HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-8-HZ. EBUBAKİR(RA)-4-

Sevgili dinleyiciler Hz. Ebu Bekir’i ne kadar anlatsak az… O, yaşayan, müşahhas haliyle tarifi kabil olmayan bir şahsiyet… Biz burada günümüzün diliyle izah etmeye çalışıyoruz. Hz. Ebu Bekir’i kısaca izah edecek olursak Haki Bey?

O zor bir soru, Hz. Ebu Bekir’i kısaca tarif etmek zor bir konu… Ama bilinen bilgileri yeniden insanların zihinlerinde çalkalamalarında fayda var. Allah Resulü’nün kayınpederi, bunun kıymetini kimse takdir etmeye kalkmasın. Sadece bunu bilgi olarak yerleştirsinler, hafızalarına, akıllarına ve şuurlarına… Onun birinci halifesidir. Hilafetin ihdasını gerçekleştiren zattır. Hilafet onunla başlar. Dolayısıyla İslam devleti de onunla başlar. Risalet çekilince yeryüzünden devlet riyaseti başlamıştır. Hz. Ebu Bekir ilk İslam devletinin ilk başkanıdır. Şimdiki anladığımız manada sadece devlet başkanı değil. Nispet vardır. Hilafet nispet demektir. Birinin peşinden gitmektir. Devlet başkanı değil. Siyasete göre devlet başkanıdır muhakkak, o anlamda söylemiyorum, öncelikle Allah Resulü’nün halifesidir. Hilafetin de ihdasıdır. İslam devletini müessese olarak inşa eden zattır. İslam devletinin inşasında mimardır.

Bu noktanın üzerinde durmamız lazım. Ne demek ilk İslam devleti ve onun ilk başkanı? Peygamberimiz zamanında İslam devleti kurulmamış mıydı ve O İslam devletinin başkanı değil miydi? Burada sezdiğim ama ifade edemediğim incelik nedir?

Güzel… Hızlı hızlı gidiyoruz, bazı noktalar izahsız kalıyor. Asrı saadette İslam devleti kurulmuştu, yani tüm unsurları gerçekleşmiş olan bir İslam devleti var. Başkanı da var ve O, İki Cihan Serveri (SAV) efendimiz… Fakat Asrı Saadette ve İki Cihan Serveri’nin (SAV) zatında, her şey cem olmuştu. Bu nokta çok önemli… Mesela bir konuda emir verdiklerinde, hiçbir sahabe, “devlet başkanın emridir” diyerek itaat etmiyor. Neye itaat ediyor? Risalet’in emrine itaat ediyor. O’nun emri, “Risalet emridir”. Buraya dikkat edin… “Risalet emri” veya “Risalet’in beyanı”, dinin inşasıdır, dinin inşasına dair bir ölçüdür. Buna itiraz edebilir misiniz? Asla… Pekala aynı zamanda devlet başkanı değil midir? Öyledir. Risalet ile riyaset (ve tabi ki sayısız hususiyet) zatında cem olmuştur. Risalet varken, riyasetin ne kıymeti ola ki? Dolayısıyla riyaset, Risalet’in muhtevasında erimiş ve görünmez hale gelmiştir. Riyaset ne zaman gün yüzüne çıktı? Hz. Ebubekir (RA) ile beraber zuhur imkanı buldu. Risalet’in tecellisi, riyasetin zuhuruna manidir. Bu sebeple riyasetin zuhuru, Risalet’in hitamına bağlıdır. Risalet bitmiş lakin riyaset devam etmiştir. Tam bu noktada hilafetin bir manası daha ortaya çıkıyor. Hilafet, İki Cihan Serveri’nin riyasetinin devamıdır. Öyleyse halifeler, İki Cihan Serveri’nin (SAV) riyasetine varistirler. Hani herkes veya her sınıf bir hususiyetine varistir ya… Ulema, “ilmi”ne varistir, hakimler, “adl”ine varistir, fakirler, “fakr”ına varistir, zenginler, cömertliğine varistir ila ahir… Sadece Risalet’inin veraseti yoktur. Onun dışındaki her hususiyetin, zatında cem olmuş her mananın veraseti vardır.
Asrı Saadette, İslam devlet başkanlığının hukuku oluşmuş lakin tatbikatı gerçekleşmemiştir. Bu nokta fevkalade bir hususa tekabül eder. Nazariyatı oluşturulan fakat tatbikatı gerçekleştirilmeyen (hatırladığımız kadarıyla) tek bir husus kalmıştır, Asrı Saadetten geriye… Riyaset… “Risaletsiz riyaset”… Bunu ilk gerçekleştiren veya şahsında tecellisine mazhar olan Hz. Ebubekir’dir. Veya şu ifade daha doğru olabilir. Bunun gerçekleşmesi ilk defa Hz. Ebubekir’e nasip olmuştur. Bunun nasıl bir nasip, nasıl bir ihsan olduğunu düşünebiliyor musunuz?

Haki bey, Hz. Ebubekir’in (RA) şahsiyeti, şahsiyetinin idareye aksetmesi nasıldı?

Hz. Ebubekir (RA), tüm Müslümanların imanının toplamından daha ağır çeken bir imana sahiptir. Necip Fazıl’da bu işin ölçülendirilmesi tam kıvamındadır. Sahabeyi sev sevebildiğin kadar, peygamber dememek şartıyla, bunu demedin mi sınır yok… Sahabenin içinde Hz. Ebu Bekir’i ne kadar översen öv. Peygamber deme, o sınırı, risalet, nübüvvet sınırını muhafaza et ne dersen de, az gelir. Allah Resulü’nü ne kadar översen öv, ilah deme, o sınırı muhafaza et. Allah’ın övdüğü biri, Allah Resulü, onun övgüsünde nasıl mübalağa yapabiliriz. İnsanın çapı nedir ki mübalağa etsin. Asr-ı saadette zirve şahsiyetler vardır. Hz. Muaviye’nin söylediği, Dört Halife ile ilgili söylediği söz, calib-i dikkattir. Onların özellikleri ile ilgili harika bir sınır çizmiştir. Kendi ifadesi ile söyleyelim. “Hz. Ebu Bekir’e dünya yaklaşmadı, o da dünyaya yaklaşmadı”, diyor. Öyle bir zirvede ki Hz. Ebu Bekir dünya bile ona meyledemedi. O söz müthiş bir sözdür. Kendi meyletmedi o iradesinde fakat dünya da ona meyletmedi diyor. O kadar münhasır bir yeri var ki. Dünya bile ona meyletmeye cesaret edemiyor. Mesela Hz. Ömer ile ilgili Muaviye diyor ki. “Ömer’e dünya meyletti fakat Ömer dünyaya meyletmedi”. “Osman’a dünya fazla meyletti o dünya ya biraz bulaştı” diyor ve esas tespitini ekliyor; “Biz ise içine düştük dünyanın”… Hakikaten teşhis tam yerinde, orada ben şöyle anlamıştım. Allah Resulü’nün irtihalinden sonra bir süreç başlamıştır. Önce Allah Resulü’nün devrisaadetlerinin anlamı tespit edelim; Hayatın merkezi dünya değildir, hayatın merkezi ahirettir. Bir hayat inşa ediyorsunuz fert ve cemiyet inşa ediyorsunuz. Bu hayatın merkezi ahirettir. Allah Resulü’nün irtihalinden sonra yavaş yavaş hayatın merkezi dünyaya taşınmaya başladı. Hz. Ali’ye kadar geldiğinde, hatırlayın o karmaşayı, Hz. Ali’den sonra hayatın merkezi dünyaya geldi oturdu. Muaviye’nin sözü ile bendeki teşhis birleşince daha anlamlı hala geldi. Hz. Ebu Bekir iki yıllık hilafet döneminde ilk olarak şunu yapmıştır. Daha önce Allah Resulü’nün Hz. Usame (RA) komutasında hazırladığı orduyu, “Allah Resulü’nün hazırladığı ordu sefere çıkmalıdır” diyerek sefere göndermiştir. O sırada bazı sahabeler Hz. Usame’nin çok genç olduğunu söylemişlerdir. “Daha tecrübeli sahabeler var onları gönder” diyorlar. Bunlardan birini tayin etsen diyorlar. Hz. Ebu Bekir öfke ile ayağa kalkıyor. Öfkeyi Hz. Ebu Bekir’de görmezsiniz ama iş sadakate gelince öfkeden çakmak çakmaktır gözleri. “Allah Resulü’nün emrettiği, yaptığı bir uygulamayı benden nasıl kaldırmamı istersiniz” diyor. Usame’yi sefere gönderirken diğer sahabeler Usame’nin komutanlığına itaat etmesinler diye Medine’nin dışına kadar, yaya olarak Hz. Usame’nin yanında yürüyor. Hz. Usame diyor ki; “Aman efendim ben ineyim siz binin”… Yanında yaya yürüyen halife. Hz. Usame’nin teklifini kabul etmiyor. “At getirin” diyor Usame askerlere Hz. Ebu Bekir “olmaz devam et” diyor. Usame’ye hürmet ediyor ki sahabe itaatte kusur etmesinler diye. Aklın ufkunu görüyor musunuz? Bir müddet devam edince Usame’ye diyor ki “benimle Ömer’in Medine’de kalmasına müsaade eder misin?” Hz. Usame “aman efendim” diyor. Allah Resulü’nün tayinine sadakati görüyor musun? Bir tarafta sadakat bir tarafta itaat etmeleri için koyduğu akıl vardır. Sadakat ile aklın birlikte harmanlandığı başka bir örnek göremezsiniz. Orada mesele onun izinden Allah Resulü’nün izinden devam edebilmek.
Hz. Ebu Bekir’in yine böyle bir konuda sertleştiği bir nokta var. Bir bölge zekat vermek istemiyor. Yerinden fırlayıp kılıcını çekerek “tüm ordu hazırlansın sefere çıksın” diye hiddetleniyor. Bu da imana sadakatin ifadesidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir