HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-32-HZ. ALİ (RA)-10-

Hz. Ayşe’nin (RA) validemizin kılıç kuşanarak Muaviye ile beraber olup Hz. Osman’ın kanın hesabının sorması?

Beraber değiller, bunlar ayrı ordulardır, karıştırılmamalı. Hz. Ayşe (RA) validemiz ile Hz. Talha, Hz. Zübeyr Medine’den teşkil edilen ordu ile Kufe’ye doğru yola çıkmış. Hz. Muaviye ise Şam’da… Halife’nin katli şuurları dağıtmış parçalamış. Onun hesabını sorma konusu, konunun önemi birçok hadiseyi tetiklemiş. Hilafetin katli bahsinin peşine gitmek gerekiyor. Müslümanlar, “geldiler, katlettiler, gittiler, böyle bir konumuz yok bizim” der mi? Yine yanlış anlaşılmasını önlemek için söyleyelim, Hz. Osman’ın katillerinin bulunması konusundaki Hz. Ayşe, Hz. Talha, Hz. Zübeyr Hz. Muaviye’deki düşünce ve talep doğrudur. Yanlış olan, bu talebin yöneltildiği muhataptır. Böyle bir talebin Hz. Ali’ye (RA) yöneltilmesi yanlıştır. Hz. Ali de (RA) onları arıyor. Katilleri arıyor, aramıyor değil ki. Hepsinde aynı hassasiyetler var, aynı şeyin peşine gidiyorlar. Hepsi Hz. Osman’ın katillerini arıyor. Birinin biraz daha cevval arıyor olması önemli değildir. Hz. Ayşe halifenin hesabını sormak için deveye biniyor. Hz. Talha, Hz. Zubeyr sağında solunda kılıç kuşanıyor aynı şey için. Hz. Muaviye Ümeyyeoğulları’na mensubiyetin de getirdiği artı bir hassasiyetle aynı şeyin peşine gidiyor. Hz. Ali (RA) halife seçilmiş, ilk iş halifenin hesabını sormak. Bu hesap Hz. Ali den (RA) sorulmaz ki. O endişeyi ya da o hassasiyeti taşımak değil yanlış olan. Yanlış olan bunu Hz. Ali’ye (RA) yöneltmektir. Hz. Ali (RA) gibi bir adil, âlim, deha sahibi halifeye yöneltmek yanlıştır.

Nasıl oluyor da Hz. Ali’nin (RA) üzerine yürüyorlar, neden yürüyorlar?

Aslında Hz. Ayşe (RA) Validemiz böyle bir şey yapmıyor. Hadisenin seyrini, sürecini konuşmadan neticesini konuşunca böyle bir görüntü çıkıyor ortaya. Cemel vakasını meydana getiren süreçten bahsedilmeden netice konuşulunca öyle görünüyor. Oysa Hz. Aişe (RA) validemiz ordu teşkil edip başına geçmiyor, ordu bir şekilde teşkil ediliyor, Hz. Aişe (RA) validemiz de bir anda ordunun başında bulunuyor, aslında tercih değil, bir oldu bitti halinde gelişiyor. Bu ordunun Hz. Ali (RA) efendimizin üzerine yürümesi, onunla savaşmaya niyetlenmesi de sözkonusu değil. Bir hesap sorulması gerekiyor, katillerin bulunması ve cezalandırılması gerekiyor, orduyu teşkil eden pak Müslümanların orada bulunma sebebi bu… Hz. Aişe (RA) validemizin orduda bulunma sebebi de bu… Lakin devir o kadar karışık ki, kim ne yapıyor, ne yapmak istiyor, yapmak istediği ile yaptığını aynileştirebiliyor mu, her şey müphem, sisli, anlaşılmaz halde. Medine’de teşkil edilen ordu, hesap sormak için harekete geçiyor ama hesap soracak mercii yok, muhatap yok, hedef yok. Hz. Ali (RA) Efendimiz de halife olunca, ona doğru hareket ediyor, bu istikamet sadece Hz. Ali (RA) efendimizle savaşmak şeklinde de anlaşılmamalı, ona yardım etmek de dahil olmak üzere bir “hesap sorma” maksadına yönelik. Ne var ki hava o kadar sisli, o kadar belirsiz ki, münafıklar için bulunmaz imkan.

Bu ordu net bir şekilde Hz. Ali (RA) Efendimizin üzerine yürümüyor mu? Oluşturulması ve hareketi o niyetle değil mi?

Niyet o değil ama hedef o oluyor. Niyet, halifenin katillerinin bulunması ve cezalandırılması… Dönemin sisli havası, niyeti gerçekleştirmek için hedef tayinine müsaade etmiyor. Neticede Hz. Ali (RA) Efendimiz halife seçilmiş, mesele tabii ki onunla müzakere edilecek. Fakat ordu teşkil ederek müzakere veya istişare edilmez ki. Halifenin katli, katillerin bulunamaması, cezalandırılamaması çok ağır bir ruhi hal oluşturmuş, niyetle maksat, maksatla hedef, hedefle hareket arasındaki tüm illiyet, münasebet kopmuş. Kimse ne yapacağını, nasıl yapacağını bilmiyor. Düşünün ki Hz. Ali’yi (RA) halife seçmişsiniz ama onun üzerine yürüyorsunuz. Böyle olur mu? Temeldeki talep yanlış mı, hangi Müslüman halifenin katilinin peşine gitmez. Hiçbir şeyi yerli yerine koyamadığımız, her şeyi kör dövüşü haline getirdiğimiz için konuyu anlamakta zorlanıyoruz. Mesele sadece Hz. Ali (RA) Efendimizin üzerine ordu sevketmek şeklinde anlaşıldığında, derhal taraf seçmeye başlıyoruz. Böyle olmaz.

Hz. Osman’ın şahadetinden sonra halife seçilme bahsinde Hz. Ali’nin (RA) tavrı ne kadar harikulade. Medine’de sahabenin mevcutları ve tabiin Hz. Ali’yi (RA) halife seçiyorlar, biat ediyorlar. Hz. Talha ve Hz. Zubeyr biat etme konusunda bir an bir tereddüt ediyor, Hz. Ali’nin oradaki tavrı muhteşem, “siz bana biat etmiyorsanız ben size biat edeyim, verin elinizi”.

Hilafeti size teslim etmeye hazırım anlamında yapıyor bunu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir