İHTİLAL -Haki DEMİR- E-Kitap İndir

TAKDİM

 

İhtilal şartları ve süreci, halkın yaşayabileceği en ağır ve ıstıraplı hadiseler yekûnudur. İhtilal şartlarının ve sürecinin yaşanması, işgalin yaşanmasından daha hafif değildir. Zira işgalde yabancı güçler vardır ve istiklal mücadelesinin cepheleri belli ve manası açıktır. Fakat ihtilal şartlarında ve sürecinde cepheler belirsiz ve manalandırmalar parçalıdır.

Siyasi sistemlerin en çok dikkat etmeleri gereken nokta, sistemin değişme ve değiştirilme kanallarının belirlenmiş ve hukuki çerçeveye alınmış olmasıdır. Sistemin halktaki ve dünyadaki gelişmelere kapalı olması ve özellikle de geri kalmış bir anlayışı zorla ayakta tutmaya çalışması vahim bir durumdur. Sistemler kendilerini halka tercih edecek kadar katılaştıklarında, değişimlerin sancılı ve zor olduğu tarihi tecrübelerle sabittir.

Sistemin kendini halka tercih etmesi noktası önemlidir. Haklın yüzde ellisi veya altmışı veya daha fazlası mevcut sistemden başka bir sistem istemeye başladığında sistem kendini muhafaza etmeyi sürdürdüğünde kendi halkını katletmekten başka bir şey yapamaz. Bu durum meri kanunlara (yürürlükte olan kanunlara) uygunluk bakımından değerlendirilemez. Sistem ile halk karşı karşıya geldiğinde haklı olan daima halktır. Sistem zaten meşruiyet kaynağını halktan alır. Halk mevcut sistemi istemediğini açıkça beyan ettiği andan itibaren mevcut sistem meşruiyet kaynağını kaybetmiştir.

Meşruiyet, sistemin özüdür. Hiçbir sistem silahla ve halka rağmen kurulup kendi yazdığı kanunlardan meşruiyet üretemez. Bu durum halkın kurduğu sistemlerden vazgeçmesi ve başka bir sistem istemeye başlaması halinde de böyledir. Kuruluşunda halkın iradesi veya rızasının olduğu sistemler, bir müddet sonra halkın iradesinin başka istikametlerde zuhur etmesiyle meşruiyetini kaybeder.

Sistemin meşruiyetini kaybettiği nasıl anlaşılır? Sistemler meşruiyetini referanduma sunma temayülüne sahip değildir. Hakikaten siyasi sistemlerin oligarşik sahiplenmelerden dolayı meşruiyet endişesi taşımadıkları görülmektedir. Bir avuç azınlığın sahip oldukları iktidar ve imtiyazlardan vazgeçmemek için mevcut sistemi halka rağmen devam ettirmek konusunda anlaşılmaz bir mukavemete sahip oldukları müşahede edilir. Öyle ki anayasalara değişmez maddeler konulabilecek noktaya kadar varabilmekte ve kendi menfaatlerini insanlara iman kaynağı olarak sunabilmektedirler.

Sistemin muhafazası için insanlardan talep edilen iman, sistemin sahiplerinin imtiyazlarından başka bir şey değilse, sistem meşruiyetini kaybetmiş demektir. Zira başka bir sistemin halkın menfaatlerini daha iyi koruyabileceği ihtimali imtiyazlı sınıf tarafından berhava edilmektedir.

 

*

 

Allah hiçbir milleti, ihtilal şartlarını ve sürecini yaşamak mecburiyetinde bırakmasın. İhtilal şartlarını mevcut sistem üretir. İhtilal şartlarının ortasında kalan halk, bir avuç azınlık (genellikle böyledir) ile ihtilal şartları arasında sıkışır. Bir tarafta sistemin (ve ülkenin) tüm kaynaklarını sömüren bir avuç imtiyaz ve kudret sahibi hayâsıza itaat etmek diğer tarafta sistemin alabora olmasının meydana getireceği ağır durum… Allah hiçbir halkı böyle bir çelişki yumağının ortasında bırakmasın.

Böyle bir çelişki yumağının meydana getireceği ağır neticelerin nasıl bertaraf edileceği önemlidir. Halkın bu duruma düşmesinin önlenmesi önceliklidir muhakkak ama eğer bu duruma düşmüşse ağır neticelerden halkın korunmasının yollarının bulunması gerekir. Halkı koruması gereken ise sistemdir.

İhtilal sürecinin başladığı noktada mevcut sistemin halkı koruması nasıl olur? İşte bu soru sistemlerin ahlak anlayışını ele verir. Sistem halkın üzerine yürümeye başladığında anlaşılmıştır ki o sistem ahlaksızdır. Zira ihtilal şartlarını zaten sistem üretmektedir ve kendi hatasının maliyetini (cezasını) halka ödetme tavrı en ahlaksız tavırdır.

Sistemler genellikle oligarşik azınlıkların elinde hoyratça kullanılır ve kaynaklarını (teorik kaynaklarını) tüketirler. Teorik kaynakların tüketilmesi, halkın sisteme olan inancının ve rızasının zafiyete uğramasıdır. Bunun neticesinde ihtilal şartları oluşur. İhtilal şartları oluştuğunda ise sistem (aslında sistemin sahipleri olan imtiyazlı sınıf) halkın neden isyan ettiğini anlamakta zorlanır veya anlamakta zorlandığı intibaını verir. Bu tavır ne hayâsızca bir tavırdır.

Sistem ahlak ve hayâ seviyesini düşürdüğünde halktan tamamen uzaklaşır ve ihtilal şartlarının büyük bir patlamayı tetiklemesine sebep olur. Sistemin kırk çeşit yalanla savunulmaya çalışılmasının arkasındaki hayâsızlığı halkın anlamadığı vehmi çok yaygındır. Halkın cahil olduğu kabulünden hareket eden bu düşünce, halktaki anlaşılmaz derinlikteki irfan karşısında ihtilal sürecinin başlamasıyla darmadağın olur.

 

*

 

Allah hiçbir millete ihtilal şartlarını ve sürecini yaşatmasın. Eğer halk bunu yaşamak mecburiyetinde kalırsa kendini nasıl korumalıdır? Halkı sistemin korumasına emanet etmek aklıselim işi değil. Sistem kendini koruma refleksiyle halka zarar vermezse kâfi. Halkın kendini bu şartlardan ve süreçten koruma tedbirleri geliştirmesi gereği açıktır.

Tarihteki tüm ihtilallerde halkın bu tedbiri geliştirdiği vakidir. Halk, genellikle ihtilal süreçlerine katılmaz. İhtilal sürecine katılan insanların oranı, halkın yüzde yirmisine genellikle ulaşmaz. Bir ülkede ihtilal sürecini halkın yüzde onu yürütebilmektedir. Eğer ihtilal taraftarlarını dengeleyecek sivil karşı ağırlık oluşmazsa yüzde onluk bir taraftar ihtilal sürecini neticeye kadar götürebilmektedir.

Halka rağmen yüzde onluk bir kesimin ihtilali gerçekleştirmesi mümkün değildir. Fakat halkın kendini koruma refleksi veya tedbiri gereği sokaktan çekilmesi, ihtilalci güçlere rıza göstermese dahi karşı olmadığını gösterir. Karşı olanların, karşı oluşlarını kapılarını kapatıp evlerine çekilerek gösterdiklerini kabul etmek kabil değildir.

Halk genellikle ihtilal hareketlerinin dışında kalmakla kendini korumakta fakat mücadele etmemekle de sistemi koruma çabasına girmemektedir. Halkın sistemi korumak için küçücük bir çaba göstermesi halinde ihtilal sürecinin başarıya ulaşması kabil değildir. Ufacık çaba, ihtilalci güçleri ihbar etmektir. Bu kadarını yapmak ise hiçbir insanı tehlikeye atmaz. Özellikle de telefon gibi haberleşme araçlarının bulunduğu günümüzde ihbarın kaynağını tespit etmek kabil değildir. Bu manada halkın ihtilal sürecinde tarafsız olması sistemden hoşnut olmadığını göstermektedir.

Halkın sistemden hoşnut olmamasına rağmen ihtilal sürecine katılmaması, kendini koruma refleksinden kaynaklanır. Bu manada halkın, hem sistem ve hem de ihtilalci güçler tarafından korunması lüzumu açıktır. Sistemin de ihtilalci güçlerin de bu mesuliyete sahip olması gerekir.

 

*

 

Allah, hiçbir milleti ihtilal şartlarını ve sürecini yaşamak mecburiyetinde bırakmasın. İhtilalci güçlerin ihtilal süreci içinde yaşadıkları mücadeleler neticesinde keskin, merhametsiz ve çok zaman intikamcı bir zihni donanıma sahip oldukları görülmüştür. Mevcut sistemin gerçekleştirdiği haksızlıklar, zulümler ve adaletsizlikler karşısında mücadele veren ihtilalci güçlerin de aynı özelliklere zaman içinde sahip olabildikleri tarihi kayıtlarda mevcuttur.

Sistemin adaletsizliğine karşı mücadele vermek, adalet anlayışına sahip olmayı gerektirir. Fakat ihtilalci güçlerin uğradıkları adaletsizlik karşısında yüksek adalet duygularına sahip olmaları gerekirken intikam duygularının keskinleştiği ve düşünce dünyasını sardığı vakalar istisna değildir.

Anlaşılmayan konulardan birisi, mücadelenin de bir adalet anlayışına sahip olması gerektiğidir. Mücadele eden taraflar (savaşlar da dâhil) mücadele ahlakına sahip değillerse birbirlerinde imha ettikleri ilk duygu adalet duygusudur. Böyle olduğunda mücadelenin neticesi kimin lehine gerçekleşirse o taraf katliam yapabilmektedir.

İhtilal sürecinin neticesi kimin lehine gerçekleşirse gerçekleşsin mutlaka adil olması gerekir. Mücadelenin ağır geçmesi halinde (genellikle böyle olur) karşı tarafın imhasından sonra halkın kendilerine yardım etmediği gerekçesiyle halktan da intikam almak hayâsız ve ahlaksız bir tavır olur

İHTİLAL E-KİTAP İNDİR İHTİLAL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir