HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-1-

TAKDİM

Hilafet, dört halife ve devlet idaresi mevzuu ile ilgili bu çalışma, radyo programının deşifre edilmiş halidir. Kaç ay sürdüğünü hatırlamadığımız uzun soluklu seri bir program… Programa başladığımızda ne kadar süreceğini bilmediğimiz, ortaya kitaplık çapta bir muhtevanın çıkacağını öngörmediğimiz bir çalışmaydı. Programın ortalarına doğru, ciddi bir çalışma yaptığımızı, güzel tespitlerin meydana geldiğini, kitaplık bir muhtevaya doğru gittiğini gördük. Program bittiğinde kayıtları istedik, üzülerek gördük ki, bazı programların kayıtları yok. Galiba dört veya beş program eksik.

Kayıtların deşifresi yapıldığında bir husus daha ortaya çıktı. Konuşma dil ve üslubumuz (aynı zamanda maharetimiz), yazı dilimiz ve üslubumuza nispeten çok kötü. İnsan konuşurken, dil ve üslubuna değil, muhatabına bakıyormuş. Muhatabına meseleyi nakledebilmişse veya nakilde (konuşmada) problem olsa da, muhatabı meseleyi anlamışsa, konuşmasını dert etmiyormuş. Konuşma metni önümüze geldiğinde ne kadar kötü bir üslubumuz olduğunu anladık. Bu yaşımıza kadar anlamadığımız bu meseleyi (zafiyetimizi) radyo programı deşifre edilmeseydi belki de hiç anlamayacaktık. Demek ki insan yaptığı işleri murakabe etmenin bir yolunu bulmalıymış. Konuşmaları dinlemek de bu yollardan biri olsa gerek.

Konuşma üslubu ile yazı üslubu farklıdır. Konuşmadan elde edilen fayda veya mananın nakli, konuşma kaydının metne çevrilmiş halinden elde edilemiyor. Konuşmayı dinleyenin anladıkları, metni okuyanlar tarafından anlaşılmazmış gibi görünüyor. Bu sebeple ve mecburen metin üzerinde çalışmak gerekti.

Konuşma kaydının deşifre edilmiş hali olan metin üzerinde çalışmak, yeni bir metin yazmaktan daha zahmetliymiş. Bunu da anladık. Fakat ortada bir kitaplık muhteva varken, zahmetten kaçmanın mazeretini bulamadık. Gerçi uzun zaman (birkaç yıl) kaçtık ama bilgisayarımızda muhafaza ettik ve defalarca da niyetlendik. Hatta bir defasında üç birini gözden ve elden geçirdik fakat zahmetin ağırlığı, çalışmayı yarım bırakmamıza sebep oldu.

Metin üzerinde çalışmaya yeniden başladık. Zaman zaman düzenlemeleri yapıp, yazı serisi olarak yayınlayacağız. Yazı serisi olarak yayınlamak şeklinde zamana yayılan bir çalışma nispeten kolay oluyor.

Düzenlemeyi nasıl yapıyoruz? Bazı yerlerde cümleleri düzeltiyoruz, bazı yerde üslubu düzeltiyoruz, bazı yerlerde de fikri düzeltiyoruz, yer yer de fikrin tertibine müdahale ediyoruz. Meseleye böyle bakınca, program ile telif çalışma arasında bir eser meydana geliyor.

*

Hilafet ve dört halife Müslümanlar için birçok zaviyeden mühim. Bu mevzuu, başlı başına bir çalışma alanı. Dikkat ve itina ile çalışanlar bu alandan fevkalade faydalar elde ederler. Öyle ki hayatın her alanında veya İslam ile ilgili sayısız konuda bilgi, fikir, hikmet sahibi olurlar.

Hilafet ve dört halife bahsi, İslam’ın tatbiki cihetiyle ilgili bir husus gibi görünüyor. Bu görüntü tabii ki muhtevanın doğru yansımasıdır fakat bundan ibaret değil. Aynı zamanda İslam’ın nazari muhteva yekunu ile de doğrudan irtibatlı. Çünkü Ashabı Kiram ve onların en güzideleri olan dört halife, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin “cemiyet” boyutunu gösteriyor. Efendimizin bir vazifesi de, tatbik etmek, tatbikatı göstermek, tatbikat misalleri oluşturmaktır. Ferdi manada ve çerçevede bizzat kendileri tatbik ediyor ve gösteriyorlar ama cemiyet çerçevesinde yalnız başlarına tatbikat misallerini nasıl gösterecekler? İnsanın insani hallerinin tamamı ancak ferd ve cemiyet şubesinin toplamında tezahür eder. Sadece ferdi misaller, İslam’ın mana yekununun tecelli ve tezahürüne kafi gelmez. Çünkü İslam, ferdi din olduğu kadar (hatta daha çok) cemiyet dinidir veya şöyle ifade etmek gerekir; İslam, hem ferde hem de cemiyete hak ettikleri kıymeti vermiş, her ikisi harmanlamış, her birini diğerinin bünyesinde eritmiştir. Bu sebeple sahabe kadrosu herhangi bir cemiyetten ibaret değil, sünnetin cemiyet çapındaki tatbik numunesidir.

İslam, sahabe kadrosu üzerinde tamamlanmıştır. Ashabı Kiramdaki insani hallerin ve hataların zuhuru, dinin tamamlanma süreçlerinin malzemesi haline gelmiş, nelerin yapılıp nelerin yapılmayacağı, hayatın pratiği içinde görülmüş, gösterilmiş, tashih ve ikame edilmiştir. Sahabe kadrosu, dini, inşa süreci içinde, hem de kendi doğruları ve yanlışlarıyla birlikte yaşayarak idrak etmiştir hem de Risalet tedrisatıyla… Meselenin en mühim kısmı da zaten “Risalet Tedrisatı” faslıdır. Ashabı Kiram, müderrisi Risalet olan bir kadrodur ve din onların üzerinde inşa edilmiştir, bu ne çapta bir ihsandır, hayali mümkün mü?

Sahabeye hakaret etmek bir tarafa edepsizlik edenler bile İslam’ı anlama imkanına sahip değildir. Sahabe kadrosunda tecelli eden mana yekunu, en az haliyle İslam’ın cemiyet boyutunu ihtiva eder. Edepsizlik idrake manidir, tedrisat sürecinin ilk basamağı edeptir. Sahabe kadrosunun tanımayan, anlamayan, onlarda tecelli eden manaya yabancı kalanlar, İslam’ı anlayamazlar.

Ashabı Kiram, İslam’ın sadece cemiyet cihetini temsil etmez, aynı zamanda her sahabe İslam’ın ferdi cihetini de temsil eder. Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin mizaç terkibi harikuladedir. Mizaç terkibinde hiçbir menfi mizaç hususiyeti yoktur, baştan sona müspet mizaç hususiyetleriyle teçhiz edilmiş, bunların da en mütekamil terkip kıvamı ihsan edilmiştir. Sahip oldukları mizaç hususiyetleri bakımından hiçbir insan ve mümin O’nunla kıyaslanamaz, O’na benzetilemez. Öyleyse farklı mizaç hususiyetlerine ve mizaç terkibine sahip olan insanlar O’nu nasıl emsal alacaklar? İşte sahabe kadrosunun ferdi temsil alanı burasıdır. Her biri farklı mizaç hususiyetlerine sahip olan sahabe O’nu nasıl emsal aldıysa, müminler de mizaç hususiyetleri benzeyen sahabenin üzerinden Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizi emsal alacaklardır.

Aslında mevzuu uzun. Mevzuu “takdim” başlığı altında izah etmeye çalışmak kabil değil, bu sebeple burada keselim ve eserimize başlayalım.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir