İDRAK VE BEYİN

İDRAK VE BEYİN

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Beyinle ilgili çalışmaların ulaştığı son nokta, bedenin hareketleriyle ilgilidir. Sinir sistemiyle beyin arasındaki münasebete dair ileri derecedeki tespitler, bedenin hareketlerini beynin emir-komuta sistemiyle yönettiğini gösteriyor. Bedenin hareketleri kas ve sinir sistemine, kas ve sinir sistemi de beyne bağlı olarak çalışıyor. Buraya kadar biyolojik temelli bir sistemden bahsediliyor ki doğrudur.
Bedenin hareketlerinin beyne bağlı olması, insanın nihai merkezinin beyin olduğu manasına gelmiyor. Beyinden daha ötede ve derinde bir merkez olduğu fakat pozitif bilim temelli insan telakkisinin oradan öteye gidemediği malum… Kalb ve ruh, pozitif bilim mecrasına mahkum olan batının anlayabileceği bahisler değil.

Pozitif bilim, mahiyeti gereği maddi olmayan bir varlığı kabul etmediği için, tetkik de etmiyor. Meselenin sırrı burada düğümlenmiş durumda. Epistemolojik evren, kendi içini aydınlatmakta, projektörünü kendi ufkunun dışına tutmamakta, dolayısıyla kendi sınırını içeriden ördüğü duvar ile sabitlemektedir. “Olmadığına inandığı” bir alemi tetkik etmeyeceği için, o aleme dair bilgi ve fikir sahibi olması beklenmez. Pozitif bilim, mahiyeti gereği ruhu kabul etmez, kabul etmediği için tetkik etmez, etmek istese de edemez. Zira tabiatını oluşturan temel ölçüler maddidir ve ruhun olup olmadığını bile tetkik edecek bilgi temeline ve vasıtalarına sahip değildir.
Dikkat… Pozitif bilim mecrası ruhun olup olmadığını söyleyemez. Ruhun olmadığını ispatladığını iddia edemez. Zira ruh, pozitif bilim mecrasının epistemolojik ufkunun dışındadır. Ufkun dışında bıraktığı bir varlığın yokluğunu, kendilerinin tabiriyle söylemek gerekirse “bilimsel” olarak ispatlamanın epistemolojik altyapısı yoktur. Pozitif bilim, ruhun “yokluğunu”, mahiyetinin temelindeki “inanç” ile söylemektedir. İnanç, bilgi telakkisinin ufkunu oluşturur, bir bilgi telakkisinin ufku dışında bırakılan bir mevzu, o bilgi telakkisinin “tetkik alanı” içinde değildir.
Materyalist temelli pozitif bilimin ufku maddedir. Mevzu haritası da kaçınılmaz olarak madde ve maddi vakıalardan ibarettir. Madde üstü varlıklara (ruh, melek, cin, şeytan) inanmaz. Dikkat… İnanmaz… Kendi ufku dışında olduğu için tetkik etme imkan ve vasıtaları yoktur, bu sebeple madde üstü varlıkların mevcudiyeti, pozitif bilim için ilmi bir mevzu olmayıp, “inanç” meselesidir.
*
İnsanın bedeni faaliyetlerinin merkezi beyindir, ne hikmetse hayvanların bedeni hareketlerinin merkezi de beyindir. Zaten pozitif bilim mecrası, “insan ilmi” inşa etmemiş, mesela biyolojiyi tüm canlılar için kurmuştur. Zaten insanın da hayvandan geldiğine ve “gelişmiş hayvan” olduğuna inandığı için, “insan ilmi” ihtiyacı duymamıştır.
İnsanın nihai merkezini beyin olarak tarif ve kabul etmek, hayvanlarla aynı olduğuna inanmaktır ve hayvandan farkını, gelişmiş bir cins olarak görmekten ibarettir. Materyalizmi ve evrimi reddeden Müslümanların, insanın nihai merkezinin beyin olduğuna dair “bilimsel verilere” itibar ediyor olması, batının ruhlara kadar inmiş/sinmiş işgalini gösterir. Kalb ve ruhu temel mevzularından kabul eden tasavvufu reddedenler, insan bahsinde pozitif bilimin tüm verilerini kabul etmekten başka yol bulamıyor, pozitif bilimin temelindeki materyalizmi ve evrimci görüşü ise anlamıyorlar. Meselenin sathında dolaştıkları için, insanlık tarihinin en büyük hilesi olan pozitivizmin epistemolojik manevrasına yakalanacak kadar ahmaklaştıkları (hatta mankurtlaştıkları) görülmüştür. İnsanın nihai merkezinin beyin olduğuna dair pozitif bilim verilerini tekrar eden bir kısım Müslümanlar, İslam’ın bilgi ve insan telakkisini imha etmekle meşguller ama içlerinden bir tane bile bunun farkına varacak kadar “tefekkür” istidadına sahip adam çıkmamıştır. Bunlar aynı zamanda en ukala edalarla “Sahih İslam”dan bahseden bahtsızlardır.
*
Pozitif bilim, kendi tabiatına uygun olarak maddi vakıaları tetkik ettiği için, beyin bedeni harekete geçiren emir-komuta sistemini görebilmekte, buna mukabil beyni neyin harekete geçirdiğini fark edememektedir. Zaten fark edemez zira onun ufku, maddeyle mahduttur ve maddeyi aşıp ruha ulaşması muhaldir. Doğru soru, “beyni harekete geçiren merkez nedir?”
Pozitif bilim mecrası bu soruyu soramaz. Sorarsa, cevabını yine maddi varlık ve vakıalarda arar. Bu sebeple de soruyu, doğru merciine yönelik olarak sormaz, soramaz. Pozitif bilim mecrasının bu soruyu doğru istikamette sorması, daha cevabını aramadan ve bulmadan intihar etmesidir. Bu sebeple pozitif bilim mecrası, insan bahsinde (ve bu bahse bağlı olarak her bahiste) ümitsiz vakadır.
*
Psikolojinin “davranış bilimleri” noktasına getirilmesi, davranış bilimlerinin de insan faaliyetlerini etki-tepki sarmalına mahkum etmesi, insanın merkezinin beyin olduğunun kabulüne bağlı bir neticedir. Madde, kendinden muharrik değildir, hareketi bir etkiye bağlıdır. Hareketi etki-tepki sarmalında izah etmek, tam olarak maddeden bahsetmektir. Etki olmadan tepki yoksa “irade” yoktur. İrade yoksa insan yoktur. Pozitif bilimin insan telakkisi, etki-tepki sarmalının dışında hiçbir izah ve tetkike açık değildir, epistemolojik ufku buna müsaade etmez.
Herhangi bir ihtiyacın zorlaması (etkisi) olmadan “irade” zuhur etmiyorsa, tabii ve zaruri olarak tefekkür de yok demektir. Çünkü zihni faaliyetlerin etki-tepki sarmalındaki deveranına tefekkür demiyoruz. Tefekkür, aklın, zihindeki imkan ve malzemelerle (mesela bilgilerle) bir maksada dönük faaliyeti “irade” etmesiyle başlar. Etki-tepki sarmalındaki faaliyet, insiyaki ve zaruridir. Zaruret, iradenin yokluğuna delildir.
*
İrade, kalbi ve zihni faaliyeti mümkün kılan muharrik kuvvettir ki, kalbi ve zihni evrende imal ve terkip edilen “tefekkür” ile beyni harekete geçirir. Beyni etki-tepki sarmalındaki maddi hareketliliğinden irade zuhur etmez ama irade beyni harekete geçirir.
Pozitif bilimin insan telakkisi kaçınılmaz olarak “iradesiz varlık” tarifine gider. Yani pozitif bilim “insan” derken, aslında hayvan demektedir. Zaten bunu inkar da etmez, evrimcidir ve insanı gelişmiş hayvan olarak kabul ve ilan etmiştir.
İrade misallerden birisidir ama mühim misallerden birisidir. Mesela tabii ki iradeden ibaret değildir, birçok bahis var ki ruhu, kalbi gösterir. Ruh ve kalb ise beynin ötesinde ve beyni harekete geçiren merkezlerdir.
SELAHATTİN ADANALI

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir