HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-2-HİLAFET-1-

HİLAFET

Sevgili dinleyiciler, Haki Bey’le bugün ve önümüzdeki haftalarda Hilafet konusunu konuşacağız. Bunun seri program olacağını düşünüyoruz. Kaç programlık bir seri olacağı konusunda ise bir fikrimiz yok. Ne kadar devam edebilirse o kadar sürdüreceğiz.
Evet, Haki Bey nedir Hilafet? Tabii hilafeti, dört Halife misalinden, onların özelliklerinden yola çıkarak, onların hayat tarzlarını tetkik ederek, fikri damıtma usulüyle konuşmak sanırım uygun olacaktır, değil mi?

Hilafet konusundan bahsedebilmemiz için önce Allah Resulü’nden bahsetmemiz gerekiyor. Allah Resulü (SAV), insan türünün remzidir, ufkudur. İnsani olan her şeyin kendisinde toplandığı, kendisinde temerküz ettiği, kendisinde cem olduğu şahsiyettir. Yani insan kavramının bütün müspet yönlerinin kendisinde, şahsında toplandığı biridir.

Yani şahsiyeti ve mizacı tamamen Kuran’la yoğrulmuş, tamamen Allah tarafından özel verilerle donatılmış. Mükemmellik mefhumunun vücut bulduğu bir numunedir. Mizacını, Risalet’inin dışında, insan olarak, kul olarak tetkik ettiğinizde görüyorsunuz ki insandaki mizaç hususiyetlerinin tamamının müspet olanlarının en mütekâmil kıvamı O’nda cem olmuştur, varlık bulmuştur. Menfi herhangi bir mizaç hususiyetinin kırıntısını bulamasınız. Hazreti Risaletpenah’ta (ASV), müspet mizaç hususiyetlerinin gerekli olduğu miktarda ve mütekâmil bir kıvamda gerçekleşmiş halini başka bir insanda bir bulamazsınız, hiç kimsede bu terkibin ve terkip kıvamının mümkün değil. Bir defa imtihan sırrı gereği mümkün değil. Yani insanların biri korkak olacak, diğeri cesur olacak, öyle imtihan edilecek. Birisi mesela mücerret fikir istidadına, tecrit (soyutlama) kudretine sahip olacak öyle imtihan edilecek… Yani cemiyette tüm çeşitlilikler mevcuttur ve herkes kendi imtihanına tabidir.

Fahri Kainat efendimizde karıştırdığımız ya da anlamadığımız bir nokta var, O, imtihan edilen birisi değil, dikkat edin, kuldur ama imtihan edilen birisi değil, imtihanın ölçülerini getirmiş olmak bakımından imtihan edilen birisi değil. İmtihan edilmemesi kendinin vaaz ettiği dinin emir ve nehiylerine riayet etmesini ortadan kaldırmaz, bu mükellefiyeti ortadan kaldırmaz. Herkesten fazla ibadet etmiştir. O hadise çok yaygın bir bilgidir, bilirsiniz “Niye bu kadar ibadet ediyorsun?”. Hz. Ayşe Validemiz soruyor galiba. “Sen son peygambersin, Allah’ın sevgilisisin…” övülmüş olan tüm özelliklerini saydıktan sonra tekrar “Niye bu kadar ibadet ediyorsun?” diye sorduğunda verdiği cevap imtihan cevabı değil ama o ittibayı, o itaati, o riayeti yerine getiren bir cevap “Siz benim bildiklerimi bilseydiniz, alnınızı secdeden kaldırmazdınız, çok ağlar, az gülerdiniz.” mealinde… Allah Resulü imtihan edilen kullardan bir kul değil onun içindir ki mizacının terkibi tüm müspet hususiyetleri toplamıştır.

İmtihan edilecek hususları bize arz eden bize örnek olarak yaşantısıyla gösteren, (göstermesi gerekiyor ya) tek emsaldir. Bu sebeple olmalı tüm mizaç hususiyetlerinin müspet olanları onda toplanmıştır. Şimdi bakın şöyle bir şey var. İnsanın mizaç hususiyetleri karmaşıktır. Biraz müspet vardır biraz menfi vardır ki bir de ahlak edinsin yani iman etsin ve ahlak edinsin. Ahlak yoluyla da bir takım hususiyetler kazanılır. Mizaç, ruhi hususiyetlerdir ve doğuştan vardır. Sonradan kazanılmaz. Bir de ahlak edinsin ki ahlakla mizaç hususiyetlerindeki eksikleri kapatsın, menfi olanları dengelesin, müspete çevirsin, imtihan sırrı orda zaten. Tüm mizaç hususiyetleriniz müspet olursa mesela suç işleyemezsiniz, kötülük yapamazsınız, mizacen, tabiaten yapamazsınız. İmanı bırakın ahlakı bırakın mizacen yapamazsınız, başkasına zarar veremezsiniz, günah işleyemezsiniz. Allah’a itaat halinde olursunuz. Mizacınız buna kâfi ise ahlak edinmeniz gerekmiyor. Mizacınızdaki o mütekâmil kıvam zaten sizi istikamet üzere tutuyor onun için Allah Resulü’ndeki mizaç kıvamına, müspet mizaç hususiyetlerinin kıvamına baktığınızda imtihanı gerektirmeyen bir terkip görürsünüz. Hilafet meselesindeyiz ya niye buradan girdim. Böyle bir merkezi şahsiyetten bahsettiğinizde her şeyin müspet olanını, olması gerektiği kadar mizacında, ahlakında ve şahsiyetinde cem ettiği için bu misale insanın, insan olarak nispeti mümkün değil. İnsan olarak benzemek mümkün değil, insan olarak tüm müspet mizaç hususiyetlerini kendinizde toplayamazsınız. Böyle bir insan olmaz, olmamıştır. Sahabe de dâhil böyle bir mizaç terkibi olmamıştır, mümkün değil bu, Sünnetullah’a mugayir bir durumdur. Birinci sebebi imtihan sırrı ile ilgilidir. Tüm mizaç hususiyetlerinin müspet olanlarını bir insanda mütekâmil bir kıvam halinde topladığınızda zaten günah işlemiyor, mizacen işlemiyor, iman etmeden ahlak sahibi olmadan işlemiyor, bu sebepten imtihan sırrı ve lüzumu ortadan kalkıyor. Allah Resulü’nde bunu gördüğümüzde anlıyoruz ki imtihan O’nda yok. Sünnetullah’a mugayirdir dedik ya, öyledir, ve bu Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimize, Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin ihsanıdır.

Şimdi Hilafet nedir? Buradan girmemizin sebebi, öyle bir mizaç ve ahlak terkibinden bahsediyoruz ki onunla aynileşemezsiniz, ancak Hilafeten onun izinden gitmek mümkün, O’na benzemek kabil değildir hatta benzemeye çalışmak bile neticesizdir ama nihai emsal olduğu için müminin gayreti o istikamette olmalıdır. Benzemenin imkansızlığının sayısız sebebi vardır, buradaki konumuz itibariyle mizaç hususiyetleri (yaratılış gerçeği) apayrı bir noktadır, her insanda menfi mizaç hususiyetleri var, öyleyse mizacen benzemek imkansızdır. Yaratılış itibariyle benzeyemediğinize, çabayla benzemek kabil midir? O’nun mizaç hususiyetlerini örnek alamazsınız, mizaç doğuştan olduğu için öyle bir seviyeye ulaşamazsınız. O birinci ve tek misaldir ya, İslam’ı ahlak edinerek onun mecrasına dökülmeye çalışabilirsiniz ancak. Yani onun halefi olabiliriz. Ancak halefi olabilirsiniz.

Hz. Risaletpenah’ın (SAV) irtihalinden sonra ortaya çıkan duruma bir bakalım. Öncelikle O, tüm vazife ve mesuliyetleri şahsında cem etmiştir, mesela devlet başkanıdır, mesela aile reisidir, mesela din vaaz etmiştir, kumandandır, idarecidir. Hepsi cem olmuş halde, şimdi bu anlamda, bu çapta, bu kapsayıcılıkta O’na hilafetiniz de mümkün değildir. Fakat sonuçta bir kişinin, bir insanın devletin birliğini temsil etmesi gerekir. Mesela Risalet’ine hilafetiniz mümkün değil, Risalet’ini devam ettiremezsiniz böyle bir şey yok, Risalet zatıyla, şahsıyla hitam bulmuştur, bitmiştir. Onunla kaimdir. Onunla beraber kalkmıştır. Yeryüzünden Risalet kalkmıştır; fakat dini devam ediyor. Şimdi orada dinden de önce mesela ümmetin birliğini temin etmek, birliğin devamını mümkün kılmak için bir devlet başkanı olmalı, devlet başkanlığı doğrudan doğruya siyasi hüviyet taşıyor tabiî ki fakat ondan ibaret midir, değildir ama nizam İslam’ın temel karakteristik özelliklerinden biridir. Yani İslam’ın ilk vaazıdır. Doğru ifade edelim, imandan sonraki ilk vaazıdır. İlk teklifidir nizam, bu doğrudan doğruya görünmez nizama girin filan, böyle bir şey değil ama konuya baştan sona baktığınızda, İslam’a topyekûn baktığınızda imandan sonraki ilk emri, ilk teklifi derseniz yanlış olmaz. Nizam tesis edilmelidir, nizam devam etmelidir, nizam muhafaza edilmelidir. Zira hayat nizamda mümkündür. Kaosta, karmaşada, keşmekeşte tabiî ki hayat söz konusu olmaz ya da oradaki hayata hayat denmez, o bir çalkalanıştır. Dolayısıyla İki Cihan Serveri’nin irtihalinden sonra ilk yapılan şey ümmetin birliğini dolayısıyla hayatın nizamını devam ettirmek için sahabe bir halife aramıştır. Devlet başkanlığının, biliyorsunuz insanlık tarihi boyunca sayısız ismi vardır. Hükümdarlık, krallık, çarlık her şekilde isim konulmuştur. Bugünkü cumhurbaşkanı, devlet başkanı vs. ama orada Arap geleneklerinden de faydalanılan bir şey yok, devletin başına bir kişiyi seçerken bir nispet arıyorsunuz, bir kıyas arıyorsunuz, neye nispet edeceksiniz. Çünkü daha öncesi yoktur. İslam devleti Hz. Ebu Bekir ile başlar bu anlamda yani ilk Halife’yle başlar. Allah Resulü dinin inşacısı, vaazcısı, tebliğ eden, dinin sahibi olduğu için dini ilk defa yeryüzüne yaydığı için orada birçok şey kendi şahsında toplanmıştır. O’nun şahsında bunu ayıramıyorsunuz, şekillendiremiyorsunuz. Merkezde oturan Risalettir. Allah Resulü’ne (SAV) devlet başkanı derseniz yanlış demezsiniz ama eksik dersiniz. Sadece bir özelliğinden bahsediyor olursunuz. Sadece bu vasfıyla anarsanız yanlış, çünkü eksik, İslam Devletinin başkanıydı ama aynı zamanda İslam dininin peygamberiydi.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir