplumda kendine ait bir alan açabilmek manasını ihtiva eder.

Şahsiyetini üretebilmiş insanların bu eserden faydalanması ile diğerlerinin faydalanması farklı şekillerde olur. Şahsiyetini üretebilmiş insanlar kendini gerçekleştirebilmiş insanlar oldukları için bir bütünlükleri vardır. Diğer insanların bütünlükleri vücut bütünlüklerinden ibarettir ve ruhi ve fikri bir bütünlükleri sadece insandaki tabii akışın toplu görünüşünden ibarettir.

Bir insanın şahsiyetini üretebildiğini anlamasının en kestirme yolu, “kendini tanımlayabilme” imkanıdır. İnsanın kendini tanımlayabilecek noktaya geldiğinde bir şahsiyetinin olduğu, diğer insanların kendini tanımlayabildiği safhada ise şahsiyetini izhar edebildiği anlaşılır.

Şahsiyetini üretebilmiş insanların, bu eserdeki tespitleri, iç dünyalarındaki denge ve bütünlük çerçevesinde, dış dünyada ise hayat alanının genişliği ve hayat tarzı içinde değerlendirmesi gerekmektedir. Mesela her insan hayat tarzını değiştirdiğinde daha önce anlamadığı veya fark etmediği birçok olayı fark edebilir. Fakat hayat tarzı yanlış olmayan bir insanın yeni olayları anlamak için hayat tarzına kıyması yanlış bir adım olacaktır. Yeni hadiseler ile ilgilenmek için daha küçük hamleler yapılabilecekken doğru olan hayat tarzını değiştirmek büyük bir kayıp olacaktır.

Şahsiyetini oluşturamamış insanların bu eserden faydalanmaları daha kolaydır. Her hangi bir konuyu anladıktan sonra ihtiyacı olup olmadığını tespit edip o istikamette çalışması halinde faydalanması kabildir.

Şahsiyetini üretememiş insanlar, diğer insanları “obje insan” olarak gördükleri gibi çok zaman kendilerini de “obje insan” olarak görmek temayülündedir. Bu durum aynı zamanda ahlaki zafiyetin tescilidir.

Şahsiyet, ferdi bütünlük olduğu için, neyi nasıl yapmak gerektiğine dair bir çerçeve oluşturur. Bu çerçeve, bazen insanın hayatında zorluklar oluşturabilecektir. Fakat şahsiyetin anlamı ve değeri bu zorluklara katlanmayı gerektirecek kadar fazladır. Bu sebeple şahsiyet sahibi insanların kendileri ile ilgili değerlendirmelerde bulunmadan, herhangi bir metodu uygulamaya çalışması, hasta olan kişinin hastalığını teşhis dahi etmeden buzdolabında bulunan ilacı, “ilaç olduğuna göre faydalıdır” anlayışı ile kullanması veya hasta olmayan bir insanın “ilaç olduğuna göre zaten faydalıdır” mantığı ile ilacı kullanmaya kalkışması gibidir.

Şahsiyeti oluşmamış kişilere zararının olmayacağını söylemek kabil değildir mutlaka. Fakat şahsiyeti oturmuş kişilerdeki etkisi gibi olmaz. Zira şahsiyet oluşmamış ise sistematik bir bünye meydana gelmediği için zarar verecek bir yapı olmayacaktır.

Şahsiyeti gelişmemiş kişilerin bu eserden daha fazla faydalanacağı anlamını çıkarmak doğru değildir. Şahsiyeti oturmuş insanların eserden faydalanmalarının usulü ile şahsiyeti oluşmamış insanların faydalanma usulleri farklıdır ve üzerinde durulan nokta burasıdır. Şahsiyeti oluşmamış kişiler hayatlarındaki en büyük zararı görmüş oldukları için küçük zararların farkına dahi varmayacaklardır. Fakat şahsiyeti gelişmiş kişiler zararı bünyelerinde derhal fark ederler.

E KİTABI İNDİR HACİMLİ AKIL

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir