HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-36- HZ. ALİ(RA)-14-

Hz. Ali’nin (RA) tavrı nasıldır bu konuda?

Teşekkür ederim, tam yeri geldi. Hz. Ali’nin (RA) bu hususta akıl üstü bir tavrı var, oradan elde edilecek ölçüler çok muhkem. Cemel vakasında iki ordu saf tutuyor karşılıklı. Cemel vakasının ayrıca değerlendireceğiz mutlaka, burada mesele ile ilgili kısmına temas edelim. Bir şekilde savaş başlıyor. Hz. Ali (RA) Efendimizin kumandasındaki ordu galip geliyor, çatışmanın sonuna doğru kuvvetler Hz. Ayşe validemizin bulunduğu merkeze yöneliyor. Çok çetin bir savaş. Böyle çok kısa sürede biten bir savaş da değildir. Çok ağır zayiatlar var her iki tarafta. Hz. Ali efendimizin kuvvetleri Hz. Ayşe’nin bulunduğu merkeze yönelince, Hz. Ayşe’nin tarafındaki kuvvetler, onun etrafında yoğunlaşıyor. Hz. Ayşe validemizi muhafaza için çok canlar veriliyor. Müminlerin annesini muhafaza için onun devesinin etrafında çetin bir mukavemet gelişiyor. Manzaraya bakın… Hz. Ali Efendimizin kuvvetleri Hz. Ayşe validemizin bulunduğu merkeze hücum ediyor, Hz. Ayşe validemizin etrafındaki askerler onu muhafaza için etten duvar örüyorlar. Çıksın kendine güvenen bir deha, bu hadisenin içinden çıplak mantık ile bir izah yolu bulsun. Edebi zedelemeden, ahlakı taşmadan, hukuku ihlal etmeden, haddini de aşmadan bir izah bulmaya çalışsın. Olmaz… Hoyratlığın lüzumu yok, meselenin ucuzculuğa tahammülü hiç yok.

Hz. Ali (RA) Efendimiz ne yapıyor o demde?

Hamdolsun ki orada Hz. Ali (RA) Efendimiz var. Bir taraftan savaşa kadar varmış bir problemi çözmeye çalışıyor diğer taraftan “ölçülü” hareket etmeye daha doğrusu kaotik ortamlarda nasıl davranılacağına dair “ölçü koymaya” çalışıyor. Hz. Ayşe (RA) Validemizin bulunduğu merkezde müthiş bir direniş başlıyor. İnsanlar Hz. Ayşe (RA) Validemizi bırakamıyorlar, ordu çözülüyor ama o merkezde müthiş bir direniş devam ediyor, oradaki direniş devam ettiği müddetçe de savaş bitmiyor. Öyle bir paranteze sıkışmış durumdaki hadise, Hz. Ayşe validemizin bulunduğu yer, devesinin bulunduğu nokta bir karargaha dönüyor, merkezindeki validemizin kıymetinden dolayı oradaki askerler çekilmiyorlar, müthiş bir çatışma, orası tam bir kan deryasına dönüyor. Hz. Ali (RA) Efendimiz, o karargah ele geçirilmeden savaşın bitmeyeceğini, savaş devam ettiği müddetçe de Müslüman kanının akmaya devam edeceğini görüyor ve emri veriyor; “Devenin ayaklarını kesin”. Devenin ayakları kesilip yere çökünce, o merkezdeki direniş çözülüyor, Hz. Ali (RA) Efendimiz derhal Hz. Ayşe (RA) validemizi muhafazaya aldırıyor. Hz. Ebubekir’in (RA) oğlu, Hz. Ayşe validemizin kardeşi hemen Hz. Ayşe (RA) validemizi bir tarafa çekiyor, muhafaza altına alıyor. Muhafazaya alanlar Hz. Ali (RA) efendimizin askerleri, buraya dikkat edin. O merkeze saldırı emri veren Hz. Ali (RA) Efendimiz, o merkezdeki şahsiyeti, validemizi muhafaza altına aldırıyor. Hz. Ayşe (RA) Validemiz muhafaza altına alınınca direniş bitiyor çünkü direniş için sebep kalmıyor. Hz. Ayşe validemizin zarar görmeyeceği anlaşılıyor. Hz. Ali’nin muhafazası altına giriyor. Hz. Ayşe validemiz muhafaza altına alınınca Hz. Ali (RA) Efendimiz derhal yanına varıyor.

Konuşuyorlar mı orada, Hz. Ali (RA) Efendimiz ne diyor?

Savaştan bahsediyoruz ama neticede Hz. Ali’den (RA) bahsediyoruz. Hz. Ali (RA) Efendimiz, kendi asaletine, kendi şahsiyetine, kendi derinliğine mütenasip bir tavır içinde. İşte geldik o kaos içinde Hz. Ali’nin (RA) Efendimizin ne yaptığına… Gayet zarif, gayet munis, gayet edepli bir tavırla, “Bir ihtiyacınız var mı?” diye soruyor. Savaştan hiç bahsetmiyor, hiçbir kızgınlık alameti yok üzerinde, sadece bir ihtiyacı olup olmadığını, bir arzusu olup olmadığını, bir sıkıntısı olup olmadığını soruyor. On dakika önce iki ordunun karşılıklı kumandanları değillermiş gibi, birbiriyle savaşmamış gibi… Ve refakatçilerle, muhafızlarla Medine’ye gönderiyor Hz. Ayşe’yi.

Hiçbir şey olmamış gibi…

Evet, hiçbir şey olmamış gibi… Azizim kendi halleri bu, bu vakadan ihtilaf çıkaran, çıkarmak isteyen ahmaklara söylüyorum, o zamanki fitneden ortaya çıkan o dehşet hadiselerden ihtilaf çıkarmak, o zamanın fitnesini on dört asır devam ettirmektir. Şeytanın Müslümanlardan dost edinememesi gerekiyor, bu noktaya azami dikkat şart.

Ucuzculuk kahrolası bir insan tavrı… Bakın, merkezinde Hz. Ayşe validemiz olan bir ordu var karşınızda, ne yapabilirsiniz? Taarruz etmek mümkün mü? Aşere-i Mübeşşere’den sahabe var içinde, nasıl saldıracaksınız? Müstakil olarak baktığınızda bu orduya, hangi duygu ve düşünceyle hücum edebilirsiniz? Bir Müslüman, zihni ve kalbi evreninde, o orduya saldırmak için nasıl bir güç üretebilir, nasıl bir meşruiyet kaynağı bulabilir? Nasıl taarruz edebilir, kime taarruz ediyorsun, nasıl yapabilirsin böyle bir şeyi? Hz. Ali (RA) vermeyecek de emri, taarruz edeceksiniz. Kime taarruz ediyorsunuz? Nasıl yapabilirsiniz böyle bir şeyi? Halife Hz. Ali (RA) varsa başında, o, taarruz emri veriyorsa ancak taarruz edebilirsin. Var mı başka bir ihtimal? Orada Aşere-i Mübeşşere’den sahabeler var, müminlerin annesi var, ayrıca şu kadar sahabe var, bir tarafta Hz. Ali (RA) olmasa, emri o vermese, nasıl taarruz edersin? Bugünden bakınca, sakin kafayla bakınca, olmuş bitmiş hadiseler demetine bakınca taraf seçmesi kolaydır. Yine de ürpererek söylüyoruz, Hz. Ali (RA) emir verirse ancak yapma gücünü bulabilir insan. Halifenin emriyle ancak yapabilirsiniz. Kaldı ki her hangi bir halifeden bahsetmiyoruz, Dört Halifeden sonra gelmiş, sıfatı halife olan insanlardan bahsetmiyoruz, Hz. Ali’den bahsediyoruz. Hem Hz. Ali’den (RA) bahsediyoruz hem de onun halife olmuş halinden bahsediyoruz. Ancak Onun emir vermesiyle bir şey yapabileceğiniz bir iklimden bahsediyoruz. O gücü, ruhi gücü ancak öyle bulabiliyoruz. Kendi kendimi yokluyorum da, yanlış yapıyor olsa bile Aşere-i Mübeşşere’den birine kılıç kaldırmak kabil değil, olur mu böyle bir şey?

Olaya böyle bakınca gerçekten insanın tüyleri diken diken oluyor.

Burada ince bir nokta var, biraz ara verip o noktaya temas edelim. Hz. Ali’nin (RA) mevcudiyetini o hadiseden çekip aldığınızda, karşınızdaki orduya saldırabilir misiniz?

Saldıramazsınız…

İşte incelik burada… Kendi başınıza saldırmayı açıklayamazsınız, Hz. Ali (RA) Efendimizi hadiseden çekip aldığınızda yeriniz o ordudur, müminlerin annesinin yanı başıdır. Bir tarafta da Hz. Ali (RA) Efendimiz… O emir verdiğinde ancak taarruz edebiliyorsunuz. Peki savaş bittikten sonra Hz. Ali (RA) Efendimiz ne yapmış, halini sormuş, ihtiyaçlarını sormuş, Medine’ye kadar sağ salim ulaşması için yanına muhafız vermiş. Hz. Ali (RA) Efendimizin en küçük bir emri olmadan yerinizden kımıldayamayacağınız bir vasatta, savaş sonrası Hz. Ali (RA) Efendimizin tavrı ve tatbikatı da ortadayken, bu hadisede Müslüman bir aklın yapacağı iş nedir? Onların arasına girmemek… O hadiseden ihtilaf çıkaranlar, ancak ve ancak o hadiselerin meydana gelmesine sebep olan İbn-i Sebe gibi münafıklardır.

Bakın orada bir nokta var, dikkat çekmek gerekiyor. Savaşın sonuna doğru Hz. Ayşe’nin çevresinde yoğunlaşan direniş, çok asildir ve kahramancadır. Öyle bir noktaya geliyor ki hadise, meselenin Hz. Ali (RA) ile savaşma konusundan çıkıyor. Müminlerin annesini muhafaza derdi ve çabası… Ordu dağılmış fakat oradaki askerler Hz. Ayşe’yi bırakamıyorlar. Oradaki imana bakar mısınız? Medine’den beraber geldiler ya… Bir şekilde geldi onlarla. Karşıdaki ordu galip gelmiş, Hz. Ayşe (RA) Validemize zarar verirler endişesiyle ne canlar vermişler orada. Savaş bitmiş, ordu dağılmış, büyük zayiatlar vermiş. Fakat orada, Hz. Ayşe’nin devesini görenler orada çivilenmiş kalmış, kaçamıyor, müminlerin annesini bırakıp gidemiyor. Oradaki manzarayı tasavvur etmeye çalışın, yanlış veya doğru oraya kadar gelmiş fakat o noktada yapacak ne var? Asker Hz. Ayşe validemizi bırakamıyor, terkedemiyor, kaçamıyor. Hadise o noktaya geldiğinde Hz. Aliye karşı savaşma meselesi bitmiş, Müminlerin annesini muhafaza endişesi başlamış. Gelişmelerin bu merkezde cereyan ettiğini ilk ve tek gören de Hz. Ali (RA) Efendimiz, bu sebeple zaten “devenin ayaklarını kesin” emrini veriyor. Ki direniş bitsin ve kan dökülmesi dursun. Zaten kendisi de Hz. Ayşe validemiz için endişeleniyor. Devenin ayakları kesilip yere indirilince, direniş dağılıyor ve ilk iş olarak müminlerin annesi muhafaza altına alınıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir