HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-35- HZ. ALİ(RA)-13-

Hz. Ayşe’nin de (RA) bir şekilde içinde bulunduğu ordu hareket ediyor, bundan sonraki gelişmeler nedir?

Cemel vakasının gerçekleştiği yere varmadan önce, yolda, köyün ismini hatırlamıyorum, orada köpekler havlıyor. Burası önemli bir noktadır. Hz. Risaletpenah Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz bir gün hanımlarına o köyün ismini söyleyerek, “O köydeki köpeklerin kime havladığını keşke bilseydim” diye buyuruyor. Hz. Aişe (RA) Validemiz, ordu o köyden geçerken köpeklerin havladığını duyuyor. Soruyor, “Burası neresidir” diye, o köyün ismi zikredilince, saçını başını yoluyor, “eyvah” diyor, “o benmişim”. Dönme istiyor fakat “o köy değil” gibi bazı ifadelerle ikna ediliyor, aslında aldatılıyor. İşin bir kader planı var, dikkat edin, Hadis-i Şerif gerçekleşecek… Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin beyanı boşlukta kalır mı? Bu tarafına kimse dikkat etmiyor. Kuru bir kavga, o haklıydı, bu haklıydı… Bunu ne yapacaksınız? Kaderin üzerinde bir güç mü var? Allah’ın Azze ve Celle’nin kudreti ile yarışacak biri mi var?

Bu durum sorumluluğu ortadan kaldırır mı?

Sorumluluğu tayin eden Şeriat’tır. Şeriat’a göre bir fiil neyse odur. Meselenin o kısmın konuşmuyoruz, tabii ki kaldırmaz. Lakin anlaşılmalı ki, evvelinde, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin bilgisi dahilinde, vukua geleceğini biliyor. Bakın burada mühim bir husus var, mademki mesele buraya geldi, temas edelim. Biz kadere iman ederiz fakat kaderin ne olduğunu bilmeyiz, dolayısıyla çalışmaya devam ederiz. Kaderi vukuundan sonra biliriz ve rıza gösteririz. Fakat Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimize, geleceğe dair çok şey bildirilmiştir, geleceğe ait Hadis-i Şeriflerin manası budur. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın kadere rızası, vukuundan evveldir, ifadelere dikkat edin, “oraya gitmeyin, orada bulunmayın” demiyor, kaderi, bildirildiği kadar biliyor fakat engel olmaya çalışmıyor, kadere rızası, vukuundan evvel. Buna rağmen bazılarının bu hadiseler üzerinden kavga etmesi, çok ahmakça değil midir? Dikkat edin, bir tarafa Risalet’in, vukuundan evvel kadere rızası var, diğer taraftan vakanın faillerinin, vukua gelmiş kadere rızaları var fakat bazılarının bugünden geriye doğru hadiselere bakıp kavga ve fitne arayışı var. Böyle olmaz…

Zor bir konu, insan nasıl düşüneceğini kestiremiyor.

Eyvallah… Tam olarak öyle, nasıl düşüneceğimizi kestiremediğimiz noktalarda, ihtilafların üstünü örtmekte, ortadan kaldırmakta gayretli olmalıyız. O insanların yanlış yaptığını düşünsek bile, öyle bir hassasiyetleri var ki, bir ölçü hatırlatıldığında veya kendisi hatırladığında derhal ona göre davranmak için harekete geçiyor. Mesela Hz. Ali (RA) Efendimiz, Hz. Talha (RA) ve Hz. Zübeyr’e (RA) bir Hadis-i Şerifi hatırlatıyor, şimdi mealini hatırlamıyorum, o hatırlatmadan sonra iki büyük sahabe savaş meydanını terkediyor. Hassasiyete bakın…

Hz. Zubeyr ve Hz. Talha’nın içinde bulunduğu grup “haksızlar grubudur” mealindeki beyanı duyan bir kısım insanlar şunu söylüyorlar. “Burada hatalı olan Hz. Zubeyr ve Hz. Talha değil. Bunların burada olmalarına neden olan karşı taraftır”.

Daha önce bahsi geçti mi hatırlamıyorum, mantık yalnız başına bir kıymet ifade etmez. Temel bir sistematik çerçevenin içine girmezse, mantık her tarafa yontulan bir şeydir. Necip Fazıl bu sebeple nefret eder “çıplak mantıktan”. Fikirden değil, akıldan değil, çıplak mantıktan… Çıplak mantık pimi çekilmiş el bombası gibidir, elinde de patlar, uygun bir düşmana da atabilirsin. Doğru olan el bombasının pimini çekmeden muhafaza etmektir. İşte orası “anlayış”tır, dünya görüşüdür, fikriyattır. Çıplak mantığın mensubiyeti yoktur, her şey için kullanılabilen şahsiyetsiz bir maniveladır. Neyi hedefliyorsanız, neyi istiyorsanız onun mantığını oluşturabiliyorsunuz. Dolayısıyla mantığın fikri olmaz, fikrin mantığı olur. O gailede, o hadiselerin yaşandığı dönemde yaşamış olsaydık, yalın kılıç Hz. Ali’nin (RA) emrinde bulunmamız gerekiyordu. Bu konuda her hangi bir tereddüdümüz yok. Hz. Ali’nin (RA) emriyle olmak üzere o dönemde yaşamış olsaydık, gönül rahatlığıyla savaşırdık. Şu nokta karıştırılıyor, orada taraf olmaktan başka yapacağınız bir şey yoktur. Çünkü ortada halife var. Halife Hz. Ali, halife Hz. Osman’ın katillerinden hesap sorulması gerektiğini, bu hassasiyetin, bu tavrın doğru olduğunu söylerken, bir sonraki Halife olan Hz. Ali’ye karşı gelmenin doğru olduğunu söyleyemeyiz, söylemeyiz. Hilafete karşı gelmenin doğru olduğunu söylemeyiz. Hz. Muaviye’ye bugünden bakınca bir şey söylemiyor olmamızı kimse karıştırmasın. Orada, hadiseler cereyan ederken Hz. Ali’nin yanı başındayızdır. Orada yaşasaydık o gün yalın kılıç Hz. Ali’nin (RA) emrindeydik. Hakikaten de onun emri ile olmak üzere, o mesuliyeti başka şekilde alamazsınız, çünkü nispet noktanız önemlidir, Halife Hz. Ali’nin emri üzerine her önüne geleni kılıçla ikiye biçebilirdik. Ama bu gün on dört asır öncesinin hadiselerini masaya yatırıp da husumetler üretmek, oradaki ihtilafları çözmeye çalışmak, çözemediği için de ihtilafları büyüterek devam ettirmek, ancak “çıplak mantık” ile mümkün.
Orada hesap görülmüş ya da görülememiş, doğru yapılmış veya yanlış yapılmış, neticede bitmiş bir hadiseden, tarihi hadiseden bahsediyoruz, o ihtilaflar devam etmez, ettirilmez, ettirilmemeli. Müslüman şahsiyeti, ihtilaf üretmek, mevcut veya tarihi ihtilafları canlı tutmak, ihtilafları derinleştirmek gibi tuhaf işler yapamaz aksine ihtilafları bitirmek, vahdeti temin etmekle mesuldür. Zaten İslam hukuku ve ahlakı buna amirdir.

Müslüman şahsiyetin zihni evrenindeki silsile şudur; iman, sadakat, ahlak, akıl, idrak (tefekkür) ve mantık… Mantık silsilenin en sonundadır ve aklın manivelası olmaktan başka bir haysiyete ve kıymete sahip değildir. Bazı Müslümanlarda bu silsilenin ters çevrildiğini görüyoruz, çıplak mantıktan başlıyor, çıplak mantıktan başlayınca ulaştığı menzil vasıfsız akıl yani akl-ı selim değil. Bu şekilde devam eden silsile, her şeyi yıkıyor, kendine göre ölçüler geliştiriyor, edep yok, ahlak yok, bunlar olmayınca iman da nasıl oluyorsa öyle var. Ortaya tuhaf bir kavrayış çıkıyor.

*

Hz. Ali’nin (RA) tavrı nasıldır bu konuda?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir