HALİL BERKTAY’IN “ARAYIŞI”

HALİL BERKTAY’IN “ARAYIŞI”
Halil Berktay, Ahmet Altan gibi değil, gerçekten entelektüel birisidir. Taraf gazetesinin iki ağır topundan birisi, diğeri ise Murat Belge… Ahmet Altan’ın hiçbir derinliği olmayan yazılarının aksine, Halil Berktay, analiz (tahlil) ve sentez (terkip) çabası içinde. Bu cihetten bakıldığında, ciddi bir düşünme gayreti göze çarpıyor.
Halil Berktay eski Marksistlerden. Eski halini fazla bilmem, Taraf’ta yazmaya başladığından beri takibimde olan birisi. Yazılarında sürekli olarak gördüğüm, görülmemesi mümkün olmayan vaka, tefekkür cehdidir. Bu özelliğinden dolayı da kıymetli buluyor ve takip ediyorum. Farklı dünya görüşlerine sahip olmak ayrı bir şey, insan haysiyeti “tefekkür” ile, en azından tefekkür çabası ile kaim. İnsan hangi dünya görüşüne mensup olursa olsun, tefekkür çabası ile “insan” oluyor, bu çabayı kaybettiği nispette ise “insanlıktan” uzaklaşmaya başlıyor.
Berktay, 20.10.2012 tarihli, “Bak, kimlerle berabersin” başlıklı yazısında, “düşünce dünyasının” evrim sürecini, Marksist tarih üzerinden yapıyor. Hoş bir yazı, Marksist tarihin açmazlarını tespit ederek, o tarih üzerinden oluşan zihni organizasyonların bir takım hastalıklarına dikkat çekiyor.
“Bir zamanlar büyük anlatılar ve onlara karşılık gelen ideolojik çatılar vardı. Dünyayı, kapitalizm cephesine karşı sosyalizm cephesi gibi düşünmek böyle bir zihinsel yapılanmaya yol açıyordu. Hiçbir konu diğerinden bağımsız değildi; öyle bir dizi mevzi vardı ki, hepsini birleştirdiğinde uluslararası komünist hareketin genel çizgisini oluşturuyordu ve hangi noktadan bunun dışına çıkarsan çık (ve o nokta ne kadar önemsiz gözükürse gözüksün) burjuvazinin kampına iltihak etmiş sayılıyordun.”. Güzel bir tespit…
O cephe aynı zamanda bir “zihni evren” oluşturduğu için mensupları çerçevenin dışına çıkamıyor, çıktığında burjuva taraftarı olmakla itham edileceği için cephenin tüm yanlışlarına da iştirak etmek zorunda kalıyordu. Meselenin problemli tarafı, o cephenin “zihni evren” haline gelmesi veya mensuplarının zihni organizasyonunu gerçekleştirmesidir. Bir zihni evren inşası, o evren içindeki “yanlışları” teşhise imkan vermez. Çünkü “doğru” ve “gerçek”, bizatihi zihni evrenin matematiğinde üretilir. Zihni evrenin matematiğinin sahip olduğu formüller, zihni evrenin içinde “doğru” neticesini veren denklemler halindedir, “yanlış” neticesini veren tüm denklemler, zihni evrenin dışına dönüktür. Aslında bu durum, basit bir epistemoloji meselesidir, zorluğu, epistemolojinin siyaset ve zihni süreçlerle zehirlenmiş olmasından kaynaklanır. Tam da bu sebeple “hakikat arayışı”, kişinin zihni evreninin ufkunu aşmak zorundadır.
Halil Berktay, bu meseleden kaynaklanan bir çok problemin hikayesini, batı tarihi içindeki Marksist çizgiden misallerle anlatıyor. Misalleri izah ettikten sonra hala aktüel olan ve insanların zihni evrenlerinde ciddi hastalıklara sebep olan şu tespiti yapıyor; “Ortada bir gerçek varsa, “gene de söylemeyeyim, çünkü bunu söylersem falancalara yarar” tavrı, ancak kendine ve kendi tutumuna güvensizliğin ifadesi olabilirdi”. Marazi bir zihni yapı olduğu açıkça (en azından bugün) görülen bu zihni organizasyon, dünyada uzun zamandır devam etmişti. Halil Berktay gibi insanların geldiği süreç de orasıydı ve hala da marazi süreç, en azından bazı kesimlerde canlılığını koruyor.
Halil Berktay’ın bu ifadesinin sahiplerinin mahrum olduğu temel kıymet, hakikat arayıcılığıdır, aynı zamanda hakikat arayıcılığının manivelası olan düşünme çabasıdır. Bizim “tefekkür cehdi” dediğimiz, o dünyada “düşünme çabası” olarak isimlendireceğimiz bu kıymetli haslet, siyasi angajmanlar tarafından zehirlendiğinde veya imha edildiğinde, konuşmak, tartışmak, ikna etmek rafa kalkıyor ve çatışma başlıyor. Fikrin olmaması, fiilin olmamasını ilzam etmiyor, fiil mecburen ve her daim mevcut. Fikir olmadığında bakiye kalan “fikirsiz fiil”, çatışmadan başka ne üretebilir ki. Bu durum hem dünya görüşlerinin iç bünyelerindeki farklı anlayışlar için hem de farklı dünya görüşleri arasındaki münasebetleri tayin ediyor.
Berktay, Sovyetlerin çökmesiyle birlikte ortaya çıkan yeni durumu; “Bu bağlamda, o kapsayıcı “çatı”lar da çöktü ve uyulması otomatiğe bağlanmış genel çizgi diye bir şey kalmadı. Dolayısıyla toptancılığın yerini parçacılık ve perakendecilik aldı. Her bir olayda, o olayı illa başkalarıyla birleştirmeksizin kendi sınır ve ölçüleri içinde görüp ona göre tavır belirlemek gibi açık uçlu bir eklektizm, hem mümkün hem gerekli hale geldi”.
Halil Berktay, toptancılığın yanlışları içine bükmesi karşısında tavır alırken, “doğru” olanın peşine gitmek gibi bir hassasiyet taşıyor. Bu güzel… Bu yaklaşım aynı zamanda, her hadiseyi ferden tetkik etmek ihtiyacını doğurduğu için tefekkür faaliyetini tetiklemek gibi de bir fonksiyona sahip. Aksi ihtimalde şablonlar (ezberler) olduğu için düşüncenin ve düşünme çabasının ortadan kalktığı vaka. Bu da güzel… Fakat bir problem var.
Problem şu; tefekkür cehdi, “doğruları” toplayıp “terkip etme” cehdine vesile olmuyor da, dağınık bir zihni ve akli duruma geçerlilik kazandırıyor. Bu durum karşısında insan, insiyaki olarak soruyor; “tefekkürün ve tefekkür cehdinin maksadı neydi ki?” Batı kültürüyle söylemek gerekirse, “sentez kafası”, bizim ıstılahımızla ifade etmek gerekirse, “terkip aklı” nerede? Büyük terkip istidadına sahip “cins kafalar” yetişmiyor artık anlaşılan.
Toptancılıktaki “doğru” katlini mümkün ve hatta zaruri kılan mekanizmaya isyan etmek, “doğruların” sere serpe, dağınık halde bulunduğunu söylemek olmuyor mu? Bu tuhaf bir durum değil mi? Bu durum, doğrunun tabiatından mı kaynaklanıyor yoksa zihni yetersizliğin, idrak sığlığının neticesi midir? Bu sorunun cevabını vermeden liberalizme savrulmak, biraz da düşünceden kaçmak olmaz mı? Liberalizm, özü itibariyle bir düşünce bile değil, sadece düşünce tembelliğini kutsallaştıran, “bırakın yapsınlar” veya “öyle de olur, böyle de olur” türünden zihni ve düşünceyi gevşeten bir alan değil midir? Berktay, toptancı şablonun düşünceyi öldüren özünden kaçarken, “denize düşen yılana sarılır” hesabı, “düşünce boşluğu” olarak nitelenebilecek liberalizme savrulmuyor mu?
Halil Berktay’ın ümitsizliği ve liberalizme savrulmasının sebebi, hakikati hala batı kültür ikliminde aramasıdır. Marksist zihni evrenin ufkundan kurtulabilen, bu yolla toptancılığa isyan eden Berktay, asıl özü gözden kaçırıyor ve “batı kültür ikliminin” ufkuna mahkum olduğunu farketmiyor. Batı kültür iklimi de başka bir “toptancılıktır” fakat Türkiye’deki batıcı, Batılılaşmış kişiler, batıya iman ettiğinden dolayı, o toptancılıktan kurtulamıyor. “Batı Marksist çizgisiyle yanlış yapmış olabilir ama mutlaka hakikat o iklimdedir” cinsinden bir ruh halini gösteren bu yaklaşım, hakikat arayışının en ciddi problemlerinden biridir.
Marksist mengeneden kurtulabilmiş olan Berktay gibi insanların, bir hamle daha yapıp, batıyı tek gerçeklik kaynağı olarak kabul etmekten de kurtulması gerekmiyor mu? Söylemek istediğim şey şu; Sovyetlerle birlikte çöken Marksizm’e karşı tavır geliştirebilmek kolay, bu bir tefekkür ürünü değil, bilakis hadiselerin zorladığı bir mecburiyetti. Şimdi “saf tefekkür” zamanı… Tefekkür yoluyla batıya ulaşmak bir tercihtir ama zihni evrenini batı kültür iklimi ile inşa eden insanların, o kültür ile hesaplaşması gerekmiyor mu? Bu hesaplaşmadan sonra batıyı tercih etmeleri anlaşılabilir ama hadiselerin zorlamasıyla geldikleri Marksizm eleştirisi, tefekkür çaplarını göstermeye kafi midir?
Batı eleştirisi, medeniyet çapında bir hesaplaşma olacaktır ki, galiba Türkiye bu çapta entelektüellere sahip olamayacak. Türkiye’de batının, bugüne kadar bir tercih olmadığı, batı tarafından zihni evrenleri inşa edilen insanlar tarafından göklere çıkarıldığı açık değil mi? Bu hesaplaşmayı Müslümanların yapması “ideolojik” olarak anlaşılabilir, Batılılaşmış insanlar tarafından yapılması daha ufuk açıcı olmaz mı? Bu tespitleri Halil Berktay üzerinden yapmamızın sebebi anlaşılıyor olmalı, Halil Berktay, hadiselerin zorlamasıyla da olsa Marksizm ile hesaplaşabildiğine göre, batıyla topyekun hesaplaşmanın ön şartına sahip olduğu zannımız var.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir