HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-20-HZ. OSMAN(RA)-4-

Tam bu noktada araya girmek istiyorum. Hz. Osman’ın (RA) istifa etmesi doğru olmaz mıydı? Yani mizacından kaynaklanan munis idare tarzının, devleti idare için kafi gelmediği düşüncesiyle istifa etse belki de hadiselerin öyle gelişmesi ve şehadetine kadar ulaşması önlenmiş olurdu, ne dersiniz?

Güzel bir soru ve mühim bir konu… Bu günkü düşünce dünyamız ve tecrübe birikimimizle tarihe bakmanın da orijinal bir misali. Yapılan temel yanlışlardan biri de bu, bu günkü tecrübeyle tarihe bakmak…

Hz. Osman (RA) üçüncü halifedir malum. Ondan önceki iki halife, ömür boyu o makamda kalmıştır. Doğrusu seçilirken ömür boyu kalsın, kalmasın gibi bir mesele de yoktur. Oradaki merkezi mana, halifenin adaletle hükmetmesidir, adaletten ayrıldığında o makamdan da ayrılması gereğine dair nazari bir anlayış vardır. Hz. Ömer’in (RA) sorusunun manası budur. İlk iki halifede ise bir şikayet sözkonusu olmamış, halifelerin vefat edene kadar görevde kalması vaki olmuştur. Dolayısıyla “istifa” müessesesi yoktur, o müessesenin gelişmesi için kafi derecede tecrübe birikimi de yoktur. “İstifa müessesesi geliştirilmeliydi” deme imkanınız da yok o dönemde. Çünkü hadise başka bir zaviyeden değerlendiriliyor. Nedir o açı? Raşit halifelerin dördü de, hilafet makamına talip olmamıştır, bir şekilde o makam onlara sunulmuştur. Başka bir ifadeyle, “görev verilmiştir”. Görev verilmişse, görevi layıkıyla yapmak sözkonusudur, görevden kaçmak ne mümkün. O şahsiyetler görev talep etmezler ama görevden de kaçmazlar. O şartlarda istifa meselesi düşünülmüş olsa bile, istifanın anlamı, görevden kaçmak şeklinde görünür.

İstifa meselesi ve müessesesi önemlidir. Fakat her müessese kendi çerçevesiyle ihdas edilir. O tarihte, o güne kadar ki tecrübe birikimiyle istifa müessesesini ihdas etmek kabil değil. Bu günkü dünyada istifa müessesesi önemlidir ve birçok problemin çözümüdür. Fakat bu günden tarihe bakınca yanlış anlamalara savrulmak mümkün…

Anladım, konumuza dönersek, dünya ahiret dengesinden bahsediyorduk. Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin irtihalinden sonra, yavaş yavaş ahiret-dünya dengesinde bir değişim olduğunu söylemiştiniz, nasıl işliyor bu süreç?

Sanki yukardan aşağıya doğru bir düşüş var, bunun ümmeti her hangi bir şekilde etkilememesi gerektiğini nazari çerçevede söyleyebiliriz. Fakat bilmeliyiz ki, nihayetinde insandan bahsediyoruz. Bunun etkisini pratikte görürüz. Ümmet için aslında o hadiseler lüzumlu birer tecrübeydi diyelim, öyle gerçekleştiğine göre lüzumluydu, sondan başa doğru baktığımız için görmemiz gereken muhteva bu. “Halife Hz. Ömer gibi olursa nasıl olur, Hz. Osman gibi olursa nasıl olur?” sorularının cevabını veren tecrübe imalidir bu hadiseler. Neticede kıyamete kadar devam edecek olan son dinden bahsediyoruz, ümmetin ihtiyacı olan tecrübe imali, mühim bir konudur.

Burada araya girmek istiyorum, tecrübe üretmek için “yanlış” yapılabilir mi, bu mazur görülebilir mi?

Ne mümkün… Fakat konuştuğumuz konu tarih… Zamanda yolculuk yaparak tarihi değiştirecek halimiz yok. Kaldı ki, zamanda yolculuk yapma imkanımız olsa ve o tarihe gitsek ne yapacağız ki. Yanı başında Hz. Ali (RA) duruyor, “bir fikrin mi var ona tavsiye edecek?”. Bu ne çapta bir densizlik, haddini bilmezlik olur. Tarihi değerlendiriyorsak, yapacağımız ilk iş, tecrübe imalidir. O dönem, yoğun bir tecrübe imal etmiştir ümmet için… Buna dikkat etmek gerekiyor. İçinde sahabenin olduğu hadiseleri değerlendirmek bizim haddimiz değil, ancak o dönemden ümmet için tecrübe imal etmek hakkına sahip olabiliriz.

Doğrusu hilafetin birçok şartından bahsedebilirsiniz ama onların içinde en önemli iki tanesi Hz. Ömer’deki iki özelliktir. Zaten hilafet bahsinde adalet, birinci özellik olarak halifenin şahsında gerçekleşmesi gereken hususiyet olarak sayılır. Adalette celadetten hali değildir. Celadet olmadığında, cesaret olmadığında adalet meydana gelmiyor, gerçekleştirilemiyor. Ondan dolayı celadet ve adalet birlikte şarttır. Hilafet bahsini Hz. Ömer’in şahsında okuması gerekir ümmetin. Prototip oluşturmak isterseniz Hz. Ömer ve Hz. Ali’dir. Bakın Hz. Ebu Bekir’de değildir. Farklı kategorilerdeki sıralamalardan bahsediyoruz. En umumi sıralamada yani insani vasıflar bakımından yapacağınız sıralamada Hz. Ebu Bekir birinci sıradadır. İnsanlığın birinci sırasındadır. Kıymet olarak, değer olarak birinci sıradadır. Risalet ve nübüvvetten sonra Hz. Ebu Bekir insanlığın birinci sırasındadır. Kıymet budur. Fakat Hz. Ömer’deki celadeti Hz. Ebubekir’de de görmezsiniz. Mizacen öyle değildir. Hz. Ebubekir’in hilafetinde celadetin niçin eksikliği görülmemiştir. Çünkü Hz. Ömer yanındadır. Onu Hz. Ebubekir ile ilgili programda söylemişizdir. Hz. Ömer’den şikâyet ediyorlar. Celadetinden şikâyet ediyor sahabe. Hz. Ebu Bekir’in cevabı idrakin zirvesi olduğunu gösteren ender misallerden biridir. “Ömer’e karışmayın o benim merhametimi dengeliyor”, diye buyuruyor. Orada celadetin eksikliğini hissetmiyoruz halifenin sağ tarafında Hz. Ömer oturuyor.

Hz. Ömer’in (RA) sahsından kaynaklanan özellikler yani celadet ve cesaret, halifenin yanında bulunuyor.

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-20-HZ. OSMAN(RA)-4-” üzerine bir düşünce

  1. Halifeler ve devlet idaresi gerçekten bu yazı dizisinde mükemmel işlenmiş.Haki DEMİR kardeşimizi tebrik ediyorum bu güzel ve uzun analiz yazısı için…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir