HEM CAHİLLER HEM DE AKILSIZ

Medyada birkaç gündür, “Mevlana kehanetleri” başlığı ile haberler yayınlanıyor. Hz. Mevlana’nın yaşadığı dönemde, atom bombasından (aslında nükleer fizikten), güneş sisteminden bahsettiğini, o döneme göre bilinmesi mümkün olmayan bu bilgilere sahip olduğunu ifade eden haberler veriliyor. Haberi, Fransız bir araştırmacıya (ve felsefeciye) dayandırıyorlar. Tüm bunlar tamam da, haberin verilişindeki dil, bu coğrafyanın kültür ve medeniyet iklimine aykırı…
Haberin dili, “kehanet” kelimesi etrafında şekilleniyor. “Mevlana’nın kehanetleri”… Haberi böyle vermekle ne yapmış oluyorlar? Çok şey…
Hz. Mevlana’nın irfanının çapını anlamaktan uzak olduklarını biliyoruz. Hz. Mevlana’nın reklam ve tanıtım malzemesi haline getirildiği malum. Fakat bari bunu aslına uygun şekilde yapın…
Kehanet kelimesi, batı kültürünün ve terminolojisinin ürettiği bir mefhum… Bizim medeniyet ve ıstılahımızda böyle bir mefhum ve tabir yok. Kehanet, İslam irfanı tarafından reddedilen, hakikati olmayan bir tür dolandırıcılık… Batı kültüründe “kıymetli” olabilir. Fakat bizim ıstılahımızda, şarlatanlık tarifi içinde kendine ancak yer bulabilir.
Batı anlayış formları içinde “kıymetli” olması, Hz. Mevlana’nın irfanını izah etmek için kullanılmasını meşru kılmaz. Bu tabir ile Hz. Mevlana, övülmüş olmaz. Aksine, Hz. Mevlana’nın irfanını bu kelime ile ifade etmek, ona yönelik KOCAMAN BİR HAKARETTİR.
Hakareti övgü olarak ifade etmek… Övdüğünü zannederken hakaret etmek… Bu nasıl bir cahillik… Ne çapta bir cahillik… Tahammülü kabil bir durum değil… Kehanet sahibine kahin denmez mi? Hz. Mevlana’yı “KAHİN” olarak vasfetmek, sadece ona hakaretten ibaret bir zihni faaliyet değil, aynı zamanda İslam irfanını da reddetmek demektir. Bu durum devasa iki farklı kültür ikliminin olduğunu ret ve bunlardan biri olan İSLAM İRFANINI İNKAR ETMEKTİR.
Bir zamanlar, “Kur’an kehanetleri” ismiyle kitap bile basılan bu ülke, İslam irfanıyla doğrudan hesaplaşmayı göze alamadığı için “haince” metotlar geliştirmek konusunda özel bir ihtisas alanı oluşturdu galiba.
*
İslam irfan müktesebatı içinde geliştirilen “farklı ilim mecraları” var. İlmi, sadece batının “pozitif ilim mecrasından” ibaret görmek, batının kültürel işgalini “tanımak” demektir. İslam irfanı, “müspet ilim mecrası” dışında da “ilim mecraları” açmıştır. Şimdiki dille söylemek gerekirse, “metafizik ilim mecrası”, has ismiyle söylemek gerekirse, “ledünni ilim mecrası”dır. İslam irfanı, insanlığın en geniş ve en derin ilim mecrasını açmış ve asırlar boyunca bu mecrada büyük eserler verilmiştir. Günümüzde bunların unutulmuş olması, varlığını inkar için tabi ki kafi değil.
Fizik biliminin bile sınırına geldiği ve artık patinaj yapmaya başladığı bir devirde, “metafizik bilimlerin” ne çapta bir ihtiyaç olduğu hala dünya tarafından anlaşılamadı. Dünyanın bu ihtiyacı fark etmemesi anlaşılabilir bir durum ama İslam irfanına aşina olan bu toprakların fark etmemesi anlaşılabilir olmaktan fersahlarca uzak. Doğrusu “malum medyanın” bunu anlama iktidarı yok. Fakat Müslümanların bu konuda hassasiyet ve mesuliyet taşıması gerekmez mi?
*
Evet… Cahiller… Hem de fena halde cahiller. Fakat aynı zamanda akılsızlar. Garip olan ise, hem cahil hem de akılsız olduklarının farkında olmamaları… Lakin işin tabiatı zaten böyledir. Hem cahil ve hem de akılsız olanın, cahil ve akılsız olduğunu fark etmesi imkansız.
Cahiller çünkü Hz. Mevlana, kendilerinin tanıdığı batı kültüründen başka bir iklime, İslam İrfan İklimine mensuptur. Bunu bilmemek, bu topraklarda cahilliğin en koyu hallerinden biridir.
Akılsızlar çünkü Hz. Mevlana’nın farklı bir kültür iklimine sahip olduğunu ve o iklimin dilinin (ve ıstılahının) farklı olduğunu öğrenmeleri, bir saatlerini almaz. Bunun için bir bilene sormak veya bir kitaba göz gezdirmek kafi… Bunu akletmeyene “akılsız” demek, en hafif ithamdır. Daha ağırlarını hak ettikleri vaka ama biz İslam irfanının ilzam ettiği nezakete sadık kalalım.
Bu kadar az bir zaman ve zahmetle elde edecekleri bilgiye uzak kalmaları, aynı zamanda “ucuzluk”tur. En nefret edilecek olan zihni itiyatlardan birisi de, ucuzluk… Ucuza getirmek… Entelektüelliğin en iğrenç hali… Tahammülün verasında bir durum…
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

HEM CAHİLLER HEM DE AKILSIZ” üzerine 2 düşünce

  1. Hem cahiller hem akılsızlar, evet.. Fakat suç onların mı sadece? Bu ülkenin, bu ümmetin münevverleri nerde? Nerde batı kültürüne alternatif üretme zorunluluğu olan entelektüellerimiz? Milyonlarca insanı iki arada bir derede bırakan, Allah’ın ismini, emrini, hayat tarzını bugün de insanlığa yaşanılır formlarda sunamayanlar, onların suçunu da mı hem cahil hem akılsız olanlar üstlenecek?

  2. Gezegenler hz mevlanada oncede biliniyodu Allahuvalem dunya kurukdugundan beri biliniyirdu. Hayir ve ser vakitler vardir pazartesi(kamer) sali (merkur) carsamba (utarit)… mubareklerin cogu bunlara dikkat ederlerdi.Marifetnamede bir cok yerde rahatca bulunabilir bu vakitler ve bu saatlerde hayir vakitlerinde oyle zaman dilimleri varki dualarin redolunmadigi. Ser vakitkerde oyke zaman dilimleri varki ettigin dua tam ters etki yapiyor . Hayir ve ser vakitlerin esmahul husnalari var bunlari o gunun o saatinde ebced miktari kadar cektigin zaman cok etkisi var okadar cok sey varki daha bati bilim dunyasinin haberi yok

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir