HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-14-HZ. ÖMER(RA)-6-

Hz. Ömer dedik, Hz. Ömer’in adaleti dedik, Hz. Ömer’de müşahhaslaşmış devlet adamlığı üzerinde durduk. Yine bir hadise, insanların haklarını koruma konusunda… Kadının biri gelip diyor ki, “Ey Ömer senin adamların bir mescit yapıyorlar, mescidin duvarları benim arsama geliyor”. Yahudi bir kadın sanırım. “Ey Ömer benim arsama tecavüz edildi, hakkımı istiyorum”, diyor. Müracaat ediyor halifeye… Müracaatı yapan gayr-i Müslim birisi. Hz. Ömer ölçtürüyor arsayı, o kadının arsasına tecavüz edilmiş, verdiği karar şu: “Yıkın”. Pazarlığa falan girilmemiş, razı olmayabilir kadın.

Zaten müracaatı var ya kadının “benim arsama tecavüz edilmiş” diye… “Hakkımı istiyorum” dediğinde, tereddütsüz yıkın kararı calib-i dikkattir. Bugün ki adıyla kamulaştırma yapabilir. Yapılan bina cami yani şahsi bir iş değil, ferdi bir iş değil. İbadethane olmak yönüyle kamusal bir binadır. Müslümanlar caminin İslam dünyasındaki kıymetini de iyi bilirler. Orada kamulaştırma yapmıyor. Şu an dünyanın yaptığı kamulaştırma devletin keskin kılıcıdır. Devlet denilen tariflere uymayan örgütün elindeki keskin kılıçtır, kamulaştırma. Girer bir yere ihtiyacı olanı alır. İhtiyacı olmayanı da aldığı vakidir. Alır ve şahıslara peşkeş çeker. Birçok hadise cereyan eder kamulaştırmada. Kamulaştırma konusunun ihtiyaç haline geldiği yerler olabilir. Bunu böyle çok hayalî bir devlet tarifi yaparak uygulanamaz hale getirmek gerekmiyor. Mutlaka kamulaştırma ihtiyacı olabilir. Ama bugün ki uygulanan kamulaştırma hukuku çok hoyrat, çok vahşi, çok kuralsız, çok sınırsızdır. Dünya da böyledir. Dünyada hukuk filan kalmadı aslında. Hukukun kaynağı İslam’dır, İslam hukukudur. Dünyadaki tüm hukuk sistemlerinin kaynağı İslam hukukudur. Batı da oradan süzüp almıştır ama bunu ne Batı söyler ne de bizimkiler bilir. Oradaki tavır enteresandır. Hadisede anlatıldığı üzere küçük bir bölümü bugün ki ölçü birimleri ile söyleyelim 50 metre kare 100 metre kare o insanın arazisine girmiştir. Kamulaştırılıp bedeli ödense, bedeli de yüksek ödense hakkı gasp edilmemiş olur değil mi? Normalde oranın birim fiyatı 10 lira ise 15 liradan ödense ne olur. Fakat üstün hukukun anlamı o işte. Dolayısıyla hukukun anlamı o. Hayır fazlada vererek olmaz. Eğer hak sahibi bunu kendi talep etmiyorsa, fazla para da versen adil olmaz. Hayır, yıkın diyor. Net bir tavır var orada. Ondan sonra o Yahudi’nin Müslüman olduğu rivayet edilir. Müslüman olduktan sonra “Hayır, yıkmayın bu kadar büyük bir yatırımı” diyor. Kamulaştırma hukuku hakikaten Türkiye’de bildiğimiz haliyle çok hoyrat, çok sınır tanımaz şekildedir. Bir hukuka inanıyorsanız başınıza taç ediyorsanız, hukukun üstünlüğünü gerçekleştirmiş, devleti de o zemine bina etmiş olursunuz ki çok nezih ve pak bir şey meydana gelir.

Hz. Ömer’de adalet vasfının temayüz ettiğinden bahsediyoruz, demek ki aynı zamanda muvazene meselesini de konuşuyoruz. Muvazene meselesini Hz. Ebu Bekir bahsinde de konuşmuştuk zaten. Adalet muvazenedir, dengeyi kurmaktır. Hz. Ömer’de bunun emsali çok sayıdadır. Mesela orada sizin bahsettiğiniz hadisede bir dengesizlik görülebiliyor. Dev bir bina yapmışsınız. Bir arsanın küçük bir kısmına girmişsiniz. Buradaki dengeyi nasıl kurmanız gerekiyor? Makul olan şey rayiç değerinden veya hassasiyet göstererek rayiç değerinden daha yüksek bedelle alınabilir, binayı yıkarsanız eğer ortaya çıkacak zarar çok daha fazladır. Cami inşaatının şu noktasına gelmiş o kadarcık yerin parasının iki katını ödeseniz ondan daha ucuza mal olur. Bize sorsanız denge budur. Sahibine, kıymetinin iki katını ödeyin ve satın alın. Hukuk böyle değil işte, atladığımız şey bu, Batı hukuku da bu anlattığım gibidir. “İki katı ödeyin buradaki zarardan kurtulun” der. Batı rasyonel olan, akli olan tarafıyla böyle görür. Bir milyon TL bir harcama yapılmış olsa bina tamamlanmış olsa diğer tarafta küçük bir arsanın değeri nedir ki. Bunu ödeseniz binayı yıkmaktan daha iyidir. Fakat İslam hukukunun adalet anlayışı insanın aklının üretebildiği kar zarar hesabının üzerinde bir şeydir. Hukukun manası da budur zaten. Hukuka teslim olmak dediğimiz şey aklınızın üstündeki bir kıymete teslim olmak demektir. Orada bir milyon TL değerinde bir binayı yıkmanız gerekir. Hakkı ihlal etmenin bedeli çünkü trilyonlarla ölçülebilecek bir şey değildir. Aksi takdirde ne oluyor. “Gevezelik yapma, şurada 50 m2 yerini aldık diye binayı mı yıkacağız” denmeye başlanıyor, kamulaştırıp gönderiliyor arsa sahibi. Böylece adaletsizliği yavaş yavaş yaptığınızda, seksen yıl sonra insanları dağa çıkarıyorsunuz. Başta belli olmuyor. Bir kişiyle belli olmuyor. Beş kişiyle belli olmuyor. Ama bir müddet sonra insanlar artık dağlara çıkıyorlar savaşıyorlar. Sizin sisteminizle savaşıyorlar. Ordunuzla savaşıyorlar. Türkiye’de bir zafiyet var buradan da tecrübe edinilmiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir