HUMUS ÖLÜYOR YENİ İSRAİL İRAN

HUMUS ÖLÜYOR YENİ İSRAİL İRAN
Benim bu tür yazılar yazma alışkanlığım yoktu fakat Humus’taki manzaraya dayanamaz oldum. Biz, İsrail denilen iğrenç mahlukatın zulmüne, onların bir “insan cinsi” olmadığını bildiğimiz için dayanıyorduk. Bir yıllık zaman diliminde, Suriye’de yapılan zulüm, İsrail’in de bir yıllık zaman diliminde yaptığı zulümden az değil. Suriye’de yapılan İsrail zulmüne denk ve yakın zamanda da onu geçecek olan zulüm, katliam, işkence vesaire uygulamaları, Hizbullah ve İran gibi adı Müslüman olan ülke ve insanların yapması karşısında ne yapacağımızı, ne düşüneceğimizi, ne söyleyeceğimizi bilemez hale geldik. Esed denilen kafirin (aynı Hüsnü Mübarek gibi) İsrail’den farklı olmadığını bildiğimiz için, ona da nispeten ruh dünyamız dayanıyordu. Fakat İran ve Hizbullah gibi, isminin önünde ve sonunda Müslüman yazan yapıların zulmü karşısında aklımız patlamak üzere…
Her ortamda, Müslümanların en vahşileri bile, asla İsrail gibi, kafirler gibi, Allahsızlar gibi zulüm yapamaz diye yüksek sesle bağırıyorduk. Müslümanların en hakir, en akılsız, en vicdansız olanı bile hata yapabilir ama zulüm yapamaz diyorduk. Müslümanlar ne kadar hata yaparsa yapsın, “insani alt sınırı” ihlal edemez diye düşünüyorduk. Yani en hakiri, en cahili, en vahşisi, en vicdansızı, en ahlaksızı, en canisi… Yani asla ve asla bir Müslüman, İsrail ile aynı derekeye düşemez…
Suriye hadisesi karşısında akıl sıhhatimizi korumanın yolu nedir? Hizbullah ve İran’a kızmakla akıl sıhhatini korumayı düşünenler var mı? Sadece kızmak, akli dengemizi korumaya kafi gelir mi? İslam’ın yeryüzündeki tüm iddialarını yerle bir eden, tepeleyen, aksini bayraklaştıran, Müslümanlara söyleyecek tek bir söz bile bırakmayan İran devleti ve Hizbullah örgütü için ne dememiz gerekiyor? Onlara ne demeliyiz ki, iki “kıymeti” muhafaza edelim. Birincisi İslam’ın dünyaya çağrısı ve bu çağrının muhtevası, ikincisi ise akli dengemiz… Nasıl yapalım bunu? İran ve Hizbullah’a ne diyelim ki, bu iki kıymeti muhafaza edebilelim?
İslam’ın insanda gerçekleştirdiği (gerçekleştireceği) derin devrimin, asla ve asla zulme geçit vermeyecek bir şahsiyet inşa edeceği iddiasını nasıl dillendireceğiz? İran ve Hizbullah varolduğu müddetçe bu iddia, dolandırıcılık olarak yüzümüze çarpılmayacak mı? Biz yani Müslümanlar, Allah’ın dini ile dolandırıcılık mı yapıyoruz? İnsanları Allah’ın dini ile dolandırmıyor, aldatmıyor, istismar etmiyorsak, İran ve Hizbullah nam varlıkları nasıl vasıflandırmalıyız ki, önce kendimizi, sonra da insanları ikna edelim. İslam’ı bunların tasallutundan kurtarmak için, nasıl bir teorik çerçeve oluşturalım? İran ve Hizbullah’ı nasıl tarif etmeliyiz ki, İslam, bunların şerrinden korunsun?
Meselenin ne kadar açık ve vahim olduğu ortada… Bunların yaptığının İslam ile asla ve kata alakası yok. Yok ama adamların ismi Müslüman… Kendilerine de sorarsan, en iyi Müslüman onlar. İyi Müslüman kötü Müslüman, dert ettiğim yok, varsın bizden iyi Müslüman olsunlar. Fakat acil ve mühim bir mesele var ki, İslam’ı bunların şerrinden kurtarmak lazım. İslam’ı bunların şerrinden kurtarmak için bir fikri olan var mı? Bunları nasıl tarif edersek, nasıl vasıflandırırsak, hangi çerçeveye alırsak İslam’ı bunların tasallutundan kurtarırız? Konu o kadar vahim bir noktaya geldi ki, İslam’ın izzetini muhafaza etme meselesi, Humus’ta katledilen insanlardan daha mühim bir noktaya ulaştı. Hadiseye bakın, İslam’a verdikleri zarar, Suriye halkına verdikleri zararı geçti.
Artık ümmetin acil bir meselesi var. Şia meselesi… İran ve Hizbullah misalinde Şia meselesi… Bu meseleyi acilen tarif etmek, vasıflandırmak ve bir çerçeveye yerleştirmek lazım… Her Müslüman bunları nasıl isimlendireceğini, nasıl tarif edeceğini, hangi çerçeveye alacağını düşünmeye başlamalı. Çünkü bu mesele, bir taraftan ümmetin bir numaralı problemi, diğer taraftan İslam’ın izzetini muhafaza için nazari bir çerçeve oluşturma mecburiyeti haline geldi.
Bunlara ne dersek İslam’ın “pak çerçevesini” muhafaza etmiş oluruz? Kafir desek olur mu? Melun desek kafi mi? Yoksa bunların İslam ile de insanlık ile de alakası yok mu diyelim? Ne diyelim? Bunlar yeni bir “şeytan” türü mü diyelim? Çağdaş Yezitler desek işe yarar mı? Kimsenin bir teklifi yok mu? Anlaşılıyor mu, konu Humus ve Suriye olmaktan çıktı, İslam’ın iddialarını müdafaa noktasına geldi. İslam bir insanın kalbine girdiğinde ortaya çıkacak en kötü şahsiyet misali bile, bunlardan, cennet ile cehennem arasındaki mesafe kadar uzaktır. Akıl, idrak ve vicdan sahibi bir Müslüman çıksın da, bunlara ne dersek İslam’ın izzetini muhafaza edeceğimizi söylesin bize. Akli dengemi kaybetmeye başladım bu konuda. Birisi yardım etsin… Yanlış bir şey söylemeyeyim, ne diyeceğimizi “akl-ı selim” birisi söylesin.
İran’daki sayısı bellisiz Ayetullahlar, Kur’an-ı Kerim’i nasıl okuyorlar? Yoksa, marjinal Şii akımlarının iddia ettiği gibi “Kur’an değiştirildi” türünden düşünceler Ayetullahlarda damı var? Böyle düşünüyorlar da, Müslüman katliamını mümkün hale getiren değişiklikler mi yapıyorlar? Kur’an-ı Kerim değiştirildi iddiasıyla Kitab-ı Mübin’i kendiler mi değiştirmeye çalışıyorlar? Yok, bu kadar da değil… Değil, tamam, öyleyse ne? İran’da neler oluyor? Şia dedikleri “şey”, yeni bir din mi? Yoksa ümmetin yüzde doksanını Müslüman kabul etmeyen, bu sebeple katlinde beis görmeyen bir anlayışa mı sahipler? Nedir bu adamlar, kimdir?
NURETTİN SARAYLI
nurettinsarayli@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir