HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-12- HZ. ÖMER(RA)-4-

Hz. Ömer denilince tabii Hz. Ömer’de farklı değerli özellikler var. Bunların başında bir devlet adamı olarak, yönetici olarak birçok özellikleri var. Hz. Ömer ve bu konu bütünlüğü içinde bizim kültürümüze sahip idarecilerde bulunması gereken özellikleri konuşalım biraz.

Bütün dünyanın tartıştığı, patinaj yapmaya başladığı, siyasal gelişmelerde problemli bir noktayı oluşturan yönetim meselesi, yönetim meselesi ile paralel yönetici meselesi, yönetici şahsiyeti meselesi, çok ciddi bir meseledir. Bu insanlık tarihi boyunca tartışıla gelmiştir. Doğrusu mütekâmil manada yöneticinin ne olması gerektiğiyle ilgili şablonlar da üretilmiş değil siyasal tarihe baktığımızda. Tabii ki iyi ve adil yöneticilerde olması gereken vasıfların listeleri oluşturulmuştur. Fakat yöneticiden önce muhtemelen sistemin, devlet denilen aygıtın nasıl olması gerektiğinden bahsetmek gerekir belki de.

Tarihten beri düşünecek olursak

“Yönetilen insana uygun olan sistem nedir?” sorusunun cevabı ölçünün birini gösterir. Sistem, herhangi bir ülkedeki devlet denilen o sistem, doğru kurulamadıysa, oraya en iyi yöneticiyi de getirseniz sistem kendi içerisinde öğütüyor. Bunu insanlık çok fazla sayıda tecrübe etti, dolayısıyla sistemin de nasıl olması gerektiğinin konuşulması gerekiyor. Yalnız başına sistemde meseleyi taşımıyor, sistem iyi yöneticileri ahlaksız, ehliyetsiz olduğunda ortaya çıkacak netice ne kadar vahimse, yönetici ne kadar iyi yaparsanız yapın sistem kötüyse yine ortaya vahim hatta vahşi neticeler çıkıyor. Bunun ikisini bir araya getirmek gereği çok açık. Mesela devletin birçok açıdan birçok tarifi yapılabilir ama ben, en çok önemsediğim noktadan kendi tarifimi yapayım, bu tarifi de İslam kültüründen süzerek söylüyorum. Devlet denilen cihaz kendine tabi yani vatandaşlık bağıyla bağlı herhangi bir insanın hakkını müracaat ederek alabildiği dev örgüttür. Bir ülkede insanlardan bir kişi bile hakkını mücadele ederek almak zorunda kalıyorsa, o ülkede devlet yoktur. O dev örgütün adı devlet değil, eşkıya sistemidir, mafya sistemidir. Kırk tane gayri hukuki tabirle bu açıklamayı yapabilirsiniz. Devlet olması için sadece müracaat edilmesi kâfi olmalıdır. Bir hakkın sahibine teslim edilmesi için hak sahibinin müracaatının kâfi olması gerekir.

Müracaat edilerek hak almayı özellikle öne çıkarmaya gayret ediyorsunuz. Hz. Ömer ile Mehmet Akif’in şiirinde bahsettiği yaşlı kadın meselesi var. Hz. Ömer’in gece sokakta gezerken yaşlı kadının beddua ettiğini görür. Yanına varır, “Ne istiyorsun Ömer’den?”, “Ben açım çocuklarım aç, halimiz kötü, ne dememi istiyorsun?” diye cevap veriyor. Hz. Ömer sorar, “Peki halinizden Ömer’in haberi var mı, haber verdin mi?”. Kadın, “Hayır, haber vermedim” der. Hz. Ömer, “Haberi yoksa ne yapsın Ömer?” der. Kadın kendinden emin, “Bilmiyorsa orada ne işi var, bilmiyorsa niye Halife oldu?” der. Burada müracaat etmek mi olmalı, müracaat edilmeden devlet denilen büyük irade, büyük güç müracaat etmeden de kendi memleketi içinde yaşayan insanların ihtiyaçlarını bilmeli değil mi?

Doğru, biz onu İslam’dan öğrendik zaten. İslam tarihinde biz o timsal şahsiyetlerden öğrendik bunu. Bizim kültürümüzde o var. Yani Halife, Fırat kenarında otlayan koyunu kurt kaptığında hesabını verebilen bir şahsiyettir. Bu kadar hassastır. İslam devlet başkanlığının mesuliyeti derindir, geniş bir hassasiyet ister. Fakat şimdi dünya da öyle bir devlet kavrayışı, siyaset kavrayışı var ki müracaat halinde bile hakkı teslim etmiyor. Şimdi, müracaat edildiğinde o dev cihazın tüm müesseseleri harıl harıl çalışıp hakkı teslim etse, buna razı olacağız. İslam’dan uzaklaştıkça, bırakın müracaat halinde hakkın teslimini, bir de hakkın elde edilmesi için mücadele etmek gerekiyor. Bu gün için en azından müracaat edildiğinde verilmelidir. Oysa bugün dünya da haklar mücadele edilmeden alınamıyor. Müracaatı bırakın mücadele edilmeden alınamıyor. Yeryüzünde batı hürriyet, demokrasi, insan hakları dediğiniz yerde mücadele etmeden, birçok yerde savaşmadan hakkınızı elde edemiyorsunuz. Bu kadar ağır şartların olduğu bir yerde müracaat etmekle hakkı elde etme ayarında bir devlet tanımı çok idealdir. Oysa evet, devletseniz zaten insanların ihtiyaçlarını bileceksiniz. Zafiyetlerini bileceksiniz. Problemlerini bileceksiniz. Hele hele bugünün teknolojisiyle bilmemek gibi mazeretiniz yok. Hz. Ömer’e o kadının, “bilmiyorsa orada ne işi var?” derken aslında biraz da keramet atfı vardır. Hilafete velayet atfedilmiştir. O kadının zihnindeki kavrayış öyledir. Zaten velayet vakidir dört halifede. Fakat velayet her halifede şart değilse, olmayabilecekse bugünün teknolojisiyle bunun mazereti yok, sokak sokak insanları fişleyebiliyorsunuz. Böyle bir imkâna sahipsiniz. Böyle haince bir niyetle yapabiliyorsunuz ama o sokakta yaşayan yaşlı, bakıma muhtaç, bakanı olmayan ihtiyarı, çocuğu tespit etmiyor, ihtiyacını karşılamak için her hangi bir müesseseyi veya şahsı seferber etmiyorsunuz.

Mossad dünyanın her bir tarafında taraftarlarını ve düşmanlarını tespit edebiliyorsa. Ya da CIA kendi lehinde ve aleyhinde çalışan her bir ferdi muhtelif bölgelerde tespit edebiliyorsa. Kötü bir Ergenekon terör örgütü bu kadar insanı fişleyebiliyorsa, devlet de vatandaşların ihtiyaçlarını tespit etsin. En azından muhtaç insanların ihtiyaçlarını tespit etsin. Tabi ki müracaat gerekmiyor. Bir örgütün, siyasal örgütün, devlet olarak tanımlanabilmesi için müracaat gerekmiyor ama günümüz dünyasında oraya kadar götürülebilecek bir siyasal tarif yapmak zor. Öyle bir tarif, mevcut siyasal kültürün taşıyabileceği bir şey değil. Yani o kadar ileri bir tarif ki o.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir