HİZMETÇİLER TOPTAN ÇILDIRDI

HİZMETÇİLER TOPTAN ÇILDIRDI

Cemaat toptan çıldırdı, artık içlerinde akil ve baliğ kimse kalmadı. Bir tane “ceza ehliyetine” malik adam bulsam, ellerinden öpüp, meseleyi munis şekilde konuşmak isterdim.

Ali Ünal’ın 04.08.2014 tarihli yazısı çılgınlığın zirvesiydi, İbrahim Sancak o yazıyı, “Yapma Ali Ünal, kendini kaybediyorsun” başlıklı bir yazıyla tenkit etti dün. Aynı gün hezeyanın zirvesine çıkan sadece Ali Ünal değildi, Abdullah Aymaz da zirvelerde dolaşıyordu.

Abdullah Aymaz’ın yazısının başlığı şu; “Güneş dururken, mum peşinde dolaşmak olur mu?”… İslam ahlak ve adabına göre, güneş-mum dilemması Kur’an-ı Kerim için veya Sünnet-i Seniyye için kullanılır, yani muma nispetle güneş mukayesesi büyük bir mukayesedir ve genellikle böyle kullanılagelmiştir. Adamlarda izan ve ölçü kalmadığı, idrak ve akıl tatile çıktığı, ahlak ve adap intihar ettiği için, hiçbir mikyası doğru kullanamaz hale geldiler.

Abdullah Aymaz isimli “aymaz”, bakın bu mikyası ne için kullanıyor;

“Üstad Hazretleri, Efendimiz’den (sas) sonra makam-ı cem’in ve velâyet-i kübrânın en üst seviyede temsilcisidir. En büyük keramet, kevnî değil; ilmî keramettir. Kerâmet-i ilmiyeden istifâde etmek, yalnız Risale-i Nur’dan istifade etmeye bağlıdır.”

“Üstad Hazretleri” dediği Said Nursi olmalı. Said Nursi hakkında söylediklerine bakın, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizden sonra (biz özet söyleyelim) makamı en yüksek kişidir diyor. İslam tarihindeki alimleri, velileri, mütefekkirleri bir tarafa bıraktık, sahabe, tabiin, etba-i tabiinden bile yüksek bir makamda olduğunu söylüyor. Allah’ım, bu hal neyin nesi, bu adamlar kim, nerede yetiştiler, nasıl böyle oldular?

Risale-i Nur için söylediklerine bakın, milyonlarca ciltlik İslam irfan müktesebatını bir kalemde silmiş, sadece Risale-i Nur’un varlığından bahsediyor. Bu iddianın doğru olmadığı şuradan belli ki, Risale-i Nur ve Said Nursi muhalfarz öyle olsa bile, bir Müslüman edebinden bunu söylemez.

Aynı gün, bir taraftan Ali Ünal diğer taraftan Abdullah Aymaz hezeyanın zirvelerinde dolaşıyor. Bu meselenin tesadüf olduğunu düşünenler yanılıyorlar. Bu ihanet örgütü bu kadar sapık bir harekettir ve adamlar artık akıl ve izanlarını kaybettikleri için, daha önceleri kapalı kapılar arkasında söylediklerini şimdi açıktan kusmaya başladılar.

Aymaz adam bu kadarla iktifa etmemiş, bakın “güneş” dediği Said Nursi ve Risale-i Nur için daha neler diyor;

“Eğer insan, güneşe doğru yürür veya uçarsa, gölgesini arkasına almış olur; sırtını güneşe dönerse bu defa da gölgesinin arkasında kalmış olur. Bu itibarla gözlerimiz hep sonsuz ışık kaynağında olmalıdır.”

İfadeye dikkat, “gözlerimiz hep sonsuz ışık kaynağında olmalıdır”… Risale-i Nur ve onun müellifi “sonsuz ışık kaynağı”… Hala söyleyecek sözü olanlar varsa beri gelsin.

*
Aslında meselenin aslı şu; örgüt olarak çok kötü durumdalar, çöküyorlar, çözülüyorlar, dağılıyorlar, tabanı tutamıyorlar. Ve dikkat çekici başka bir nokta da şu; tabana ulaşamıyorlar, imamları, ulakları, aracıları yerlerinden kımıldayamıyorlar. Takip edildikleri için telefon gibi haberleşme araçlarını da kullanamıyorlar. Hal böyle olunca paniklediler, örgütü ve tabanı tutmak için gazeteyi kullanıyor, daha önce kapalı kapılar arkasında fısıldaşarak konuştuklarını gazete köşelerinde yazıyorlar. Paniklerinin derecesini, hezeyanlarının büyüklüğünden anlamak kafi.

Aymaz adam, yazısında tabana ulaşmak, tabanı tutmak, dağılmayı önlemek için, aynı Ali Ünal’ın yaptıklarını yapıyor. O kadar kötü durumdalar ki, hallerini açık etmekten kurtulamıyorlar. Ne kadar kötü olduklarını, örgütün nasıl bir çözülme sürecine girdiğini, ne büyük bir çabayla dağılmayı önlemeye çalıştıklarını şu ifadeler gösteriyor;

“Evet hali hazırdaki tablo oldukça ürpertici; ancak iman, ümit ve Allah’a teveccüh sayesinde aşılamayacak gibi de değil…”

Bundan ibaret değil;

“Onun için iman hizmeti hakkında “bu iş bitmiştir” diyenin işi bitmiştir… Geride tek adanmış ruh bile kalsa, hizmet kervanı yine de yürüyecektir çünkü bu iş Allah’ın inayetine dayanmaktadır. Yalan ve gösterişler gürültülüdür ama hakikat ve samimiyet sessizdir. Yıldırımlar, gök gürültüsünden evvel hedeflerine varırlar…”

Akıllarını toptan kaybeden güruhun neferi olan “aymaz adam”, Said Nursi’den bir iktibas yapıyor;

“Üstad Hazretleri “Güneş varken mumların ışığı altına girmeye ihtiyaç yok. Madem güneşi gösteriyorum; benden mum ışığı istemek mânasızdır, lüzumsuzdur.” diyor. Yol bu… Yani güneşe doğru yürümek… Yoksa güneşe sırtını dönmek değil… Güneşe doğru yürüyenler, hep hak ve hakikatın temsilcisi olacaklardır. Güneşten iktibas ettikleri nurları, ışıkları bütün karanlık dünyalara taşıyacaklar… Kur’an ebedî bir güneş… Kıyamet kopsa da Kur’an müminlere öbür âlemde de rehberliğine devam edecektir inşallah…”

İktibastan anlaşıldığına göre Said Nursi, güneşin kendisi ve Risale-i Nur değil, bizzat Kur’an-ı Kerim olduğunu ifade etmesine rağmen, “aymaz adam” bu ifadeyi, her nasıl oluyorsa, yazısının başında ve ortasında Risale-i Nur ve Said Nursi hakkında kullanıyor.

Ceza ehliyetlerini kaybettikleri artık zahir oldu. Yarın çıkarlar da, “bizi hapse atıyorsunuz ama bizim ceza ehliyetimiz yok, bizi yargılayamazsınız” derlerse şaşırmayın. Zaten yakın gelecekte, haşhaş kullanmayı bırakanların aklı başına geldiğinde bu tür ifadeler kullandıklarını göreceksiniz. Aklı başına gelenin ilk söyleyeceği söz, “Allah Allah, ben aklımı kaybetmişim”…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir