HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-39-HZ. ALİ(RA)-17-

Biat etmeyenlere karşı hilafetin tavrı ne olacaktır?

Biat etmeyenlere karşı hilafetin hangi yetkileri olduğu hususundan önce, halifenin seçilmesi için hangi kıstasların olması gerektiğini bilmeliyiz. Halife seçilmezse, seçilemezse, hangi oranlarda biat ile seçildiğini tespit edemezsek halife olmayacağı için, biat edenlere karşı halifenin neler yapabileceğini konuşma imkanına sahip olamayız.

Oradaki mesele kuru bir taraftarlıkla çözülemez. Yukarıda sorduğumuz soruların cevapları o dönemde konuşulmuş, tartışılmış olmadığı, bir karara veya içtihada bağlanmadığı için, yani “hüküm” zuhur etmediği için biat etmeyenlere karşı nasıl davranılacağını bilme imkanımız yok. Burada ince bir nokta var, içtihat imal sürecini atlayarak, görmezden gelerek, yok sayarak neticeye bakamayız. Şöyle düşünün; bir konuda yeni bir içtihat gerekmektedir, ehil insanlar bir araya geliyor veya birbirinden uzakta da olsa meseleyi konuşuyorlar, farklı fikirlere sahip oluyorlar, neticede bir içtihat oluşuyor, siz içtihat ortaya çıktıktan sonra geriye dönüp, neticede kabul edilen içtihadın dışında görüş açıklayan ve savunanları itham ediyorsunuz, bu sebeple yargılıyorsunuz, mahkum ediyorsunuz, böyle bir şey olur mu? İçtihat imal sürecindeki ilmi tartışmaları, ortaya çıkan içtihada göre yargılamak mümkün değil. Böyle yaptığınızda içtihat imal sürecini imha eder, düşünceyi yok eder, İslam hukukunun gelişmesini boğarsınız.

Mesele taraf tutmakla ilgili değil, mesele İslam hukukunun sıhhatli şekilde gelişmesiyle ilgilidir. Mesela Ehl-i Sünnet fukahası Hz. Ali (RA) ile Hz. Muaviye arasında ortaya çıkan ihtilaflarda Hz. Ali’nin (RA) içtihadını tercih etmiş ve konu ile ilgili hukuku o içtihat üzerine bina etmiştir. Fakat içtihadın oluşması sürecindeki ihtilaflar, tartışmalar ve hatta savaşlarda, Hz. Ali’nin (RA) içtihadını tercih etmesi, Hz. Muaviye’nin aleyhine bir tavır almasına sebep olmamıştır. İçtihadın imal sürecinde taraf tutulmaz, ortaya çıkan içtihatlardan birini kabul etmek diğerini suçlu hale getirmez. İşte hukuk anlayışı…

Yani…

Yani, Necip Fazıl’ın ifadesiyle, Hz. Ali (RA) haklıydı, Hz. Muaviye de haksız değildi. Bu ifade tezat gibi görünür ve bazıları anlamakta zorlanır, izahı da yukarıda bahsini ettiğimiz süreç ile ilgilidir. Yani içtihat imal sürecinde taraf tutulmaz, ortaya çıkan neticeye göre geçmiş hadiseler ve şahıslar yargılanmaz. Ortaya çıkan netice yani içtihat o sürecin eseridir, netice sebebini suçlayamaz, oğul babasını inkar edemez. Şimdi yukarıdaki sorulardan birini tekrarlayalım; “Biat etmeyen halifeye isyan mı etmiştir?”.

İsyan etmiş olmaz mı?

O dönemde isyan etmiş olmaz. Neden? Çünkü halifeye isyan etmekle, halife seçim sürecinde biat etmemek aynı şey değil. Biat, zaten mahiyeti itibariyle insanın kendisini mesuliyet altına almasıdır. Biat etmekle, itaat etme mesuliyetini yüklenmektedir insan.

O dönemden sonra biat etmeyen halifeye isyan etmiş olur mu?

İslam hukukundaki usul çerçevesinde seçilmiş olan halifeye biat etmemek, dolayısıyla itaat etmemek isyandır. Halife Şeriat’a aykırı bir hal ve tatbikat üzere olmadıktan sonra meşru isyan sözkonusu değildir.

Pekala Hz. Ali (RA) halife miydi? Yani halifelik seçim süreci tamamlanmış mıydı?

Tabii ki halifedir, tabii ki halife seçilmiştir. Kendinden önceki üç halifenin seçilme usulüne aykırı değildir seçilmesi. Fakat ilk üç halifenin seçiminde biat etmeyen olmadığı için, biat etmemenin hükmü muallakta değil midir? Yoksa Hz. Ali (RA) halifeliğin şartlarına en fazla malik olan şahsiyettir, bu nokta liyakat ve ehliyet cihetiyle zaten Hz. Ali’yi (RA) halife yapmaktadır.

İki ordu karşı karşıya geldiğinde, Hz. Ali (RA) halife olarak biat almak ve nizamı tesis etmek arzusunda, Hz. Muaviye’de biat etmediği için Hz. Ali’nin (RA) halifeliğini tanımamaktadır. Hz. Ali (RA) hilafetin ikamesi, biatın ikmali, nizamın tesisi için tedip hareketini başlatmış, Hz. Muaviye biat etmediği için isyan etmediğini, itaatin biat ile başladığını ifade etmiştir. Biat etmiş olsa, kendi kendine de hilafete isyan etmediğini söyleyemeyecek. Fikri anlamda oraya dayanıyor. İç dünyasında oraya dayanıyor, “ben biat etmedim, bu sebeple hilafete isyan etmiyorum” diyor. İşte tam burası biraz önce bahsini ettiğimiz İslam hukuku ile ilgili nazari çalışma konusu. Ve bu konu ucuza getirilecek, hassasiyetsiz şekilde geçiştirilecek bir mevzuu değil. Zaten bundan dolayı çevresinde insanlar ve askerler toplayabilmiştir. Bu beyanı, yani “ben biat etmediğim için hilafete isyan etmiyorum” beyanı taraftar toplayabiliyor. Bu önemli bir noktadır, bundan dolayı ordu teşkil edebiliyor. Hz. Ali (RA) ile karşı karşıya gelebiliyor. Biz bu günden bakınca halifenin üzerine yürüdüğünü zannediyoruz.

Hz. Muaviye Arab’ın dehalarından biridir, bu noktayı atlamamak lazım. Siyaset dehalarından biridir, idare dehalarından biridir. Bu sebeple süreç uzun sürmüş ve kesin netice alınamamıştır. Sıffin savaşı iki dehanın savaşıdır. Şam kuvvetlerinin içinde aynı zamanda bir de kumanda dehası var, Amr İbni As… Hz. Ali’nin nihai zaferi elde edememesinin maddi çerçevenin dışında bir sebebi var gibi geliyor bana. Hadislerin toplamına bakınca, orada, biraz ahiretle dünyanın savaşı var gibi geliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir