HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-33-HZ. ALİ (RA)-11-

Hilafeti size teslim etmeye hazırım anlamında yapıyor bunu.

Tabii ki… Makam derdinde değiller, mesele acilen ümmetin vahdetini temin edecek, problemleri çözecek halifenin seçilmesi. Kendi derdinde olan insanlardan bahsetmiyoruz, Allah’ın rızasını talep eden, ümmetin meselelerini dert edinen büyük şahsiyetlerden bahsediyoruz. Çok keskin ve çok derin bir cevaptır o, “verin elinizi ben size biat edeyim”. Çok keskin zira meseleyi anında çözen bir tavır, çok derin zira hilafet makamından feragat edecek kadar yüksek bir feragat… Mesele ümmetin halifesiz kalmamasıdır, başsız kalmamasıdır, vahdetin teminidir.

Hz. Ali (RA) Efendimizin bu tavrı başka bir hususa da işaret ediyor. Hz. Ebubekir (RA) zamanında halifelik hakkı Hz. Aliye aitti filan gibi düşünceler çok garip. Hz. Ali’yi (RA) övmeye çalışırken ne yaptıklarının farkında değiller. Hz. Ali (RA), “illa ben halife olacağım, benim hakkım, benim hakkımı gaspediyorsunuz” türünden düşüncelere sahip değil. Hz. Ali’yi (RA) övmeye çalışırken, onu iktidar heveslisi, iktidar taliplisi, iktidar için diğer sahabelerle küsen(!) hafifmeşrep bir insan haline getiriyorlar. Allah muhafaza…

Hz. Ali (RA) Efendimiz, Hz. Talha (RA) ve Hz. Zübeyr (RA) o cevabı verince tereddütsüz biat etmişler. Anlık çözüm üretme, keskin çözüm üretme dehası… O iki sahabenin bir hususiyeti de “Aşere-i Mübeşşere”den olmalarıdır, biatları bu cihetle mühim.

Halife olarak seçtiğiniz, biat ettiğiniz Hz. Ali (RA) ise, ona itaat edeceksiniz. Hz. Ali’nin (RA) yanında olacak, onunla meseleleri istişare edecek ve çözeceksiniz. Böyle birini halife seçiyorsanız, yapmanız gereken tek iş itaat etmektir. Kaldı ki, Hz. Ali’yi (RA) halife seçmemiş olsanız bile ne dediğini umursamanız, ne dediğini önemsemeniz şart. Hz. Ali’nin adaletinden kim tereddüt edebilir ki? Başa dönersek, Hz. Osman’ın (RA) katillerinden yani halifenin katillerinden hesap sorulması hususundaki talep tabii ki doğrudur, peşine gidilmesi gereken meseledir lakin muhatabı yanlıştır dediğimiz nokta burası. Netice itibariyle Hz. Ali’yi (RA) halife seçmiş olmaktan dolayı ona yönelmek, talebi ona yönlendirmek gerektiği doğru fakat bu talebin usulü, üslubu, edebi müşaveredir, müzakeredir. Hz. Ali (RA), adaletinden tereddüt edilecek biri olmadığı için kılıçlarla doğrultmak gerekmez.

İşte tam bu noktada bir mühim bir hususa işaret etmenin zamanı geldi. Hz. Ömer’in (RA), “Yanlış yaparsam ne yaparsınız?” sorusuna kılıçlarını çekerek, “Kılıçlarımızla doğrulturuz” diye cevap veren sahabenin tavrı ne kadar hoşumuza gidiyor değil mi? Çünkü doğru bir tavır, çünkü tam olarak İslam’ın talep ettiği bir tavır… Yanlış yapan iktidar sahiplerinin karşısına kılıçlarıyla dikilme muhtevası İslam’da mevcut, önceki halifeler devrinde de bunu yapacağını söyleyen, söylerken de gayet ciddi olan güzide bir kadro var. Bu muhteva biliniyor, bu tavır biliniyor, yani bu kültür o cemiyette yerleşmiş halde. Ne var ki Hz. Ali (RA) devrine kadar halifeyi kılıçla düzeltmek gerekmemiş, bu sebeple de o hadisenin misali yok. Tatbik şartlarının ne olduğu, hayatın gailesi içinde hangi durumun o tavrı gerektireceği, “yanlışlık ayarının” ne olduğu, nereye kadar uzanan bir yanlışlıkta kılıçların çekileceği hususları müphem… Hz. Ali’ye (RA) kılıç çekenlerin kalbi ve zihni evrenlerinin arka planında böyle bir muhteva, böyle bir hüküm, böyle bir lüzum var. Bunun doğru veya yanlış olması başka bir şey, neden o noktaya gelindiğini ifade için söylüyorum. Bu mesele sadece Hz. Ali (RA) Efendimiz ile ilgili değil, Hz. Ebubekir (RA) Efendimize de aynı şey söylenmiştir, Hz. Ömer (RA) Efendimize de, “doğru yoldan saparsanız sizi kılıçlarımızla düzeltiriz”.

Yanlış anlaşılmasından imtina ettiğim konular bunlar. Hassasiyetimden meseleyi anlatamıyorum. Hilafete karşı kılıçla mukavemet etmek, halifenin doğru yoldan sapması durumunda onu kılıçla düzeltmek, İslam’ın muhtevasında olan, İslam hukukunda hüküm haline gelen bir husustur. Bu hüküm tabii ki Risalet’e karşı tatbik edilemez, ilk üç halifeye karşı tatbik edilmesi de gerekmemiştir, dolayısıyla misali ve tecrübesi yoktur. Hz. Osman’ın (RA) son dönemleri ve Hz. Ali’nin (RA) tüm hilafet dönemindeki karışıklıklar, hükümlerin tatbiki için billurlaşmış iklimlerin kaybedildiğini gösteriyor. Samimi insanlar ve tabii ki sahabeler için söylüyorum, yanlışlarının da sebebi ve kaynağı, “doğru” olanı yapma kaygısıdır, çabasıdır. “Doğru olanı yapma” çabası, neticesi ne olursa olsun, ne kadar yanlış olursa olsun, asla ihanet değildir, asla sapkınlık değildir, asla ana dairenin dışına çıkmak değildir.

Ne hazindir ki, “iktidar sahiplerini kılıçla düzeltme” hükmü ilk defa Hz. Ali (RA) efendimize karşı tatbik edilmeye çalışılmış ve isabetli olmamıştır. Buna mukabil ne mutlu ki, bu hükmün ilk meşru tatbikatı Hz. Hüseyin (RA) Efendimize nasip olmuş, bu hükmün pratik şartlarının ne olduğu şehitler serdarının içtihadı ile tespit edilmiştir. Kaderin nasıl tecelli edeceği “İlahi muratta” mahfuzdur, ne diyebiliriz ki.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir