İHANET KISKACINDA LİDERLİK VE OTORİTERLEŞME

İHANET KISKACINDA LİDERLİK VE OTORİTERLEŞME

Fethullah Gülen’in ihaneti o kadar içeriden, o kadar yakından, o kadar sinsi oldu ki, ilk katlettiği kıymet, itimat duygusuydu. İnsanı yatak odasında bile tedirgin edecek derinlikte bir ihanet, duyguları patlattı, akılları sarstı. Ergenekon terör örgütü tesmiye olunan “derin devlet”, Müslümanların cepheden karşılaştıkları, ona karşı kefeni giyerek mücadeleye girdikleri hasımdı, ona karşı maddi-manevi savunma bariyerlerini kurmuşlardı. Fethullah Gülen’in ihaneti ise yatak odalarında çıplak olarak yakaladı, bu o kadar iğrenç bir ihanetti ki, abdest almaya fırsat tanımamıştı. Herhangi bir liderin, bu kadar iğrenç ve sinsi ihanet karşısında katliam bile yapması, doğru olmazdı ama tabii refleks olarak kabul edilebilirdi. Eli tetikte nöbet bekleyen bir askerin arkasından yaklaşıp, kulağının dibinde balon patlatırsanız, refleks halinde sizi vurması işten bile değil.

Tarihte misali ender görülen bu ihanet karşısında Erdoğan çok öfkelendi ama hala kimsenin burnunu kanatmadı. Tayyip Erdoğan en büyük liderlik imtihanını, mahremine kadar giren ve yıllarca orada yaşayan paralel örgütün ihaneti karşısında kazandı. Gerçekten Erdoğan kadar güçlü bir liderin, bu kadar derin ve iğrenç bir ihanet karşısında, tüm öfkesine rağmen fevri kararlar almaması, liderliğini tescil eden en harikulade misal ve delildir.

Erdoğan, sayısız bilgi kaynağına sahiptir ve ihanet örgütü hakkındaki bilgiler kesintisiz olarak akmakta, birikmekte, değerlendirilmektedir. Şu anda Türkiye’de, Fethullah Gülen’in ihanetinin derinliğini sadece Tayyip Erdoğan biliyor. İhanet hakkındaki bilgi havuzu, Akparti kadrolarına da açık değildir, zira ihanet örgütü Akparti içinde tahmin edilenden çok daha fazla yuvalanmış haldedir. Erdoğan, ihanet örgütü için oluşturduğu bilgi havuzunu, çok dar bir heyet ile yürütmekte, parti ve hükümet kadrolarını da bu havuzdan uzak tutmaktadır.

Bu bir zarurettir, mahreminize kadar giren bir ihanet örgütü ile mücadele etmenin başka yolu yok. Erdoğan, belli başlı bilgileri uhdesinde tutmakla iki şeyi yapmış oluyor, birincisi ihanet örgütünün o bilgileri ihanet örgütünden korumak, ikincisi ise Akparti kadrolarının kendisine ihanet etmesini önlemek…

Erdoğan, bu bilgileri ihanet örgütünden korumakla, hem onlar hakkında neler bildiğini gizliyor hem de onlara karşı yapacağı hamlelerin kodlarını muhafaza ediyor. İhanet örgütü, Erdoğan’ın kendileri hakkında neler bildiğini, ne kadar derine indiğini bilmediği için tedbir alma imkanına sahip olamıyor. Erdoğan’ın ihanet örgütü hakkındaki bilgi havuzu, aynı zamanda onlara karşı geliştireceği stratejinin kodlarını oluşturduğu için, bunlara vakıf olamayan ihanet örgütünün “ön alıcı” tedbirler geliştirmesine, karşı hamleler planlamasına engel oluyor.

Erdoğan bazı bilgileri Akparti kadrolarından gizlemekle, parti içinde oluşacak “Erdoğan’sız Akparti” planını boşa çıkarıyor. İhanet örgütünün ve onlar tarafından bir şekilde avlanacak olan parti kadrolarının, Erdoğan’sız parti formülünü şekillendirmelerinin altyapısını imha ediyor.

Erdoğan, ülkenin tüm kodlarına sahip, tüm bilgilerine vakıf, tüm denklemlerine hakim. Siyasi, iktisadi, içtimai, idari vesaire her alandaki bu hakimiyeti, ülkenin yönetilmesi için ön şart olduğu gibi, kendi uhdesinde toplanmış olan bu bilgiler olmadan ülkenin yönetilemeyeceğini de ortaya koyuyor. Kimlerin hangi denklem içinde olduğu, kimlerin hangi mevzii koruduğu, kimlerin hangi saldırılar için teyakkuzda beklediği gibi bir çok idari kodifikasyon, ülkenin sadece Erdoğan tarafından yönetilebileceği gerçeğini herkesin zihnine çivi gibi çakıyor.

İhanet örgütünün çıldırmışçasına saldırdığı nokta tam olarak burası… Akparti’yi, “oligarşik azınlık” tarafından idare edilmekle itham etmesinin sebebi, birçok bilgiye ulaşamamasıdır. Akparti’nin mahremine kadar girmiş olan ihanet örgütü, partinin “çelik çekirdeği”nden şikayet ediyor. Tüm istihbarat gücüne rağmen, her türlü ihaneti göze almasına rağmen, en derin ahlaksızlığı sıradan bir şeymiş gibi (hatta kutsal hedeflerine ulaşmak için kutsamalarına) rağmen ulaşamadıkları bir “bilgi havuzu” var. İhanet örgütü, “oligarşik yapı” veya “çelik çekirdek” gibi isimlerle tarif edip, saldırılarının hedefi haline getirdiği bu mevzii bir türlü çatlatamadı. İhanet örgütünün oligarşi veya diktatörlük atfederek sürekli tenkit ettiği çelik çekirdek, Erdoğan’ın, Akparti’nin ve ülkenin teminatı olan (son dönemlerin moda tabiri ile) kozmik odadır. İhanet örgütü çelik çekirdeğe nüfuz edemedi, o çekirdeği çatlatamadı, orayı işgal edemedi ama çelik çekirdeğin ötesinde bulunan bir kozmik oda var ki, o, Tayyip Erdoğan’ın zihni ve kalbidir. Erdoğan, artık çelik çekirdekte bile gedik açıldığında ihtiyaç duyacağı B planını hazırlamış durumdadır.

Fethullah Gülen’in ihaneti, Erdoğan’a bir şeyi gösterdi; diktatörlük, otoriterleşme, güç sarhoşluğu gibi ucuz ithamlara aldırış etmeden bazı sırların muhafazası şarttır. Yeni Türkiye’nin üzerine oturduğu temel denklemler, sadece Erdoğan’ın zihninde mevcut… Erdoğan’sız o denklemlere vakıf olmak, o denklemleri işletebilmek, mevcut yürüyüşü devam ettirebilmek imkansız. Bu kodlar ve denklemler bilinmediği için, çözülmesi, müdahale edilmesi, değiştirilmesi sözkonusu değil. Erdoğan, bu usulü baştan beri nispeten uyguluyordu, sadece kendinde bulunan birçok kod vardı. İhanet örgütü bunlara nüfuz edemediği için, ülkenin tarihindeki en öldürücü darbeyi vurmasına rağmen bir çizik bile atamadı. Erdoğan, en ağır ihanet karşısında kendini ayakta tutan bu kodifikasyonu, 17 ve 25 aralık darbe teşebbüsünden sonra daha fazla koruma altına aldı.

Şimdi, ihanet örgütünün korkulu rüyası haline gelen “derin akıl”, Akparti kadrolarını ise teyakkuza geçirdi. Teyakkuza geçirdi çünkü liderin ne yapacağını, nasıl yapacağını, seçim süreci boyunca da neler yaptığını (seçimi beklediğini zannediyorlar) bilmiyorlar. Tayyip Erdoğan, hem parti içindeki “uyuyan hücrelere” karşı hem de devletin içindeki “uyuyan hücrelere” karşı ağır bir taarruzun planlamasını yapıyor. Herkes biliyor ki çok çetin bir mücadele olacak ama kimse bilmiyor ne kadar çetin olacak?

Önemli bilgileri uhdesinde tutan Erdoğan, dışarıdan bakıldığında “diktatör” gibi görünebilir. Unutmamak gerekir ki, Türkiye gibi bir ülkeyi idare etmek, sadece ihanet örgütüne karşı değil, onlarca yabancı gizli servise karşı mücadele etmeyi gerektirir. Düşmanlarınızın sizin hakkınızdaki tüm bilgilere sahip olması, alacağınız tüm kararların tedbirinin önceden geliştirildiği anlamına gelir. ABD, AB, İngiltere, İsrail gibi güç merkezlerini “dost” sınıfında görenler için sırlarınızın onların elinde olması önemli değildir. Türkiye’yi vatan edinen, bu milletin tarihi mesuliyetini yeniden üstlenmesini isteyen, dünyada “idare edilen” değil de “idare eden” ülke konumuna gelmesini hedefleyenler için, ABD, AB, İngiltere, İsrail, Rusya, Çin, İran ve sair güçlerden gizli bir stratejik planlama şarttır.

Teknolojideki hızlı gelişme, “sır mefhumunun” tarifini değiştirdi. Bilgi, sır olarak saklanamaz hale geldi, çünkü sahip olduğunuz bilgiler bir şekilde başkaları tarafından öğrenilebiliyor. Artık “sır”, bilgilerden daha ziyade, bilginin tahlil, tasnif, taksim, tertip, terkip şekillerindedir. Aynı bilgi vahitleriyle farklı tertipler, farklı terkipler yapılmakta, bu yolla sayısız denklem ve strateji üretilebilmektedir. Artık “sır”, bilgiyi terkip etme usulüne gömülmüştür. Aynı bilgilerle farklı terkipler yapılabilmekte, farklı denklemler kurulabilmekte, farklı stratejiler geliştirilebilmektedir. Bu işi yapan aklın ise “tek akıl” olması kaçınılmazdır, müşterek akıl devreye girdiğinde, terkibin, stratejinin “sır” olarak muhafazası imkansız hale gelir.

Tek akıl, planlamayı yaptıktan sonra tatbikatta her birime görevini, sadece kendinin bildiği bir strateji örgüsü içinde tayin eder. Her birim kendi görevinin “yekun” içinde hangi anlama geldiğini tam olarak bilmez, dolayısıyla dışarıdan bakanlar da (istihbarat servisleri dahil) anlamaz. Terkip lidere aittir, denklem lidere aittir, her parçanın bütün içindeki anlam ve ağırlığı lidere aittir. Gerçek manada lideri olan teşkilatlar ve devletlerin güçlenmesi, kalkınması, ilerlemesi bu sebepledir. Güçlü liderliği olmayan yapıların ve teşkilatların büyüme ufkunun çok dar olmasının sebebi de budur.

Bu durum tabii ki özü itibariyle marazidir, bu doğru… Tek akıl muhakkak yanlış yapar, muhakkak kişiyi otoriterleştirir. Gerçekte otoriterleşmese bile dışarıdan bakıldığında otoriterleştiği kanaati oluşur. Zaten büyük bir davanın bir kişiye (denetimsiz şekilde) emanet edilmesi makul görülemez. Fakat çağın teknolojik gelişmelerinin böyle bir durumu icbar ettiği de vakadır. Karşımızda yirmi birinci asrın en ağır paradoksu var. Paniklemeden bu paradoksla yüzleşmemiz gerekiyor.

Tek akıl tespiti, müşterek akıl tenkidi veya onun reddi değil. Müşterek akıl tabii ki ve mutlaka oluşturulmalı ve çalıştırılmalıdır. Fakat “sır” mefhumu içinde yer alması gereken bilgi ve terkibin, kaçınılmaz olarak “tek akıl”da toplanması lazım.

Kim ki tek akıl haline gelir, o kişi cehennemin kıyısındadır. Murakabe edilemez olmak, muhakkak ki çok tehlikelidir. Kim ki tek akıl olmanın mesuliyetini hakkıyla yerine getirir, o kişi için cennette mutena bir mevkii vardır.

Mesele çok girift, çok çetin, çok derindir. Bir tarafta “tek akıl” ihtiyacının zirveye tırmandığı şartlar manzumesi ile karşı karşıyayız diğer tarafta insanlık tarihinin tüm tecrübesi “tek akıl” ile ilgili bitmez tükenmez tehlikelerin tecrübesine sahiptir. Kim ki “tek akla” itiraz eder, sırrı ifşa eder, kim ki tek akla mutlak itaat eder, istikametini şaşırır.

Yapılması gereken iş, alınması gereken tedbir şu olsa gerek; müşterek akılla bir havza oluşturmak, tek aklı o havzanın merkezine yerleştirmek… Tek aklın müşterek akıl havzasından dışarıya çıkmasına fırsat vermeyecek bir murakabe tedbirleri alıp, o sınırlar içinde tek aklı tamamen hür bırakmak… Nazari çerçevede meselenin halledildiği zannını uyandıran bu cümleler, unutulmamalıdır ki tatbikat sahasında ateşten bir gömlek gibidir. Bu sebeple, bir taraftan nazari çerçevede imal-i fikirde bulunmaya devam etmek, ameli sahada ise maksadı gerçekleştirecek tedbirler geliştirmek şart.

Özet olarak, ihanet kıskacına alınmış liderliğin hem kıymetini bilmek hem de otoriterleşmesine fırsat vermemek lazım.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir