HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-11-HZ. ÖMER(RA)-3-

Hz: Ömer Müslüman olmadan önce çocuğunu diri diri gömecek kadar öfke sahibidir.

O bir vahşet fiilidir. O, insan tabiatında vardır. Diri diri gömmek öldürmenin en uç noktası, çocuğunu gömerken üzerine attığı bir topraklardan sakalına sıçrayınca çocuğu, “babacığım sakalın kirleniyor” diye temizlemeye çalışıyor. İşte aynı Ömer kardeşi ile eniştesinin Kur’an okuduğunda, eniştesini yerle bir eden, kız kardeşini ayaklar altına alan bir Ömer. Müslüman olduktan sonra da “siz dininizi nasıl saklarsınız çıkıp söyleyelim” diyen biri bu, mizaç işte.
İslam o mizaçtan nasıl süzülüyor, İslam onda öyle tecelli ediyor. Mizaç farklılıkları dediğimiz şey orasıdır. Mizacen güçlü, celadet sahibi diyoruz ya, “niye saklanıyoruz” diyor. Çünkü mizacın kudreti yani ruh kudreti ile imanın kudreti birleştiğinde ortaya çıkan şey emsalsiz. Bunun sınırı yoktur. Çevrenizde insanlara bakın mizacen cesaretli insanlar vardır. Hesaba gelen bir cesaret değildir. Akılsız görünür onlar çünkü hesabını yapmamışlardır. Bu mizaca imanı ekleyince, imanın gücünü ekleyince sınırsız oluyor. İnsanda iki tane enerji kaynağı var, mizaç yani ruh, ikincisi imandır. Üç tane enerji kaynağı yoktur insanda, iki tanedir. Bunun ikisi zirve halinde Hz. Ömer’de terkip olmuştur, o şahsiyette cem olmuştur.

“Karıncayı ezersem günah olurum” diyecek kıvamda bir şahsiyete dönüyor.

İmanından önceki hali çıplak öfkedir. Çıplak celadettir. Mekke sokaklarında yürürken, kimseye bir şey söylemeden yolunun kendisine açılışını düşünün, “Ömer geliyor” dediklerinde yol kendiliğinden açılıyor. Mizaçla kader arasında çok tılsımlı bir sırri ilişki vardır. Yani insanların mizacı kaderi gibi bir şeydir. Mesela Hz. Ömer işkence görmemiştir. Ona işkence edecek güç yoktur. Hz. Ömer’e işkence yapacak gücü bulsa en çok işkence edecekleri kişi oydu. Fakat mizacındaki o celadet o öfke yanına yaklaşılmasına müsaade etmiyor ki. Düşman ortamında belli bir mesafe yaklaşabilen bir kimse yok ki. Mizaçla kader arasındaki ilişkinin orijinal bir misalidir; öyle bir mizacınız varsa öyle bir kaderiniz oluyor. O kadar cesaretliyseniz başınıza bir şey gelmiyor. Birisi birine tokat attı mizacen celadet sahibi olmayan biri, kendisini hapisten kurtaramaz. Başkası adam öldürüyor başına bir şey gelmiyor. Mizaçla kader arasında enteresan ilişki var. Burası İslam’ın insan tezi, insan anlayışı dediğimiz noktadır. Hz. Peygamberin duası calib-i dikkattir. Kur’an-ı Kerim ile Hadis-i Şerifleri, Sünnet-i Seniyyeyi okurken, tetkik ederken, nedense bir boyutuyla ilgiliyizdir. Bize lazım olan kısmıyla okuyoruz. Öyle değildir aslında, Mekke döneminde Müslümanlar zulüm görüyor, zor durumdalar. İki Ömer’den birisinin İslam’la şereflenmesi için dua etmesi makul çünkü o bir güçtür. Fakat biraz derine inin, iki Ömer’den birisinin Müslüman olmasını isteyen dua, bize, şunu gösteriyor. İnsan mizacının değişmeyeceğini gösteriyor. Bu temel ontolojik bir bilgidir. Mizaç yönüyle, cesaret yönüyle daha önce Müslüman olan 39 kişiye denk bir şahsiyettir. Mekke’de iki kişi var, birbiriyle aynı olan, bunu Hz. Peygamberin duasından anlıyoruz. “İki Ömer’den birisi” deyince o toplumda iki kişinin de celadet sahibi olduğunu anlıyoruz.

O dönemlerde Müslüman olmuş bir de Hz. Hamza var. Mekke’de Peygamberimize, Müslümanlara, Ebu Cehil zulmettiğinde, avdan gelip yayını okunu alıp Ebu Cehil’i tehdit eden birisidir.

Hz. Hamza tabi ki celadet sahibidir. Ama kaderi didikleyemiyoruz. Hz. Hamza’nın şehit olmadığını kabul etsek nereye koyacaksınız. Hz. Hamza öyle bir mizaç ve öyle bir şahsiyettir ki, Hz. Ömer’den ileridedir. Fakat devamında olmadığı için mukayeseler kafamızda oluşmamıştır. Şahadeti erken olduğu için toplam kompozisyonda az görünüyor. Hilafet sırasında nereye koyabilirsiniz ki. Koyamazsınız. Celadet sahibi birisidir. Hz. Ömer’den daha az celadet sahibi değildir. Rivayet odur ki, bir aslanda çölde yalnız başına mücadele eden birisidir. Onu da sırtlayıp getiren biridir. Ebu Cehil’in üzerine yürüdüğünde, Ebu Cehil’in Hz. Hamza üzerine yürüyen insanları durdurduğunu düşünün. “Aman ha bize kızıp gider Müslüman olur” düşüncesiyle engellemiştir. Bulunduğu mecliste bir şekilde yaşayabilirsiniz dedik ya Hz. Ömer’de, Hz. Hamza’da öyledir. Fakat Allah’ın takdiri ömrü kısa olduğu için onu diğerleri ile mukayese etmemişizdir. Orada Hz. Ömer çapında güçlü bir mizaca sahip olduğunuzda hakikaten zalim olmanızı engelleyecek bir şey lazımdır. Cesaret zulmün birinci ayağıdır. Kolay kolay zulüm de yapamazsınız. Zayıf insan korkak insan yapamaz. Cesaret zulmün birinci şartı, işin ilginçliğine bakın ki, adaletinde birinci şartıdır, enteresan bir durum. Bir kişiye etki edemeyecek kadar korkak olan biri tüm topluma zulmedecek biri olamaz. Zulümde kolay değildir. O kadar cesursanız Hz. Ömer kadar cesaretliyseniz zalim olmanızı engelleyecek bir şey olmalı. Etten kemikten önünüze çıkacak bir güç yok bakın. Ne kadar görünür, maddi güç yığarsanız yığın önüne, Ömer celadetinde birini zalim olmaktan alı koyamazsınız. Karşısına nasıl bir güç koyarsanız koyun, zalim olmaktan alı koyamazsınız. Zalim olmasını engelleyecek bir güç tasavvur edemiyorum. Edecekseniz görünmez bir güçten bahsedeceksiniz. Manevi bir güçten bahsedeceksiniz. Kalbine, ruhuna inecek bir güçten bahsetmelisiniz. Öyle bir güç olması gerekmiyor. Bin kişiyle karşısına çıksanız mutlaka yenersiniz ama yenmeniz onun boynunu eğeceği anlamına gelmiyor. Kafasını kesebilirsiniz ama kafasını eğemezsiniz.

Filistin halkını öldürebilirsiniz, beni öldürebilirsiniz, bana işkence edebilirsiniz ama fikrimden vazgeçiremezsiniz. Başımı eğemezsiniz.

İşte bu… Yenseniz bile boyun eğdiremiyorsunuz. Öldürebilirsiniz ama boyun eğdiremiyorsunuz. Dolayısıyla zalim olmaktan alıkoyacak maddi bir güç yok. Bir şey tılsımlı bir şey, işte manevi bir güç, kendinin kabul edeceği, kendinin kalbine yerleştirebileceği bir şey koyacaksınız önüne, yani İslam’ın teklif ettiği iman, İslam’ın usulünü gösterdiği, yolunu gösterdiği, muhtevasını tayin ettiği iman, Hz. Ömer’i secde ettirmiştir. Boyun eğmenin baş eğmenin ufku secdedir bakın kırk tane boyun eğme çeşidi vardır da, secde ufkudur, en ilerisidir. Alnını toprağa koyacaksınız. En büyük gücün karşısında en küçük olduğunun hatırlanmasıdır, secde. Ömer’e secde ettiren imandır. O iman, o imanın ahlakı, celadeti yoğurmuş yoğurmuş Hz. Ömer yapmıştır. Peygamber efendimizin sahabeyi eğitim metotlarından birisini, biliyorsunuz. Bir konu önüne geldiğinde sormasıdır. O konudaki sahabelerin reyini, görüşünü, fikrini almasıdır. Peygamber efendimizin en çok tatbik ettiği, sorarak tatbik ettiği bu usulde, en fazla sayıda itibar ettiği fikirler, Hz. Ömer’in görüşleridir. Genellikle, tüm sorulan sorular karşısındaki fikir beyanlarının belki de yarısından fazlası Hz. Ömer’in fikirleridir. Şahıs olarak Peygamber efendimizin en çok tatbik ettiği görüşler Hz. Ömer’e aittir. Adaletin onun şahsında tecelli etmesinin mukaddimesidir o. O adil, halife Hz. Ömer’in inşasının takdimidir. Oradan bellidir zaten, oradan öyle bir şey çıkacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir