HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-38-HZ. ALİ (RA)-16-

Cemel vakasının Hz. Ali’ye o dönemin şartları göz önüne alındığında artıları, eksileri ne olmuştur?

Hz. Ali(RA) için Hz. Ayşe (RA) ve bazı sahabelerin içinde bulunduğu ordu ciddi bir meseledir. Maddi-askeri manada değil, hilafet için manevi anlamda ciddi bir meseledir. Hz. Ali (RA) Efendimiz Medine’de halife seçilmiş, bir sebeple Kufe’ye intikal etmiş fakat akabinde Medine’de bir ordu teşkil edilmiştir. Hilafetin yani biatin, bizzat kendi merkezinde, Medine’de çatlamış olması, ordunun içinde ve başında müminlerin annesi ile Aşere-i Mübeşşere’den sahabenin bulunması ciddi bir meseledir. Bu durum, Şam kuvvetleriyle savaşmaktan daha ciddi ve daha mühim bir meseledir. Ehemmiyeti, maddi kuvvet dengeleriyle ilgili değil, altını çizerek söylüyorum, manevi manada zuhur eden bir meseledir.

Hz. Ayşe (RA) validemizin o ordu içinde bulunması çok farklı bir durum oluşturuyor.

Tabii… Hz. Ayşe’nin varlığı manevi bir güç yüklüyor onlara. Hz. Talha’nın Hz. Zübeyr’in bulunmaları maddi gücün ötesinde manalar taşıyor, manevi katkılarda bulunuyor. Bunlar remz şahsiyetlerdir, bulundukları yere manevi katkıları var. Hz. Ali (ra) efendimiz bu orduyla savaşmamak için elinden geleni yapıyor, o ordu da savaşmak için can atmıyor zaten. Bir şekilde mesele oraya kadar gelmiş ama Hz. Ali (ra) efendimizin Hz. Talha veya Hz. Zübeyr’e hatırlattığı bir Hadis-i Şerif, onların savaşı terketmesine sebep oluyor. Yani hatırladıklarında veya hatırlatıldığında veya farkettiklerinde derhal hakikatin karşısında hazır ola geçiyorlar. Dikkat edin, insan yanlış yapabilir ama yanlış yaptığı hatırlatıldığında, kendisi farkettiğinde derhal o yanlıştan dönüyorsa, böyle bir iman ve hassasiyet sahibiyse, söyleyeceğiniz ne kalır.

Cemel savaşının artıları eksileri nelerine tekrar dönersek…

O ordunun, o ordudaki bazı şahsiyetlerin ehemmiyetinden dolayı manevi bir kıymeti var. Hilafetin ikamesi, İslam coğrafyasında tasarruf edebilir hale gelmesi, vahdetin temini için o ordunun bir şekilde dağıtılması gerekiyor. Savaş olmak zorunda değil, başka şekilde olsa o şekilde dağıtılması gerekiyor, zaten görüşmeler yapılmış vesaire, savaşmamak için çok çalışılmış. O ordu varlığını devam ettirirse, bir şekilde Hz. Ali’nin (ra) hilafetine itiraz etme noktasına gelirse, hilafetin ikameti akamete uğramış olur.

Cemel vakasının netice olarak böyle bir özelliği var yani…

Evet, Cemel vakasından sonra Hz. Ayşe (ra) veya Medine’den başka şahısların Hz. Ali (ra) efendimizin hilafeti için itirazı, tereddüdü kalmamıştır. Burada bir noktanın doğru anlaşılması gerekiyor, Cemel vakasında Hz. Ali (ra) efendimizin kuvvetleri galip geldiği için değil, savaş sonrası tatbikatları o ihtimali ortadan kaldırmıştır.

Hangi uygulamaları?

İki ordunun zayiatlarına aynı muameleyi yaptırması, defin işlerindeki hassasiyeti, iki ordunun yaralılarını aynı hassasiyet ile tedavi ettirmesi, karşısındaki ordudan kalanlara esir muamelesi yapmaması, Hz. Ayşe validemize ve sahabelere hürmet göstermesi ila ahir… Bu yaklaşımlar, tavırlar, tatbikatlar, aradaki yaraları sarmış, ihtilafın derinleşmesini önlemiş, Medine ile sulh gerçekleşmiş, biat yenilenmiştir.

Biatın önemi, sosyolojik anlamda önemi nedir?

Biat edilmemesi ihtimali daha önceki tecrübelerde yoktur. İlk üç halifede biat etmeyen kimse yoktur, böyle bir ihtimalde ne yapılacağına, nasıl yapılacağına dair bir tecrübe üretilmemiştir. Bu sebeple olsa gerek biat bahsi üzerinde ciddi tartışmalar olmamıştı. Biat etmeyen yok ki. “Ümmetin ne kadarı biat ederse halife nasb edilmiş olur?” konusu vuzuha kavuşmamıştı. Olmayan bir konuyu tartışmak gerekmez ki. İlk defa Hz. Ali (RA) döneminde biat etmeyenler olmuştur. Konu ilk defa o dönemde ortaya çıkmıştır, dolayısıyla bu meselenin münakaşasının yapılması tabiidir, farklı görüşlerin olması da tabiidir. Bu durum zaten derin yara bırakan Hz. Ali ile Şam arasındaki mücadelenin sebeplerinden birisidir. Hz. Muaviye yani Şam biat etmemişti. İşte size soru, biat etmeyince ortaya çıkan “hukuki durum” nedir? Öncesi yani daha önce bir misali var mı bu durumun? Yok… Bu konu daha önce konuşulmuş, tartışılmış, bir hüküm inşa edilmiş midir? Ben hatırlamıyorum. Halifeye isyan edilir, biat etmediyse o kişinin hali “asilik” ile izah edilebilir mi? Biat etmemek mi isyandır, biat ettikten sonra haksız başkaldırı mı? Biat etmeme hakkı var mı Müslümanların, böyle bir hakkı varsa biat etmediğinde, hem kendisinin hem de halifenin hukuki durumu nedir? Sorular bitmedi, bu konuda yüzlerce soru sorulabilir. Meselenin özü anlaşılsın diye birkaç tanesiyle iktifa ediyorum. Can yakıcı sorulardan biri de şu, ki bu soru aynı zamanda İslam devleti ve devlet idaresi ile yakından alakalıdır; halife oy birliği ile mi seçilir, oy çokluğu ile mi seçilir, oy çokluğu ile seçilirse salt çoğunluk mu (yarıdan bir fazlasının oyu ile mi) yoksa daha yüksek bir oy çokluğu, mesela yüzde altmış gibi bir oy çokluğu mu aranır?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir