HAK FETİŞİZMİ

HAK FETİŞİZMİ

Meselenin esasına girmeden önce birkaç misal verelim…

Bir kavşakta karşıya geçmek için yeşil ışığın yanmasını bekliyoruz. Yayalar için yeşil ışık yandığında araç trafiği hala bitmemişti, araç trafiği hala akarken, yayalar da yola yürüdü. Bir halk otobüsü, bir yayanın on-onbeş santim yakınında zor durabildi. Halk otobüsünün durması ile birlikte araç trafiği de durdu, haliyle arkadaki araçlar yolu kapattı. Kendisine çarpmamak için son anda duran halk otobüsünün önündeki adam, aracın şoförüyle söz kavgasına başladı. Yayalar için yeşil ışık yanmasına rağmen araç trafiği devam ettiği için yola girmemiştim. Araç trafiği, halk otobüsü şoförüyle ağız dalaşına başlayan adamla birlikte durunca ben de yola çıktım. Tarafların arasındaki kavga artarak devam ediyor, kavga eden yaya da yolda durarak kavga ettiği için araç trafiği de tıkanmış durumdaydı. Yolun ortasında duran ve kavga eden yayanın yanına vardığımda elimi omuzuna koydum ve “tamam, hadi gidelim, trafik tıkandı” dedim. Adam bir taraftan şoförle kavgasına devam ederken, bir taraftan da bana hitaben, “sen de öyle dersen bunlara kim haddini bildirecek” gibi laflar etti. Tanıştığımız biri değil, ilk defa görüyorum, yaya olmamdan dolayı kendisiyle aynı statüde olduğumdan dolayı öyle söylüyor olmalı diye düşündüm. Adama, “tamam, beraber kavga edelim ama trafik tıkandı” dedim. Adam, “tıkanırsa tıkansın, beklesinler” diyerek şoförle ağız dalaşına devam etti. Ben yoluma devam ettim.

Yayalara yeşil ışık yandığı için geçiş hakkı adamda ya, yani adam haklı ya, trafiğin tıkanmasına, kendisinden başka çok sayıda insanın ve aracın hakkını ihlal etmesine rağmen, kavgaya devam ediyor. İnsanlar, küçücük bir haklılık payı yakaladıklarında, haklı olmaktan kaynaklanan bir düşünce ile sayısız insanın hakkını ihlal etmekten imtina etmiyor. “Hak Fetişizmi” diye isimlendirmek zorunda kaldığım hadise bu… Hiç kimse adaletten bahsetmiyor, herkes kendi hakkından bahsediyor. Kendi hakkı bir birim olsa bile, cemiyetin yüz birimlik hakkının ihlal edilmesi pahasına o hakkının arkasına gidiyor. Oysa bir hakkın istihkakı, o haktan daha ağır hak ihlallerine sebebiyet veremez, veriyorsa o hakkın talep ve tahsil imkanı kalmamış demektir.

Haklı olmak başka bir şey, hakkın talep ve tahsil edilmesi başka bir şey… Bunun için “usul” ilmi vardır, hukuktaki ismiyle söylemek gerekirse “muhakeme hukuku”… Haklı olmak, hakkı doğru bir şekilde talep etmeyi gerektirir, hakkın haksız şekilde talep ve tahsil edilmesi teşebbüsü, hakkı imha eder. Bir hakkın talep ve istihkakı, başkalarının haklarının ihlal edilmesinin sebebi olamaz, böyle olduğu takdirde “adalet”ten bahsetmiyoruz demektir. Geriye kalan ise “hak fetişizmi”dir. Hak fetişizmine yakalanan kişi, temelde adalet talebinde bulunmadığı için, küçücük bir haklılık payı üzerinden nefsinin davasını sürüyor. Caddenin ortasında gördüğüm adamın hali, hak talebi değil, nefsin öfkesinden ibaretti.

Mesele sokakta yaşadığımız bir misalden ibaret değil. Öyle olsa geçer giderdik. Ülkedeki tefekkür hayatına bakıyorum da, “hak fetişizmi” diye isimlendirdiğim maraz sanki herkesin zihin ve kalp dünyasını işgal etmiş durumda. Meseleyi sokak kavgasından çıkarıp, tefekkür dünyasındaki izlerini sürmeye çalışalım.

*
Mesela Şia safsatası…

Yezid’e karşı Hz. Hüseyin’in (ra) tarafını tuttuğunu iddia ediyor ve oradaki mevzilenmesinin (tarafının) “doğru” ve “haklı” olmasından hareketle, tüm Müslümanları kendi sapkın muhayyilesinde yezid taraftarı görüyor. Hz. Hüseyin’in (ra) tarafından olmak, haklı olmaktır, doğru yolda olmaktır. Fakat Şia, oradaki haklılığını, Hz. Hüseyin’i (ra) mülkiyetine geçirip, başka hiçbir Müslümanın O’nun tarafından olmadığını, O’nun tarafından olma şartının Şii olmaktan geçtiğini iddia ediyor. Şii olmayanların tamamını da Yezid taraftarı olmakla itham ediyor. “Hak fetişizmini” görüyor musunuz?

Oysa tüm ümmet Hz. Hüseyin’in (ra) yanındadır. Kerbela’daki facia ve katliamı gerçekleştirenler dışında ve daha sonra dünyaya gelen Müslümanlar arasında Hz. Hüseyin’in (ra) saflarında yer tutmayan, ona karşı fikir beyan eden kimse yoktur. Özellikle Ehl-i Sünnet uleması ve havzası, bilatereddüt Hz. Hüseyin (ra) taraftarı olmasına rağmen, Şia sapkınlarının kendi kafasında ve marazi muhayyilesinde Ehl-i Sünneti baştan sona Yezid taraftarı gibi göstermesi ve Hz. Hüseyin (RA) taraftarlığını temellük etmesi, kalbi ve zihni hastalıklarını göstermekten başka bir manaya gelmez.

Irak’taki “merci-i taklit” sıfatını taşıyan Sistani, güya cihat ilan ederken, “Beni Ümeyye artıkları” diyecek kadar hezeyan içindedir. Şia’nın sapkınlığına bakın ki, adamların “merci-i taklit” makamındaki (yani en büyük alimi!) bu kadar marazi bir kalp ve zihin dünyasına sahip. Şia’daki hak fetişizmi, bu tür marazi ve sapkın düşünce yapısının zirvesidir. Zira bütün Müslümanlar Hz. Hüseyin (ra) taraftarı olmasına rağmen, Şia, kendinden başkasının O’nun taraftarı olmasına geçit vermez bir edayla sapkın düşünce örgüsünün zirvelerine tırmanmıştır.

*
Mesela ABD karşıtlığı konusu…

ABD, yeryüzünde vahşi bir emperyal diktatörlük kurduğu için hem Müslümanlar hem de gayrimüslimler için ABD’ye karşı olmak asil bir mevzide yer almaktır. Bu mevzide bulunmak “haklı” olmaktır. Bazıları bu hakkın üzerine oturarak, mesela Suriye’de yüzbinlerce Müslüman halkı katledebilmektedir. Haklı bir mevzie yerleşmek, sahip oldukları hakkın binlerce katı hak ihlalini meşru kılmaktadır. İsrail’in karşısında olmaktan kaynaklanan “haklılık”, İsrail’in bile yapmadığı işkence, tecavüz, katliam gibi haksızlık ve zulmü işleme salahiyetini verir mi insana?

Türkiye’nin efkar-ı umumiyesi, “hak fetişizmi” meselesini hızlıca gündemine almalı, bu mevzu üzerinde çalışmalı, kalbi ve zihni marazlarını tedavi etmelidir. Bu ihtiyaç tabii ki tüm İslam alemi ve tüm dünya insanlığı için de acil ve mühim bir meseledir.

*
Mesela paralel örgüt…

Zaman gazetesi genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı defalarca yazdı, yine aynı gazetenin yazarlarından Ali Ünal da temas etti. Fethullah Gülen’in alim(!) sıfatıyla zulüm gördüğünü, bu zulme ülkedeki diğer alim ve kanaat önderlerinin sessiz kalarak destek verdiğini yazdılar. Adamlar, yüzlerce alimin yanlış yolda olduğunu, sadece kendi alimlerinin doğru yolda olduğunu iddia ediyor, bir an olsun yüzlerce alimin doğru yolda, kendi alimlerinin yanlış yolda olduğu ihtimalini düşünmüyorlar. Kalp ve zihin dünyalarına nasıl bir zehir girip yerleşmiş ki, Fethullah Gülen’in “alim” olduğu düşüncesinden ve bu düşüncedeki marazi bir haklılıktan dolayı yüzlerce alimi ve milyonlarca Müslümanı itham edebiliyorlar.

Mesela paralel örgütün 17 ve 25 Aralık darbe teşebbüsü… Paralel örgütün savcı ve polisleri tarafından yürütülen 17 ve 25 Aralık soruşturmalarının tamamının doğru ve haklı olması ihtimalinde bile, Türkiye’deki ve dünyadaki Müslümanların hak ve hürriyetlerini savunan, onların ihtiyaçlarını karşılamaya gayret eden, gücü nispetinde dünyanın her yerine yetişmeye çalışan Erdoğan ve kadrosunu idam sehpasına sürüklemek ne anlama geliyor? İddia ve talep ettiğiniz “hak” ile ihlal ettiğiniz hak arasında bir mukayese yapmaz mısınız? Halk otobüsü şoförüyle kavga eden adamın trafiği tıkaması misalinde olduğu gibi, bir birimlik hakkı talep ederken, bin birimlik hakkı ihlal ettiğinizin farkına varmaz mısınız? Bir birimlik zararı telafi etmek için bin birimlik zarar vermenin adına adalet mi diyorsunuz?

Fethullah Gülen haklı olmak ile hakkı talep etmek, yani hukuk ile muhakeme hukukunu birbirinden ayıramayacak birisi midir? Yani esas ile usulü birbirinden ayıramayacak kadar cahil midir? Tabii ki hayır… Öyleyse, “hak fetişizmi” ile şizofrenik savruluşlar yaşayan birisidir.

*
Hiç kimse şeytandan bahsetmiyor, herkes haktan bahsediyor, doğrudan bahsediyor. Ve herkesin bir haklı ciheti var, yani herkes bir haklılık payının üzerine oturuyor ve dünyayı oradan seyrediyor. Fakat “bütün”ü gören yok, kendi hakkıyla kör olmuş gözler, başkalarının haklarını görmüyor. Adalet, her şeyin “olması gereken” merkezde kaim kılınmasıdır. Bir haktan hareket eden ve gözü sadece o hakkı gören kişi, adaleti görmez, farketmez, anlamaz.

Her bakış açısının doğru olduğu bir nokta var. Ama biz herhangi bir bakış açısından bahsetmiyoruz, İslam’ın yekununa muhatap olmaktan, yekununu doğru anlamaktan bahsediyoruz. İslam’ın yekununa muhatap olamayanlar, İslam’dan hareketle İslam’ı imha eden, yine İslam’dan hareketle Müslümanlara husumet besleyen ahmaklar haline geliyor.

Tabii ki herkes bir cihetten haklı ama herkes “hak fetişisti” haline gelmiş durumda. Hak fetişizminden kurtulmamız gerekiyor zira Müslümanların sadakati Allah ve Resulünedir. Cenab-ı Allah Azze ve Celle ne buyurmuşsa, Hz. Risaletpenah Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimiz ne buyurmuş ve ne yapmışsa iman ettik, tasdik ettik, şahit olduk. Öyleyse kendi hakkımızın ve haklılığımızın üzerinde şizofrenik tepinmeler yerine, sadakatimizin hakikatini yerine getirmeli ve iman ettiğimizi, beyan buyurulduğu üzere idrak etmeliyiz.

*
Hak fetişizmi çok tehlikelidir. İnsan haktan bahsettiği ve haklı olduğu için, yani böyle zannettiği için kıyıcı, kırıcı, imha edici hale geliyor. Haklı olan iç dünyasında dehşetengiz bir enerji üretiyor, o enerji büyük katliamları bile mümkün kılan bir meşruiyet anlayışına kaynaklık ediyor.

Hak fetişizmi, içinde yaşadığımız dünyanın (insanlığın) temel meselelerinden birisidir, ne yazık ki Müslümanlarında temel meselesi haline gelmiştir. Bu meseleyi ilk farkeden, hakkıyla halleden, insanlığa adaletten bahsedebilir, adaleti dağıtma imtiyazına ulaşabilir. Müslümanlar bu kalb ve zihin marazını bir an önce farketmeli, anlamalı, gereğini yapmalıdır.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir