HALK HAREKETLERİNİN ANATOMİSİ VE SURİYE MİSALİ

HALK HAREKETLERİNİN ANATOMİSİ VE SURİYE MİSALİ
Halkı harekete geçirmek fevkalade zordur. Siyasi hareketlerin, özellikle de muhalif hareketlerin halkı harekete geçirmek için sarfettikleri sayısız çaba çok zaman boşa çıkmıştır. Halkın içinden ikna edilen, siyasi fikirlere ve hareketlere inanan bir kısım insanları bulmak her zaman mümkün ve kolay olmuştur ama halkı (halkın tamamını veya kahir ekseriyetini) harekete geçirmek zordur. Halkın anlaması yavaştır, siyasi hareketlerin anlama ve anlatma hızı her zaman daha yüksek olmuştur. Muhalif siyasi hareketlerin anlama hızıyla halkın anlama hızı arasındaki fark, halkın harekete geçirilmesi için gereken zamanı gösterir. Siyasi hareketlerin “anlatma usullerinde” yaptıkları hatalar ise bu zamanı uzatır.
Halkın anlama ve kabul etme hızındaki yavaşlık, hayatın ve insanın tabiatı ile ilgili bir husustur. Hayatın altyapısı çözülmeye başlayana kadar halk, rejimin değişmesi gerektiğini kabul etmez. İdeolojik eğitimden geçmiş siyasi kadroların ve hareket mensuplarının anlaması, muhalefete başlamaları için kafidir ama halkın anlaması, muhalefet saflarına geçmesi için kafi değildir. Halk, hayatın altyapısı çözülene kadar muhalif saflara geçmez, siyasi mücadelenin tarafı haline gelmez, sahaya (sokağa) inmez.
Siyasi tarih, halkın sokağa dökülebilmesi için herhangi bir metot üretebilmiş değildir. Bazı siyasi hareketler asırlara varan mücadelelere sahiptir. Bir ülkede hayatın altyapısı çözülmeye başlamamışsa, siyasi hareketlerin ne kadar güçlü olursa olsun halkı sokağa dökebildiğinin misali yoktur. Siyasi hareket ile halk hareketi birbirinden farklıdır, siyasi hareket her zaman başlatılabilir ama halk hareketi başlatmak mümkün olmaz. Gerçekten ilginç bir durumdur bu; halkın harekete geçmesi, kendi hayatının tabiatı ile ilgilidir, siyasi hareketler bu işi gerçekleştirememiştir.
Siyasi hareketlerin müesses nizamı yıktıkları, ihtilal yaptıkları, yeni siyasi rejimler inşa ettiklerine dair çok sayıda misale rastlanır. Silahlı mücadele, darbe veya başka şekillerde siyasi rejimin yıkılması kabildir ve misali boldur. Halk hareketinin ise sayısı ve misali azdır, siyasi hareketlerin halkı sokağa dökebildiklerinin ise hiçbir misali yoktur.
*
Halk nasıl ve ne zaman harekete geçer? Bu sorunun cevabı yok… Muhalif siyasi hareketlerin cevabını aramaları gereken hayati soru budur ama bu sorunun cevabı gerçekten yok. Sadece halkın harekete geçme zamanının alametleri vardır, bu alametler takip edilerek zamanı yaklaşık olarak tahmin edilebilir.
Halkın harekete geçme zamanının yaklaştığına dair alametlerin büyükleri, hayatın altyapısının çökmesi ve yaşanmaz hale gelmesi, “korku bariyerinin” yıkılması ve cesaret patlaması, siyasi rejimin meşruiyetini kaybetmesi ve halkın buna inanmasıdır. Bunların dışında da birçok alamet sayılabilir ama bunlar mevcut değilse, diğer alametler halk hareketini başlatamaz.
Halkın ruh ve zihin dünyasındaki birikim yavaştır, bazen asırlar sürdüğü görülür. Bu durum yanıltıcıdır, asırlarca süren mevcut düzen, hiç yıkılmayacak hissi uyandırır. Hiç yıkılmayacak hissi, müesses nizamın asırlarca sürmesi dışında da gelişebilir, bu duygu, mevcut rejimi rehavete, siyasi (muhalif) hareketleri de ümitsizliğe sevkeder. Ümitsizliğe düşen siyasi hareketler, çürümeye başlar. Rehavete savrulan müesses nizam ise hazırlıksız yakalanır. Suriye, bu durumun en tipik misalidir. Müesses nizam rehavete savrulmuş, muhalif siyasi hareketler (mesela Suriye Ihvanı) ise ümitsizliğe kapılmıştır. Suriye’deki siyasi rejim, rehavetinden dolayı hızlı çökerdi ama muhalefet de ümitsizliğe düştüğü için ömrü daha uzun oldu. Aslında bir buçuk yılı geçen Suriye halk hareketi, asgari bir yılını muhalefetin organize olmasıyla geçirdi. Muhalefet organize olduktan sonra mesafe alma hızı yükseldi. Yakın zamanda mücadele neticeye ulaşacaktır.
*
Suriye’de, halkın harekete geçmesi için büyük alametlerin tamamı gerçekleşmiştir. Müesses nizam, bir buçuk yıldır meşruiyetini halk nezdinde kaybetmiştir, bir yıldan fazla zamandır hayatın altyapısı çökmüş ve hayat yaşanmaz hale gelmiştir. Halk son aylarda “korku bariyerlerini” yıkmış ve cesaret patlamaları arka arkaya başlamıştır.
Bu alametler gerçekleştikten sonra harekete geçen halkı durdurmak kabil değildir. Nedense siyasi rejimler (iktidar sahipleri) bunu bir türlü anlamaz. Gerçekten halk hareketinin başlayıp başlamadığı nasıl anlaşılır? Yani her sokak gösterisi halk hareketinin başladığının işareti midir? Bu durum nasıl test edilir? Bu soruların cevabı çok basittir ve kolay anlaşılır. Gösteriler başladığında, sokaklar dolduğunda mevcut siyasi rejim müdahale eder, eğer halkı öldürmeye başladığında gösteriler azalıyor, zayıflıyor, geriliyorsa, halk hareketi başlamamış demektir, aksine insanların mevcut siyasi rejimin güçleri tarafından öldürülmesine rağmen gösteriler artıyor, güçleniyor, ilerliyorsa, halk hareketi başlamış demektir. Kısacası kan dökülmesi halkı tahrik ve sevk ediyorsa, korku bariyeri yıkılmış ve cesaret patlamaları başlamıştır, işte bu alamet, siyasi rejimin sonudur, çünkü artık halkı durdurmanın yolu yoktur.
Siyasi rejimin silahlı birimleri (ordu, polis, paramiliter güçleri) halka ateş etmeye başladığında, halk hareketlerinin iki alameti olan, siyasi rejimin meşruiyetini kaybetmesi ve hayatı altyapısını çökmesi kendini göstermiş olur. Geriye kalan tek alamet (şart) kalır, korku bariyerlerinin yıkılması ve cesaret patlaması… Ölümler başladığında halk sokakları boşaltmak yerine artan sayıda kalabalıklarla doldurmaya devam ediyorsa, artık siyasi rejimin yapması gereken tek iş kalmıştır, iktidarı halka devretmek. Bunu yapmamakla ayakta kalma şansını artırmış olmaz, sadece katliamlarını artırmış olur ki, bu durum akıbetini daha dehşetengiz hale getirir.
Halk hareketleri sık sık yaşanan bir hadise değil. Bilgi ve tecrübe edinmek için uzun bir siyasi tarih okuması gerektirir. Bu sebeple halk hareketlerinin anatomisi umumiyetle bilinmez. Bilinmediği için doğru değerlendirme yapılamaz. Genelde Arap baharı, özelde ise Suriye halk hareketi misalinde görülen “zihni savruluşlar” ve “akıl çarpılmaları”, halk hareketlerinin tabiatının bilinmemesinden kaynaklanıyor. Halk hareketinin tabiatı bilinmeyince, Arap baharı çerçevesindeki hadiseler ABD organizasyonu olarak görülebiliyor. Cahillik ve akılsızlıktan kaynaklanan bu tür değerlendirmeler, yeni çağın eşiğinde duran Müslüman fikir ve ilim adamlarına yakışmıyor.
*
Halkın harekete geçmesi, siyasi mahiyet taşımaz, o, içtimai dalgadır. Siyasi hareketlerin yanıldıkları en mühim husus bu noktadır. Halk, siyasi hareketi başlatmaz, halk harekete geçtiğinde, hazır olan siyasi hareketlerin açtığı mecraya dökülür. Hangi siyasi (muhalif) hareket hazırsa, onun mecrasına dökülmesi mukadderdir. Bu durum, siyasi hareketlerin başarısı değildir, siyasi hareketlerin bu husustaki en büyük başarısı, halk hareketinin başlama zamanını öngörebilmek ve hazır olabilmektir. Siyasi tarihteki misallere bakıldığında, “içtimai dalgaya” hazırlanan siyasi hareket sayısı çok azdır, genellikle bu dalgadan habersiz olarak “hazır” halde bulunan siyasi hareketler halk hareketini yönetir.
Halk harekete geçer ama ne yapacağını bilmez, sadece neyi yıkacağını bilir, o da mevcut siyasi rejimdir. Yıktığı siyasi rejimin yerine ne inşa edeceğini bilmez, sadece yıkar. Siyasi hareketlerin devreye girdiği nokta ise burasıdır. Yeniden inşa dönemi, “hazır” siyasi hareketlerin tasarrufuna geçer.
*
Arap baharı, otuz kırk yıl önce başlasaydı, sosyalist hareketlerin de ciddi fırsat ve imkanları vardı. Fakat bu gün, dünyada herhangi bir siyasi düşünce kalmadı. Hem sosyalist blokun yirmi yıl önce yıkılması hem de liberal-kapitalist dünyanın krize girmesi sebebiyle bu gün, İslam coğrafyasındaki tek alternatif, İslam’dır. İslami tefekkürün bu hacimde bir dalgayı tetikleyecek veya taşıyacak çapta olmasıyla ilgili bir durum değil bu, başka bir alternatifin kalmamasıyla ilgilidir. İslam coğrafyasında harekete geçen halk, tabii olarak İslam mecrasına dökülecektir, öyle de oluyor.
İslami düşüncenin tetiklemediği bir halk hareketinden bahsetmek, halk hareketinin mesela ABD tarafından meydana getirildiğini ve onun menfaatlerini yerine getireceğini göstermez. Bir ülkenin mahalli siyasi hareketlerinin bile harekete geçiremediği halkı, bir dış güç, ABD, harekete geçiremez. Halk hareketlerinin tabiatını bilmeyen “fikirsiz” fikir adamlarının saçmalamaları, devası halk hareketlerinin kıymetini düşürmez. İslami tefekkürün harekete geçiremediği halk, kendisi harekete geçerek İslami mecraya dökülecek ve bu durum, başlangıçta olması gereken İslami tefekkürü sonradan harekete geçirecektir. Başında olması gereken İslami tefekkür, halkın itelemesiyle de olsa mecburen harekete geçecek ve inşa faaliyetine başlayacaktır.
Müslüman fikir ve ilim adamlarının, kendi zafiyetlerinden, sığlıklarından, eksikliklerinden dolayı, harekete geçen halkların “kıyamını” tahkir etmeleri çok iğrenç bir tavırdır. Gizliden gizliye şöyle bir itiraftır bu; “biz tefekkür dünyamızda daha buraya kadar gelmemiştik, bu halk neden harekete geçti”. Fotoğrafın gösterdiği gerçek, halkın fikir adamlarından daha ileride olması değil midir? Halk, sizin sığ idrakinizi beklemeden harekete geçti, sevinmelisiniz, neye itiraz ediyorsunuz?

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir