HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-21-HZ. OSMAN (RA)-5-

Hz. Ömer’in (RA) sahsından kaynaklanan özellikler yani celadet ve cesaret, halifenin, Hz. Ebubekir’in (RA) yanında bulunuyor.

Onu biliyor zaten, “ona dokunmayın o benim merhametimi dengeliyor” dediğinde, onu görüyor. Onun için hilafet bahsi Hz. Ömer ile incelenecek bir konudur. Hz. Ali ile incelenecek bir konudur. Hz. Ali’de de bulursunuz. Celadeti de Hz. Ömer kadar bulursunuz fakat Hz. Ali’de (RA) ilim ve hikmet ile harmanlanmış şekliyle tezahür eder. Celadet ve cesaret, hikmet ile tezyin edildiği için görünmez hale geliyor. Hz. Ali’nin (RA) hilafetinin, karışık bir döneme tevafuk etmesi, Hz. Ömer (RA) dönemindeki tatbikat misallerinin görünmesine mani olmuştur. Hz. Ömer (RA) döneminde “altın levha” halinde parıldayan o tür misaller, dönemin özelliklerinden dolayı Hz. Ali (RA) devrinde göze çarpmaz. Fakat anlayan için hilafet numunesi olarak Hz. Ali de ele alınabilir. Hz. Ömer döneminde bir sükûnet hali var ya, bu hal tatbikat misallerinin kristalize olmasını sağlıyor. Mesela adalet çok net görünüyor, aklı gözünde olanların Hz. Ömer’e bakması gerekir. İdrak keskinliği olanlar Hz. Ali’ye baktıklarında da görürler. Hz. Ali’nin bir özelliği daha var, az bilinir bu özelliği. Hz. Ali (RA) dahi sahabelerdendir. Sahabe olarak kıymeti başka bir şeydir. Mizacen Hz. Ali deha sahibidir. “İlmin kapısı, ilim beldesinin kapısı” payesini almasının bir sebebi de deha olmasıdır. O paye ona düşmüştür. Dahidir. Mesela Hz. Halid Bin Velid’in kumanda dehası olması gibi… Hz. Ali’de de hilafet numunesi (prototipi) bulunur. Hilafet bu şahsiyette tüm şartlarıyla şekillenir. Hz. Osman’ın veya Hz. Ebubekir’in hilafetinde bir eksiklik olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır bu beyanımız.

Haki bey bir saniye… Araya girmek istiyorum, “Bu iki şahsiyette aranır” dedikten sonra “diğer ikisinin hilafetinde eksiklik yoktur” ne demek? Şunu sormak istiyorum, ikisinde tam ise diğer ikisinde eksik olduğu neticesi çıkmaz mı?

Tahterevalliye binmeye gerek yok azizim. Birini yukarıda tutmak, diğerini aşağıya indirmeyi gerektirmez. Düz bakınca öyle göründüğü doğru fakat meseleye şöyle bakmak şart. Hz. Ebubekir (RA) ve Hz. Osman’da (RA) hilafetin şartları mevcut, hem de eksiksiz olarak mevcut. Bazı mizaç hususiyetleri bakımından Hz. Ömer (RA) ve Hz. Ali’deki (RA) istidat kompozisyonu hilafet için harikuladedir. Birçok insan kumandanlık şartlarına sahiptir ama bir de Halid Bin Velid (RA) vardır.
Bu beyanlarımız, hiçbir şekilde Hz. Ömer’in (RA) veya Hz. Ali’nin (RA) ilk halife olması gerektiği manasına gelmez. Hangisi ilk halife olmuş ona karışmayız, öyle seçilmiştir. Hz. Ali (RA) veya Hz. Ömer (RA) ilk halife olarak seçilseydi yine başımıza taç ederdik. Tarihi, kavga sebebi haline getirmek gibi bir hafifmeşreplik bize yakışmaz. Hele de sahabe arasındaki sıralamayı on dört asır sonrasından değiştirmeye çalışmak gibi bir ahmaklık hiç yakışmaz.

Hz. Osman (RA) bahsinde dikkat çekmek istediğimiz husus, edep ve hayanın zirveye çıktığı bir şahsiyet hilafet makamına oturduğunda nasıl bir manzaranın ortaya çıkacağıdır. Mesela Hz. Ali (RA) ile mükâlemesinde bir nokta var, biraz önce eksik kaldı, söyleyemedik. Hz. Osman diyor ki Hz. Ali’ye, “İnsanlar benden ne istiyor, Ömer insanların başını ayakları altına almıştı, ben başımı insanların ayakları altına koydum, benden daha ne istiyorlar” diyor. Hz. Osman’ın (RA) mizacı, Hz. Ömer’in celadetini ağır buluyor, iki mizacı mukayese ettiğinizde netice böyle çıkar. Hz. Osman’ın (RA) mizacına mütenasip olan idare tarzını, Hz. Ömer’in (RA) mizacına mütenasip olan idare tarzına tercih ederim. Fakat bir şartım var, idare edilenler, Hz. Osman’ın (RA) mizacındaki edep ve hayaya muadil bir şahsiyet terkibine sahip olmalılar. Öyle bir cemiyete Hz. Ömer’in (RA) idare tarzı gerekmez fakat diğer taraftan tarih laboratuvarı göstermiştir ki, öyle bir cemiyet kurulamıyor, sadece sahabe kadrosu o seviyedeydi fakat sahabe cihat halindeydi, Medine’de değil.

O zaman şöyle dememiz gerekiyor, hilafet sadece halifenin şahsıyla değil aynı zamanda idare edilecek cemiyetin ahlakı ile de ilgili…

Tam olarak öyle, diline sağlık… İslam, her şeyi aynı anda tanzim eder. Hilafetin şartlarını tayin ederken, cemiyetin ahlakıyla ilgilenmiyor değil ki. Hilafetin şartlarını konuşurken, cemiyetin ahlakını konuşmamak meseleyi eksik bırakır. Hz. Osman’ın (RA) müeddep hali, Hz. Ebubekir’in (RA) rikkat hali, cemiyet ona muadil olduğunda eksikli belirtmez çünkü bu hususiyetler İslam’ın insanlara ısrarla tavsiye ettiği ahlaki kıymetlerdir.

Hz. Ömer (RA) döneminde olsaydı, halifenin evini kuşatmak için dışarından Medine’ye gelenler buna cesaret edemezlerdi. Kimse yerinden oynayamazdı. Oraya kadar bu amaç için gelemezdi.

Asla… Halifenin evini o kadar kolay kuşatamazlardı. Kılıç çekip halifenin evini kuşatacak, o halife de Hz. Ömer olacak… Hayali bile mümkün değil. Evi kuşatıldığında Hz. Osman’ın, Hz. Ali geliyor, konuşuyorlar, Hz. Ali (RA) giderken, Hz. Hasan (RA) ile Hz. Hüseyin’i (RA) halifenin kapısına nöbetçi dikiyor. Ne yapıyor Hz. Ali, hilafeti koruyor. İşin bir de müessese tarafı var. Halifeyi azledebilirsiniz ama hilafeti korumalısınız. Ne yaparsanız yapın hilafeti korumalısınız. O ev korunmalıdır. Hz. Ali’nin dehası, anlayış derinliği orada da kendini gösteriyor. Kendisi, halifeye şikâyetleri iletiyor, Hz. Osman (RA) ile bunları konuşuyor. Bu şikâyetlerin haklı olduğunu da söylüyor. İş, Hilafeti koruma aşamasına geldiğinde, Hz. Hasan (RA) ile Hz. Hüseyin’i (RA) kapıya dikiyor. “Canınız pahasına hilafeti koruyacaksınız” buyuruyor. Hilafeti koruyamazsanız medeniyet de inşa edemezsiniz, devlet de kuramazsınız. Hiçbir şey yapamazsınız. Halifenin evini kim kuşatabilir, bu nasıl bir şey böyle. Hz. Osman’da (RA) o celadet olmadığından kaynaklanıyor. Yani diyor ki Hz. Osman kendini korumak için kılıçlara sarılanlara, “Benim için Müslümanlar bir birlerinin kanını akıtmasın”. Böyle bir mizaç, Hz. Osman’ın dediği budur. En hazin hadiselerden birisi Hz. Ebubekir’in (RA) oğlu eve damdan giriyor. Sakalından tutuyor, “Seni elimden kim kurtaracak” şeklinde bir şeyler söylüyor. Olacak iş mi? Nasıl bir kaos var, nasıl bir fitne sarmış ortalığı anlaşılır gibi değil. Halife, mütebessim bir şekilde, boynunda kılıç varken, düşünebiliyor musunuz, hadiseyi tasavvur edebiliyor musunuz, o haldeyken, aşağıdan yukarı başını kaldırıp diyor ki “Baban bu halini görseydi sana ne derdi?”. Hz. Ebu Bekir’in oğlunun bir anda dünyası değişiyor, ağlayarak bırakıyor ve saldırganlara karşı savaşıyor.

Belki de Hz. Osman’ın söyleyebileceği Hz. Ebu Bekir’in oğluna söyleyebileceği en güzel söz oydu. O delikanlı başını öne alıp ağlayarak çekip gidiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir