İHTİLAL LİDERİNİN RUHİ VE ZİHNİ ÖZELLİKLERİ

İHTİLAL LİDERİNİN RUHİ VE ZİHNİ ÖZELLİKLERİ

(NOT: Bu yazı, “İhtilal liderliği” kitabından nakledilmiştir)

İhtilal liderinin diğer insanlardan farklı olarak bazı ruhi ve zihni özelliklere sahip olması gerekir. İhtilal en büyük siyasi-içtimai vakalardan birisi olduğuna göre, ihtilal liderinin kendi hayatını (ferdi hayatı) yaşaması için gerekli olan ruhi ve zihni kaynaklardan çok daha fazlasına sahip olması şartı açıktır.
*Güçlü mizaç hususiyetlerine sahip olmak
Liderlik, zayıf mizaca sahip insanların altından kalkabileceği bir şahsiyet türü değildir. Zayıf mizaca sahip insanlar kendi hayatlarını dahi yaşamak konusunda yardıma ihtiyaç duyabilirler. Liderler asla kendi hayatları için yardıma ihtiyaç duymazlar.
Liderlerin şahsi ihtiyaçlarının karşılanması için insan istihdam edilmesi konusu, liderlerin hayatlarını yaşamak için başkalarına ihtiyaçları olduğu manasına gelmez. Liderlerin şahsi ihtiyaçlarının karşılanması, küçük işlerle meşgul edilmemesi içindir.

Güçlü mizaç hususiyetlerinin en önemlilerinden birisi, öz enerji üretim miktarıdır. Öz enerji üretimi, dış dünyadan etki alınmaksızın (saf aksiyon olarak) enerji üretilebilmesidir. Normal insanlar enerji üretimini, etki-tepki sarmalında gerçekleştirebilirler. Dış dünyadan bir etki almadıklarında harekete geçebilmeleri (enerji üretebilmeleri) asgari seviyededir. Güçlü mizaca sahip insanların enerji üretimi için dış dünyadan etki almaları gerekmez.
Enerji üretimini etki-tepki sarmalından kurtarabilmek, insanın “kendisi” olabilmesinin en önemli şartlarından biridir. Öz enerji üretimi, kendi hayatını kuracak ve yaşayacak miktarda olan insanlar ancak “fert” olabilme imkânına sahiptirler. Öz enerji üretimi kendi hayatını yaşamasına imkân vermeyecek kadar az olan kişiler, eksik kişilerdir ve varlıklarını ve hayatlarını cemiyete borçludurlar. Ürettikleri öz enerji miktarı kendi hayatlarını yaşamak için lazım olandan fazla miktara ulaşanlar ise çevrelerindeki insanların enerji ihtiyaçlarını da karşılayabilecek duruma gelirler. Güçlü insanlar işte bunlardır.
Güçlü insanlar, içinde yaşadıkları çevredeki insanların ve cemiyetin kendilerinden enerji (güç) aldıkları insanlardır. İnsan, kendinden başka kaç kişinin enerji ihtiyacını karşılıyorsa, o kadar büyük bir içtimai alana sahip demektir. İçtimai alan, tesiri altına aldığı insan sayısı ile ilgilidir.
Öz enerji üretimi, hayat alanlarını oluşturabilmek için de ön şarttır. Enerji üretimi ne miktar ise o kadar çok sayıda ve büyük hacimlerde hayat alanları ve hatta hayat mecraları oluşturmak kabildir. Güçlü insanlar ferdi hayatlarını yaşayabilmek için gerekli olandan daha fazla sayıda ve büyüklükte hayat alanları üretebilirler. Liderliğin en önemli sırlarından birisi tam bu noktada kendini gösterir.
Lider ne kadar büyük hayat alanı üretiyorsa o kadar büyüktür. Liderin ürettiği hayat alanlarında ne kadar fazla sayıda insan yaşıyorsa o kadar büyük bir hayat alanı üretmiş demektir. Lider, ürettiği hayat alanı içinde yaşayan insanların hayatlarına hükmedebilme imkânına sahiptir.
İnsanlar başkalarının ürettikleri hayat alanlarında yaşamaya başladıklarında, hayat alanında yaşadıkları insanların tebası haline gelmektedirler. Başkalarının ürettiği hayat alanlarında yaşamak çok zaman açık bir hâkimiyet altına girdiklerini göstermemektedir. Bu sebeple de kendi varlıklarının bağımsız kalabildiği zannına sahip olmaya devam etmektedir. Bağımsızlığına sahip olduğu zannı ise bağlılığı artırmaktadır. Lider ile halk arasındaki ilişkinin çözümlenemez noktalarından birisi budur. Liderin ürettiği hayat alanına giren insanlar, lidere açıklanamaz şekilde bağlanmaktadırlar.
Liderlerin ürettikleri hayat alanları, lider olmayan güçlü insanların ürettikleri hayat alanlarından hacim ve muhteva olarak farklıdır. Güçlü insanların ürettikleri enerji ve hayat alanları çevrelerini etkiler ama liderlerin ürettiği enerji ve hayat alanları tüm ülkeye yayılır. Güçlü insanların ürettikleri hayat alanları genellikle mekân sınırına sahiptir ve kendi yaşadıkları çevrede kalmaktadır. Bunun sebebi tanınmamak değil, ürettikleri hayat alanının yayılma istidadı taşımamasıdır. Merkezinde olmadıkları hayat alanlarının varlığını devam ettirme imkânı yoktur. Liderlerin ürettikleri hayat alanları, mekân ile sınırlı değildir. Liderin bizzat o hayat alanının merkezinde bulunması gerekmez. Lider, anlaşılmaz şekilde hiç uğramadığı bir şehirdeki hayat alanının enerji ihtiyacını karşılayabilmektedir.
*
Güçlü mizaç hususiyetlerinden birisi de cesarettir. Cesaret mahiyeti itibariyle “öz enerji”dir. Fakat öz enerjinin özelleşmiş bir türüdür.
Cesaretin hayat alanı ile ilgisi, hayat alanının kapısını açan ve zeminini tesviye eden niteliğe sahip olmasıdır. Hakikaten bir hayat alanını işgal etmek için ilk lazım olan şey cesarettir. İhtilal liderliği ise ülkeye taliptir ki, sistemin tüm hayat alanlarını işgal etmek düşüncesindedir. Bu düşüncenin ilk sahip olması gereken özellik tabi ki cesarettir.
Lider, cesaretin tecessüm etmiş halidir. İhtilal liderleri, saf cesaretin insan bedenine dönüşmesi gibidir. Her konudaki ilk adımları cesarettir. Tüm adımlarını cesaretten sonra atarlar. İhtilal liderlerinin bariz özelliği korku kaynaklarını tüketmiş olmasıdır. Korku kaynaklarının en son ortadan kalkanı ise sistemin korku kaynaklarıdır. İhtilal lideri olmanın anlamı ise sistemden daha fazla cesaret üretebilmesidir.
Her ihtilal lideri, muhalif olduğu sistemin ürettiği cesaretten daha fazla cesaret üretebilen kişidir. Öyle ki, bunu yalnız başına yapabilecek kadar güçlü bir mizaca sahiptir. İhtilal liderliğinin şartlarından birisi zaten budur. İhtilal lideri, arkasındaki halk (veya örgüt) desteğinden cesaret üretmez. Bilakis, arkasında olan halk ve başında bulunduğu teşkilat, ihtilal liderinin cesaretinden dolayı çevresinde toplanmışlardır ve onun cesaretinden beslenmektedir.
Halk desteğinden cesaret üreten liderler, ihtilal sürecini yönetememekte ve en önemlisi ise ihtilal sürecinin nihai safhasında tökezlemektedirler. İhtilal sürecinin birçok noktasında lider, yalnız kalma riskini yaşar. Nihai safhada ise mücadele şiddetlendiği için bu risk artar. Kendi cesaret kaynaklarına sahip olamayan liderler, böyle durumlarda geri adım atmakta ve süreci inkıtaa uğratmaktadır.
İhtilal liderinin cesareti, hem arkasındaki halk kesimlerini besler ve hem de halkın tamamına itimat telkin eder. İhtilal liderinin kendini destekleyen insanların dışındaki kesimleri cesaretiyle etkilemesi önemlidir. Halk, cesarete meftundur. İhtilal liderinin ürettiği cesaretin tüm halka yetecek miktarda olması, halkın ihtilal kuvvetleri ile sistemin güçleri arasına girmesine mani olur. Başka bir ifadeyle halk, taraflar arasındaki mücadeleyi izlerken, aslında cesareti izlemektedir. Hangi tarafın daha cesaretli olduğuna kanaat getirirse o tarafı destekler. Veya en azından karşı tarafı desteklemez.
Halkın lideri test ettiği en önemli konu cesarettir. Liderin sesi veya dizleri titrediği anda liderliğin tüm efsunlu gücü bir anda kaybolur. İhtilal liderinin başarısı, dirayetinde ortaya çıkar. Dirayetini kaybeden ihtilal liderinin neticeye ulaşması kabil değildir.
İhtilal liderini takip ve test eden sadece kendi bağlıları değil halkın tamamıdır. Zira ihtilal lideri olmak, sisteme karşı mücadele yürütmek olduğu için halkın tamamının dikkatini üzerine çeker. İhtilal lideri halkın gözünde korkak birisi haline geldiğinde tüm tılsımını kaybeder. Bu nokta o kadar önemlidir ki, gelmiş geçmiş en büyük deha olsa bile korkak olduğu halk tarafından kabul edilen liderlerin başarıya ulaşması kabil değildir.
*
İhtilal liderliğinin temel problemlerinden birisi, tedbir anlayışının korkaklık ile karıştırılmasıdır. Tedbirli olmak korkaklık değildir. Fakat tedbir anlayışından uzak fakat korku merkezlerine yakın olan tedbir uygulaması, halkın gözünde korkaklığın alametidir.
Halk, cüret ile cesareti, tedbir ile korkaklığı birbirinden tefrik edemez. Cüret, cesaretin ahlak ve terbiye sınırını aşmış halidir ki cesaret olmaktan çıkar. Korku, tedbir anlayışının aşılmasıdır ki, tedbirle hiçbir ilgisi yoktur.
İhtilal liderliği, tedbir anlayışını, korkuya değil cesarete yakın tutmuştur. Halk için görüntü önemlidir. Bu sebeple ihtilal liderliğinin tedbir anlayışının muhtevası cesaret ile doldurulmuştur. Daha toparlayıcı şekilde ifade edersek, ihtilal liderliği ya tedbirin içine cesaret doldurmuştur veya cesaretin zuhur şeklini tedbir anlayışı ile terkip etmiştir. İhtilal liderlerinin aldıkları tedbirlerin de çevreye cesaret saçmasının sebebi budur.
İhtilal liderliği için en önemli tedbir, liderin emniyetinin temin edilmesidir. İhtilaller tarihinde lider emniyetini temin etmek için yaygın olarak kullanılan tedbir, halkı liderin ölümüne ayarlı kodlarla donatmak olmuştur. Liderler, kendi hayatının bir önemi olmadığını beyan etmiş ve ölmesi veya öldürülmesi halinde savaşı en şiddetli seviyeye çıkarma talimatı vermiştir. Bu durumu, liderin kendileri için ölmeyi göze aldığı şeklinde anlayan halk ona daha fazla bağlanmakta ve öldürülmesi halinde de dağılmamaktadır.
Liderin öldürülmesi halinde ihtilal hareketinin ivme kazanmasını gerçekleştirecek bir ruhi ve zihni organizasyon halkta meydana geldiğinde lider emniyet altına alınmış demektir. Lideri bu şekilde emniyet altına alan tedbir, muhtevasında korku değil, yoğun bir cesaret taşımaktadır.
Tedbirli olmanın lüzumu açıktır. Fakat tedbir ile cesaret arasındaki münasebetin korku görüntüsü oluşturmadan kurulabilmesi ihtilal süreci içinde dâhiyane zihni üretimleri gerektirmiştir. Tedbir ile cesaretin arasındaki sır çözümlenemediğinde saf cesaretin gerekebileceği zamanlar olduğu anlaşılmamaktadır. Zira ihtilal sürecinde öyle hadiseler yaşanmıştır ki, tedbir fikri iflas etmiş ve cesaret saf (çıplak) haliyle zuhur etmek zorunda kalmıştır. İhtilal liderlerinin bu tür hadiseler yaşadıkları vakidir. Saf cesaretin şart olduğu noktada hiçbir tedbir, maksadı gerçekleştirmez. Bu noktada alınacak herhangi bir tedbir, hareketi akamete uğratmıştır.
İran İslam ihtilalinde bu türden bir hadise yaşanmıştır. İhtilal sürecinin sonuna gelindiğinde Humeyni, Paris’ten Tahran’a geleceğini açıklamış akabinde ise İran hava kuvvetleri komutanı, Humeyni’yi taşıyan uçak İran hava sahasına girdiğinde vurulacağını duyurmuştur. Sürecin nihayetine gelindiği için Humeyni kava kuvvetleri komutanının açıklaması üzerine gelmekten vazgeçseydi ihtilal hareketi akamete uğrardı. Zira o noktadaki kararsızlık veya tedbir korkaklık olarak anlaşılacak (veya kabul edilecek) ve Humeyni’nin halk üzerindeki tesiri büyük oranda kırılacaktı. (Humeyni’nin uçağı Paris havaalanından havalandıktan kısa süre sonra hava kuvvetleri komutanı vur emrini geri aldığını açıkladı).
Peki, Humeyni’nin uçağı İran hava sahasına girdiğinde vurulsa ve Humeyni ölseydi ne olurdu? İşte kritik soru budur. Eğer ihtilal lideri bir dünya görüşüne dayanıyorsa ölmesi ihtilali tehlikeye atmaz aksine süreci hızlandırır. Humeyni’nin uçağı vurulsaydı yine İran’da ihtilal gerçekleşirdi. Muhtemelen daha kanlı şekilde neticeye varırdı.
Bazen cesaretin kendisi tedbirdir. Cesaretin saf haliyle şart olduğu ihtimalde en büyük tedbir, saf cesaretin sergilenmesidir. Zira saf cesaretin şart olduğu durumlarda her iki tarafta diken üstündedir. Her iki tarafta karşı tarafın korkusu üzerine hesap yapmaktadır. Saf cesaretin şart olduğu nokta, dirayet ve cesaretten başka bir mücadele unsurunun kalmadığı andır.
*Derin idrak sahibi olmak
İhtilal liderliğinin, içinde yaşadığı halkın tamamını kuşatacak kadar insanı, hayatı ve hadiseleri derinliğine anlaması gerekir. Halkı genişliğine kuşatmak veya halka yaşayabileceği hayat alanları açmak liderlik için zor bir hadise değildir. Zor olan cemiyette yaşayan tüm insanların idrak derinliklerine hitap edebilmektir.
Derin idrak sahibi olma lüzumu, cemiyette yaşayan tüm idrak seviyelerinin hayatını anlayabilmek ve onlara hitap edebilmek içindir. Orta zekâ seviyesine ve gelişmemiş akıl formlarına hitap edebilen ve mesela yüksek zekâlara ve gelişmiş akıllara hitap edemeyen ihtilal liderliği, komedyen türünden şovmenliğe soyunmuş demektir.
Yüksek zekâlara (hatta dehalara) ve gelişmiş akıllara hitap edemeyen hiçbir hareket, ihtilal hareketi haline gelemez. İhtilaller tarihi göstermiştir ki, ihtilal liderliği ve hareketi, içinde yaşadığı cemiyetin en ileri zihni (fikri) seviyesine ulaşanlardan çıkmıştır.
Bir ülkede yüksek zekâları kendi merkezinde toplayacak derinlikte idrak seviyesine sahip olmayan ihtilal liderliği, cemiyetin zekâ kaymağını toplayamamıştır. İhtilaller tarihi, başarılı ihtilal hareketlerinin, o ülkedeki zekâ sekretaryasını kurabilen hareketler olduğunu göstermiştir.
Tarih, bir ülkede sisteme karşı mücadele etmenin mümkün olduğunu fakat zekâya karşı mücadele etmenin imkânsız olduğunu göstermiştir. Yüksek zekâları yanına değil de karşısına alan hiçbir hareket, başarıya ulaşamamıştır.
İdrak seviyesi aynı zamanda hayatı anlama ve yaşama seviyesidir. İnsanlar idrakleri nispetinde bir hayat kurabilmekte ve yaşamaktadır. Cemiyette meydana gelen hayat mecralarını ve alanlarını her seviyesiyle tanımanın yolu en azından o seviyede idrak derinliğine sahip olmaktır. Mesela yüksek zekâların idrak derinliğine inilemediğinde onların hayatını anlamak ve hayattan ne istediklerini teşhis etmek kabil olmaz. Dolayısıyla onlara herhangi bir teklifte bulunmak imkânsızlaşır. Buna rağmen teklifte bulunmak ise komik davranış (hatta hayat) kompozisyonlarının oluşmasına sebep olur. İhtilal liderliğinin başına gelebilecek en vahim hadise ise ciddiyetini kaybetmesidir.
İhtilal liderliği, cemiyetteki idrak seviyesinin zirvesine ulaştığında, çevresinde toplananlar yüksek zekâlardır. İhtilal veya başka mahiyette bir siyasi hareket için dikkat edilecek nokta budur. Liderliğin çevresi zekâlarla ışıldıyorsa o hareketin başarıya ulaşma ihtimali yüksektir.
*
Halkı ikna etmenin artık profesyonel yolları bulunmuştur. Bilim dalları haline getirilen ikna etme ve etkileme metotları halk ile ilişkileri problem olmaktan çıkarabilirse de ülkede yaşayan fikir, bilim ve sanat adamlarını ikna etmek o kadar kolay değildir.
Fikir, bilim ve sanat adamlarını ikna etmek için idrak derinliği şarttır. Halkın kabadayılığa bile prim verdiği vakidir. Ama fikir adamlarının ikna edilmesi farklıdır. Halkı ikna etme usulleri fikir adamlarına da uygulandığında iş gevezeliğe döner.
*
İhtilal liderliğinin, bağlı olduğu dünya görüşüne mensup olan fikir, bilim ve sanat adamlarını mutlaka ikna etmiş olması gerekir. İhtilaller tarihi, kendi ideolojik alanındaki fikir, bilim ve sanat adamlarını ikna edemeyen ihtilal liderliklerinin başarıya ulaşamadığını göstermiştir.
Siyasi hareketler için kendi ideolojik alanındaki rekabet tehlikelidir. Kendi ruhi ve zihni kaynaklarından beslenen insanlar ve hareketler tarafından dengelenmesi, meydana gelebilecek en büyük zafiyettir. İhtilalci hareketler kendi ideolojik alanında ihtilalci olmayan hareketler tarafından dengelendiğinde başarıya ulaşma ihtimali zayıflamaktadır.
Bu durum ideolojik iç savaştır. Hiçbir ihtilalci hareket, ideolojik iç savaşa dayanamamıştır. İdeolojik iç savaşın ılımlı kanadını (ihtilalci olmayan tarafını) ülkedeki sistemler desteklemekte ve onlara büyük imkânlar sağlayabilmektedirler. Sistemin ihtilalci hareketleri sivil mukavemet merkezleri ile dengeleme stratejisinin en önemli ve tesirli olanı, ideolojik iç savaş çıkarmaktır.
İhtilaller tarihi, ideolojik iç savaş ihtimali belirdiğinde ihtilalci hareketlerin rakiplerini imha ettiğini göstermektedir. İhtimal ortaya çıktığında bunu yapabilen ihtilal liderliği neticeye ulaşma konusunda daha fazla imkân sahibi olmuştur. Fakat ihtilal liderliği ve hareketi oluşmadan önce genellikle ılımlı kesimler var olmuştur. Bu sebeple ihtilal liderliği her zaman kendi ideolojik alanında ılımlı oluşumlarla karşı karşıyadır.
Aynı ideolojik alanda mutlaka ılımlı düşünce sahiplerinin ve oluşumların varlığı, ihtilal liderliğinin onları ikna etme lüzumunu ortaya çıkarmaktadır. İkna edememesi halinde çatışmaların ortaya çıktığı tarihte sık görülmüştür.
*
İhtilal liderliğinin ülkedeki tüm fikir, bilim ve sanat adamlarını ideolojik anlamda ikna etmesi muhaldir. İhtilal liderliği ne kadar derin idrak sahibi olursa olsun bunu yapamaz. Fikir, bilim ve sanat adamlarının ikna edilmesini ideolojik ikna olarak anlamamak gerekir. Bunların ikna edilmesi, ihtilal liderliğinin yeni bir hayat anlayışı getirebilecek çapta olduğu konusudur. İhtilal liderliğinin bağlı olduğu dünya görüşünün hayatını kurabilecek çapta olduğuna kanaat getirilmesi, onların ikna edildiğini gösterir.
Burada bahsi geçen ikna, liderliğin çapıyla ilgilidir. Rakiplerin liderin çapı konusunda ikna olmasının ne önemi olduğu merak edilebilir. Konu kaba bir bakışla ele alındığında önemli olmadığı düşünülebilir. Fakat önemlidir. İhtilal liderliğinin rakiplerini bu manada ikna etmesi, onların hayat anlayışlarını ve gerçeklik kavrayışlarını etkiler.
Rakip fikir, bilim ve sanat adamlarının ikna edilmesi, onları farklı hayat gerçekliklerini anlamaya zorlar. Farklı hayat gerçekliklerini anlamaya başlayan insanlar, o hayat gerçekliklerini kabul etmeye ve onlarla beraber yaşamanın yollarını aramaya başlar. Bu durum ihtilalin teorik olarak gerçekleştiğini gösterir.
*Şuur ve şahsiyet sahibi olmak
Şuur en yüksek idrak merkezidir. Şahsiyet ise en yüksek insan olma formudur. Şuur olmadan şahsiyetin olmaması, şuur seviyesinde idrak derinliğine ulaşamayanların, insanileşme sürecini tamamlayamamasındandır.
İhtilal liderliği, mensup olduğu dünya görüşünün hayatını kendi şahsiyetinde terkip ve tecelli ettirebilecek sevide ve kudrette olmalıdır. Teorik (fikir) olarak ihtilal liderinin zihnine ulaşan dünya görüşü, onun şahsiyeti ile can bulmaktadır.
Dünya görüşü liderin şuurunda zamanın hükmü altına girer. Fikir olarak kitapta bulunan dünya görüşü, liderin şuurunda mevcut şartlarda hangi problemleri nasıl çözeceğine dair usuller, formüller, tarzlar, yaklaşımlar ve münasebetlerin üretimini gerçekleştirir.
Kitaptaki fikir, zamanla irtibatı kurulmamış halde bekler. Fikrin zaman ile irtibatının kurulması, mevcut şartlarda nasıl tatbik edileceği ile ilgilidir. Bu, tatbik fikrinin üretilmesini gerektirir. Fikir, saf haliyle tatbikten uzak olduğu için zaman irtibatı kurulmamış demektir.
Fikrin zaman irtibatını ancak şuur kurabilir. Akıl, fikri kitaptan alıp zamanın içine saçamaz. Zira akıl zamanın hükmü altındadır. Şuur ise zamanın üstünde değilse de yanındadır. İnsan idraki zamanın seviyesine çıkana kadar şuur oluşmaz. Fikri zaman dışından alıp zamanın muhtevasına serpiştirmek şuurun kudretindedir.
*Sabit gerçeklik kavrayışına sahip olmamak
Gerçeklik kavrayışını sabitlemek, zihni gelişmeyi ve hayatı dondurmaktır. Gerçeklik kavrayışının genel hatlarının belli olmaması da gerçeklik kavrayışının oluşmasına manidir. Bu iki sınırın arasında bir gerçeklik kavrayışı en uygun olanıdır.
Gerçeklik kavrayışı konusu uzun bir konudur ve burada izah etmek mümkün değildir. Bu konu, diğer eserlerimizde incelenmiştir.
Sabit gerçeklik kavrayışına sahip olan insanların zihni gelişmesi bir noktada durmuştur. Zihni gelişmesi devam eden insanların gerçeklik kavrayışları yavaş veya hızlı şekilde değişir. Gerçeklik kavrayışı (ve aklı) donmuş olan kişilerin farklı hayat gerçekliklerini anlaması kabil değildir. Farklı hayat gerçekliklerini anlayamayan kişilerin yeni hayatı (ve sistemi) hayal dahi edebilmesi imkânsızdır.
İhtilal liderliği, cemiyette mevcut olan tüm hayat gerçekliklerini teşhis ve idrak edebilme kudretine (zihni kudretine) sahip olmalıdır. Bununla beraber mevcut hayatın içinde gerçeklik haline gelmemiş olan yeni sistemin gerçeklik kavrayışına da sahip olmalıdır.
Hayatın içindeki tüm mecralar farklı gerçekliklere sahip olduğu için anlaşılması da kolay değildir. İnsanlar kendi hayat mecralarının gerçekliğine sahip oldukları için o mecranın sınırları içinde bir gerçeklik kavrayışına malik olabilmektedir. İhtilal liderliği ise cemiyetteki tüm hayat mecralarının gerçekliklerini anlayacak kadar engin bir ufka ve çeşitli gerçeklik kavrayışlarına sahip olmalıdır.
Hayatın genel kompozisyonunu idrak etmeye ve yaşamaya yarayan genel gerçeklik kavrayışı tek, hayatın bir mecrasını anlamaya yarayan ve o mecra ile sınırlı olan gerçeklik kavrayışları çok sayıda olabilir. Bu durum birden çok gerçeklik kavrayışına sahip olunduğunu değil, hayattaki tüm gerçekliklere aşina olunduğunu gösterir.
Mevcut hayatın içinde gerçeklik haline gelmeyen dünya görüşünün gerçeklik kavrayışına sahip olmak neredeyse fevkalbeşer bir hadisedir. Fakat bu şarttır. Tatbiki yapılmayan fikrin gerçekliği üretilmemiş demektir. Üretilmeyen gerçeklik, teorik mahiyette var olabilir ki, gerçeklik bu değildir. Gerçeklik, fizik unsurları da muhtevidir. Gerçeklik, zamanın içine girmeli, mekânla hem hal olmalıdır. Zihni çerçevede kalan düşünce, kendi gerçekliğini üretmemiştir.
Olmayan gerçekliğin gerçeklik kavrayışına sahip olmak, normal insanların kudretinde değildir. Bu sebeple halk, gerçekleştirilmeyen (pratiğini görmediği) fikirlere kanaat getirmekte zorlanır. İhtilal liderinin mahareti tam bu noktada ortaya çıkar. Gerçekleşmemiş olan fikrin, gerçeklik kavrayışına sahip olmak…
Gerçekliği olmayan gerçeklik kavrayışını üretmek çok zordur. Fakat sahip olunan gerçeklik kavrayışı içinde üretilen fikirler gerçekleştirilebilir mahiyete sahiptir. Gerçeklik testi yapılmadan üretilmiş olan gerçeklik kavrayışlarının, tefekkür sınırını aşıp aşmadığı, aşmışsa hangi noktalarda hayal alanına girdiği, tespiti zor bir hadisedir.
İhtilal liderliğinin ve kadrolarının çetin meselelerinden birisi de budur. Gerçekliği üretilmemiş olan fikir zemininde gezinmenin rahatlığından dolayı sık sık hayal sınırını zorladıkları vakidir. Bu zaviyeden bakıldığında ihtilalcilerin genellikle ütopist göründükleri doğrudur. Halkın bakışıyla değerlendirilen ihtilalciler zaten ütopist görünürler fakat tefekkür derinliği olanlar tarafından da hayalperest görülmeye başlandıklarında problem var demektir.
Bu problem dehaların ancak aşabildikleri problemlerden biridir. Gerçekleştirilmemiş fikirlerin gerçeklik kavrayışını dengeli şekilde kurabilmek, normal zekâların işi değildir. Gerçeklik kavrayışı, tefekkürün mücerret boyutu ile müşahhas boyutu arasında kurulacak hassas bir dengede meydana gelebilir. Dengede küçük ayarsızlıklar sözkonusu olduğunda hayata devasa hadiseler (alanlar) olarak yansır. Tefekkür mücerret boyutuyla dünya görüşüne, müşahhas boyutuyla da hayata dönüktür. Hiçbir fikir, hayatın mahiyetini doğru teşhis etmeden kendi gerçekliğini üretemez.
*
Hiçbir gerçeklik, ruhi kaynakları üretilmeden ve zihni çerçevede oluşturulmadan gerçeklik haline getirilemez. Her düşünce, kendi gerçeklik kavrayışını ve mantık örgüsünü geliştirir. Başka bir ifadeyle, bunları üretemezse entelektüel gevezeliğe malzeme olmaktan ileri geçemez. Ne var ki, mevcut gerçeklik kavrayışından farklı (genellikle onunla çatışan) bir gerçeklik kavrayışı üretmenin zorluğundan daha fazla bunu halka maletmenin zorluğudur. Bu sebeple ihtilal liderliğinin yeni sistem inşa edilmeden önce ürettiği gerçeklik kavrayışı o kadar canlı olmalıdır ki, gerçekleşmeden önce gerçeklik intibaı uyandırabilsin.
Yeni sistemin gerçeklik kavrayışının tamamının halka anlatılabilmesi kabil değildir. Şartları en uygun olan alanlardan başlandığı vakadır. İhtilaller tarihi göstermiştir ki, mevcut sistemin ve hayatın en fazla çürüyen alanında yeni hayat gerçekliğine ihtiyaç artmıştır. Tam bu noktada yeni sistem ve o sistemin hayat anlayışı ve gerçeklik kavrayışı piyasaya sunulmaktadır.
Mevcut hayatın çürüyen alanlarında gerçeklik kavrayışı zafiyete uğramaktadır. Hayat o kadar çürümüş ve yozlaşmıştır ki, hiçbir fikir mevcut durum kadar kötü olamaz. İşte bu nokta nüfuz edilecek alandır.
*
İhtilal liderlerinin sabit gerçeklik kavrayışına sahip olmadığı görülmüştür. En azından mevcut gerçeklik ile mensup olduğu dünya görüşünün gerçekliğine sahiptir. Fakat sahip olduğu gerçeklik kavrayışları genellikle bundan ibaret değildir. İhtilal liderleri, içinde yaşadıkları cemiyette varolan farklı hayat gerçekliklerini anlayacak kadar gerçeklik kavrayışına sahip olmaktadır.
*Yüksek mukavemet gücüne sahip olmak
İhtilal şartlarının oluşturduğu keşmekeşte yaşamak zordur. Normal zamanlarda yaşanabilen hayat, keşmekeş başladığında yaşanamaz. Normal zamanlarda hayatı yaşamak için gereken enerji, keşmekeş başladığında hayatı yaşamak için kâfi gelmez.
İhtilal şartları zuhur ettiğinde yaşamanın en zor tarafı, mevcut şartlara intibak etmenin imkânsız olmasıdır. Halkın hayatı yaşama mahareti, şartlara intibakından kaynaklanır. İhtilal şartları zuhur ettiğinde şartlara intibak etmek imkânsızlaşacağı için hayatı yaşayabilmenin yolu mukavemettir. Halkın hayata mukavemet etme gücü her zaman zayıftır.
İhtilal süreci başladığında hayat şartları daha fazla zorlaşır. Bu noktadan sonra hayata karşı mukavemet etmek güçlü insanlar için dahi imkânsızlaşmaya başlar. Hayat, zapt altına alınamaz, kendine karşı tavır alınamaz, müdahale edilemez ve yönetilemez hale gelmiştir. İnsanlar tüm enerjilerinin bittiğini hissederler. İhtilal şartlarının ve sürecinin en önemli özelliği (şartı) aslında budur. Enerjileri tükenmiş insanların oluşturduğu cemiyet…
Enerjileri tükenmiş insanların hayatlarından vazgeçtiklerini veya vazgeçeceklerini düşünmek insandaki derinliği anlamamak olur. Enerjinin (ümidin) tükendiği noktada insanların nasıl bir huruç veya zuhur kanalı bulacakları asla tahmin edilemez.
İhtilal şartları ve ihtilal süreci, insanların tabiatlarında (mizaçlarında) gizli kalmış tüm özellikleri ortaya çıkarır. Bu cihetten bakıldığında ihtilal şartları ve süreci ele geçmez bir sosyal laboratuardır. İnsanlar tanıdıklarını zannettikleri kişileri tanımadıklarını görürler ama asıl ilginç olanı, kişinin kendisinin de kendini tanımadığını fark etmesidir.
*
İhtilal liderlerinin zuhuru genellikle şartların vuku bulduğu zamandır. Hayat, karşısında mukavemet edilebilir olmaktan çıktığında, halk mukavemet gücü yüksek insanları aramaya başlar. Kahramanlığı bir özelliğe bağlı olarak tarif etmek kabilse eğer, hayatın zapt altına alınamaz hale geldiği zamanlarda mukavemet edebilen insanlar kahramanlardır.
İhtilal liderlerinin ahmak olanları hadiselere bağrını açarak karşı durmak isteyenlerdir. Oysa ihtilal şartları zuhur ettiğinde ve ihtilal süreci başladığında hadiselerin önünde durulmaz. İhtilal liderlerinin en büyük mahareti, hadiselerin ritmine uygun bir ritim yakalayarak özlerine inmek ve hadiseleri yönlendirmektir. Mukavemet, hayatın karşısında durmak değil hadiseleri yönlendirmek noktasında ortaya çıkar.
Halk, ihtilal liderlerinin hayatın karşısına set çektiğini zanneder. Durum öyle değildir. Hadiselerin akış ritmine uygun bir yürüyüşle yoluna devam eden ihtilal lideri, hadiselerin muhtevasına serpiştirdiği gerçeklik özleri ile onları yönlendirir. Halk bunu asla anlamaz ve liderin güçlü bir mukavemet gösterdiğini kabul eder.
Liderin güçlü bir mukavemet sergilediği doğrudur ama bu halkın anladığı şekilde değildir. Hakikaten ihtilal lideri, hadiselerin merkezine yerleşmek için müthiş bir enerji sarf ettiği gibi, o konumda hadiseleri yönlendirmek için de fevkalade yüksek bir enerji harcar.
*
İhtilal liderinin hadiselerin akış ritmine uygun bir yürüyüş geliştirmesi, doğrudan mukavemet etmediği manasına gelmez. Öncelikle sisteme karşı kesintisiz mukavemet halindedir. Sisteme karşı mukavemet halinde olmayan kişilerin, hadiselerin akış ritmine ayak uydurması zaten kabil değildir. Kaldı ki ihtilal liderliği fonksiyonuna sahip olmanın ilk şartı, sisteme karşı muhalefet ve mukavemettir.
Sisteme mukavemet etmek ile hayata mukavemet etmek birbirinden tefrik edilmelidir. İhtilal liderlerinin ritmine ayak uydurduğu hadiselerin (ve tabi ki hayatın) akışıdır.
*Engin bir ufka sahip olmak
Liderlerin bariz hususiyetleri, ufuklarının engin olmasıdır. Liderler, içinde yaşadıkları cemiyetin sahip olduğu ufku aşmadıkları takdirde komik hale düşerler.
İhtilal liderlerinin ufku, diğer liderlerin ufkundan en az iki kat daha büyük olmak zorundadır. Zira ihtilal liderleri, hem içinde yaşadıkları hayatın (ve sistemin) ufkunu aşmış olmalıdırlar ve hem de kendi bağlı oldukları dünya görüşünün ve hayat anlayışının ufkuna sahip olmalıdırlar.
İhtilal liderliği mevcut hayatın ufkunu aşmamışsa cemiyeti başka bir hayat gerçekliğine taşıma imkânına ve kudretine sahip olamaz. Mensup oldukları dünya görüşünün ufkuna ise en azından mevcut hayatın ufkundan daha ileri seviyede ulaşmış olmalıdır. Bu olmadığı takdirde cemiyeti başka bir hayat gerçekliğine taşımanın ikinci boyutuna sahip olamazlar.
*
İhtilal liderliği içinde yaşadıkları cemiyetin ve hayatın ufkunda dolaşmalıdır. Mevcut hayatın ufkuna kadar ulaşamayan liderlikler, hem cemiyeti ve hem de hayatı anlamış olmazlar. Hayatın ufkunda gezinen lider, hayatın istikametini tespit edebilir. Hayatın mevcut sistem içindeki organizasyonu o hayatın ufkunda anlaşıldığı takdirde gelecek zamanlarda nerelere doğru savrulacağı (gideceği) bilinebilir hale gelir. Cemiyete, hayatın nereye doğru gittiğini gösteren lider, bir müddet sonra zaman tarafından teyit edilecektir. Bir insan için en büyük şeref, zaman tarafından teyit edilmektir. Zamanın kendini teyit ettiği insanlar ise, içinde yaşadıkları hayatın ufkunda gezinebilen ve ufkun ötesini seyredebilenlerdir.
Avrupa’da uzun zaman uygulanan nüfus planlaması, ülkelerin neslini muhafaza edememesi neticesini doğurmuştur. Nüfus yaşlanmış ve hayatı taşıyacak nüfus dengesi korunamamıştır. Nüfus planlamasını (çocuk yapmamayı) hayat tarzı haline getirecek kadar ciddiye alan ve kalıcı kılan anlayış, hayatın ufkuna ulaşmamış geri zihinlerin işidir.
Cemiyetin ufkunda gezinmek, hayat mecralarının hangi istikamete yöneldiğini ve hangisinin ilerde ne tür problemlere kaynaklık edebileceğini öngörebilmeyi mümkün kılar. Avrupa, yirminci asırda filozof yetiştiremediği için ufkunu kaybetmiş ve çözüm olarak uyguladığı nüfus planlaması neticesinde neslini muhafaza edemez hale gelmiştir.
İhtilal liderliğinin tek meselesi sistem değildir. Yeni bir dünya görüşünden bahsetmek, yeni bir hayattan bahsetmektir. Bu sebeple ihtilal liderliği aynı zamanda halkın sahip olduğu hayat anlayışını da değerlendirmek ve gerektiğinde tenkit etmek ihtiyacı duyar. Halkın sahip olduğu anlayışının ve yaşadığı hayatın nereye doğru gittiğini anlamayan insanlardan ihtilal lideri bir tarafa basit bir liderlik hacmi dahi çıkmaz.
*
İhtilal liderliğinin aynı zamanda mensup olduğu dünya görüşünün ufkuna da sahip olması gerekir. İhtilal liderliğinin en zor özelliklerinden birisi budur. Çift ufuk sahibi olmak fevkalade zordur ve taşınması ağır bir yüktür. Çift ufka sahip olamayan liderlikler ihtilali başaramamışlardır.
İhtilal liderliği iki hayatı da tanımak ve her ikisinin de ufkunda seyahat etmek zorunda kalmıştır. Mevcut hayatı (sistemi) yıkma fonksiyonuna, müstakbel hayatı (yeni sistemi) inşa fonksiyonuna sahip oldukları müşahede edilmiştir.
Mevcut hayatın temelleri yerinden oynamış ve sabitlerini kaybetmeye başlamıştır. Zira ihtilal şartları zaten keşmekeşin hayata hâkim olmasıdır. Bu manada mevcut hayatın yıkılması fevkalade bir hususiyet arzetmez. Hususiyet arzeden mevcut sistemin yıkılmasıdır. Zira hayat mukavemet edecek kaynaklarını tüketmiştir ama sistem mukavemet edecek kaynaklara hala sahiptir.
Mevcut hayatın ufkunda gezinmek, hayatı, mevcut zemininden yeni anlayış zeminine taşımak için lüzumludur. Yeni hayat genellikle gösterilemediği için teorik mahiyet taşır ve cazibe merkezi haline getirmek zor olur. Fakat mevcut hayatın kaynaklarının tükendiği gösterilebilmekte ve ondan kaçış temin edilebilmektedir. Mevcut hayatın ufkunda gezinebilmek, hayatı mevcut hayatın içinde kurulacak olan manivelalarla yeni anlayış zeminine fırlatmayı imkân dairesine sokar.
Zor olan inşa edilecek hayatın ufkuna sahip olmak. Bunun zorluğu temelde inşa zorluğudur. Pratikte inşa edilmemiş olan hayatın ufkuna sahip olabilmek, fevkalade güçlü ruhi hamle ve zihni faaliyeti gerektirir.
İhtilal liderliğinin ikinci ufku (mensup olduğu dünya görüşünün ufku) genellikle teorik mahiyet taşıyacağı için hayal ile tefekkür arasında gezinmektedir. Burası o kadar tehlikelidir ki, ihtilal liderlerinin bir kısmının ruhi ve akli dengesini kaybettiği vakidir. İhtilal liderlerinin ruhi ve akli muvazenesini kaybetmesi iki noktada (belki safha denmelidir) sözkonusu olabilmektedir. Birincisi ihtilal sürecinde ikincisi ihtilalin başarılmış olması halinde…
İhtilal sürecinin yönetilmesi, her iki hayat anlayışının harmanlanmasını gerektirir. Mevcut hayatın yanlışlığı ile müstakbel hayatın doğruluğu üzerine kurulan bir stratejide yönetilen ihtilal süreci, her iki hayat anlayışını ve bunların gerçeklik kavrayışlarını birbirine karıştırma ihtimalini ortaya çıkarır. Özellikle birbirinden temel unsurlarında ayrı olan gerçeklik kavrayışlarının birbirine karıştırılması, zihni dağınıklığı hatta keşmekeşi ortaya çıkarır. Bu ihtimal, ihtilal liderliğinin başına gelebilecek en vahim hadiselerden biridir.
İhtilalin başarılmış olması, ihtilal liderinin kendini olağanüstü güçlü hissetmesine sebep olur. Hakikaten siyasi ve içtimai hadiseler içinde en zor olanı ihtilaldir. İhtilal liderliğinin bunu başarmış olması, kendini “yeryüzü tanrısı” gibi hissetmesine sebep olur. Özellikle de asırlarca devam etmiş olan bir sistemi yıkabilmiş olan ihtilal lideri kendi kendini zapt edemez hale gelir. Çevresinin de çok zaman zapt etme yerine tahrik ettiği vakadır. İhtilal lideri zoru başardıktan sonra çevresinin de tahrik ve teşvikini gördüğünde kendini tamamen yeryüzü tanrısı olarak görmenin ruhi ve zihni şartlarına sahip hale gelir.
İhtilalin başarılmış olması halinde ihtilal liderliği başarının sarhoşluğu ile zihni kilitlenmeye maruz kalabilmektedir. İhtilali başarmış olmak, her işi başarabileceği vehmini üretir. Bu vehim liderlerin zihnini öyle bir savurur ki, fikir ile hayali birbirinden tefrik edebilmenin zihni altyapısı kaybolabilir.
İhtilal lideri, ikinci ufkunu halka anlatamaz. Halk ihtilal liderliğinin birinci ufkunu (mevcut hayat ufkunu) dahi anlayamaz. İkinci ufkunu halka anlattığı takdirde tamamen hayalperest kişilik portresi çizer. İhtilal liderliğinin en büyük handikaplarından birisi budur. İkinci ufku olmayan kişilerin ihtilal lideri olması kabil değil, fakat bunu halka anlatan kişinin halk tarafından ihtilal liderliğinin kabulü kabil değildir. İhtilal liderliğinin handikapı burada bitmez. Aynı zamanda ikinci ufkunu anlatmayan kişinin ihtilal liderliğini kabul ettirmesi de kabil değildir. Zira yeni hayatın ve sistemin anlatılmamış olması, o hayata ve sisteme halkın davet edilmesini imkânsız kılar. Handikap bu noktada derinleşir ve çelişki bu noktada çetinleşir.
İhtilal liderliğinin yeni hayatı ve sistemi anlatması, dünya görüşünün hayat alanlarının nispeten üretilmiş ve misallendirilmiş olması şartına bağlıdır. Yeni hayatın küçük çaplı da olsa misallerinin gerçekleştirilmiş olması, halkın zihnini o misaller üzerinden taşıma imkânını kazandırır.
Mensup olunan dünya görüşünün hayat alanlarının birçoğu misallendirilmiş olsa da ihtilal liderliği ikinci ufkunu halka anlatamaz. Zira halkın hiçbir şartta bunu anlaması kabil değildir. Fakat yeni hayatın ve sistemin halka anlatılması ile yeni hayatın ufkunun anlatılması birbirinden farklıdır. Yeni hayatın misallendirilmiş olması halinde daha iyi bir hayat olduğu anlatılabilir ve anlaşılır kılınabilir. Fakat bunun ufku, halk nezdinde hayalden başka bir mahiyette görülmez.
*
Engin bir ufka sahip olmak, hayatın gelişmesinin ön şartlarından biridir. Cemiyetin (bu gün için artık dünyanın) ufkunda seyahat etmeyenler, hayatın ve cemiyetin gelişmesine katkıda bulunamazlar. Bunlar iktidar sahibi olduklarında ise hayatın gelişmesine mani olurlar. Zira iktidarları mevcut durumun ürettiği bir pozisyondur ve hayatın gelişmesi pozisyonlarını sarsacağı için paniklerler.
Bir milletin gelişmesi, yaşanılan hayatın ufuk çizgisi içinde kalındığı takdirde imkânsızdır. Gelişme ufkun ötesindedir. Ufukta gezinemeyen liderlerin cemiyeti ve hayatı geliştirebilmesi kabil değildir.
Hayatın gelişmesi, düşüncenin ilerlemesiyle kabildir. Önce düşünce ilerler daha sonra hayat mesafe kateder. Yeni bir düşünce iki noktadan doğar. Birincisi hayatın eksik olduğu bir alandan doğar, ikincisi hayatın sınırında (ufkunda) doğar. Hayatın içinden (eksikliğinden) doğan düşüncenin ilk yapması gereken hamle, hayatın ufkuna ulaşmaktır. Hayatın ufkuna ulaşmadan eksikliğin mahiyeti ve irtibatları doğru teşhis edilemez.
Tarih boyunca devam eden gelişme seyri, bir hayat alanını lüzumsuz hale getirmiş ve o hayat alanı körelerek yok olmuş olabilir. Hayatın ulaştığı noktada (seviyede) lüzumsuz hale gelen hayat alanının bir şekilde eksiklik olarak tespit edilmesi kabildir. Düşüncesinin bu türden geri dönüşleri vakidir. Hayatın içinden doğan düşünce, hayatın ufkuna varmalıdır ki, doğduğu kaynağın (hayat alanının) lüzumlu olup olmadığını fark edebilsin. Bu meyanda hayatın içinden doğan düşüncelerin de cemiyetin ufkunda dolaşması şarttır.
Cemiyetin ufuk çizgisinde doğan düşünceler, ufuk alanını (ufuk içini) zaten ihtiva edecek hatta ihata edecektir. Daha doğru bir ifadeyle, hayatın (ve cemiyetin) ufkuna varabilmiş insanlar zaten ufkun içini tüketmişlerdir. Ufuk içini sıhhatli şekilde taramış olan ufuk ötesi düşüncelerin hayatı geliştirmesi kabil olur.
İhtilal liderliğinin temel fonksiyonlarından biri, hayatı ileriye taşımaktır. Bir ülkede, düşünce faaliyetleri serbest bırakılmış ve düşüncenin tatbiki engellenmemişse zaten hayat gelişeceği için ihtilal şartlarının oluşması kabil değildir. İhtilal liderliği, asla ihtilal şartları oluşmadan zuhur şartlarını bulamaz. İhtilal liderliği, mevcut hayatın ve sistemin tıkanmış olması ve gelişmenin önünde ciddi (mesela silahlı) engeller bulunması halinde zuhur edebilir. Bu şartlar varsa, ihtilal liderliği, gelişmenin temsilcisi haline gelir. Zaten ihtilal liderliği gelişmenin temsilcisi haline gelemezse başarılı olamaz.
İhtilaller tarihinin kalın harflerle kayıt altına aldığı hadise budur. Başarıya ulaşmış ihtilallerin çoğunluğu, alaşağı ettikleri sistemlerden daha ileride bir düşünceyi temsil etmektedir. Mevcut sistem, düşünce kaynakları itibariyle hacimli (gelişmiş) bir dünya görüşü üzerine otursa dahi tatbikatta köhnemiş haldedir. Netice itibariyle mevcut sistem ya teorik olarak veya pratik olarak geri kalmıştır.
Mevcut sisteme nispetle daha az gelişmiş bir fikir sistemine sahip olan ihtilalci hareketlerin başarıya ulaştığının da misalleri bulunmaktadır. Fakat bu misaller kural oluşturacak kadar fazla değildir.
Cemiyetin ufkunda gezinen ihtilal liderliği, halka yeni hayat tarzı, hayat mecraları ve hayat alanları açabilmenin ruhi ve zihni kaynaklarına ve kudretine sahip olmuştur.
*
Sistem kurmak, geniş ufka sahip olmayı şart kılar. Sistem kurabilmek için insanların sahip olabileceği tüm mizaç hususiyetlerini, hayatın sahip olabileceği tüm mecraları, düşüncenin sahip olabileceği tüm çeşitlilikleri, varlığın sahip olabileceği muhtemel tüm şekilleri, idrakin sahip olabileceği tüm seviyeleri, şuurun sahip olabileceği tüm halleri, aklın üretebileceği tüm ilişki çeşitleri, zekânın gerçekleştirebileceği tüm keşifleri ihtiva edebilecek bir ufuk gerekir.
Kurulacak içtimai sistem cömertliği öneminden dolayı ön sıraya alabilir ama cimriliğin varlığını inkâr ettiğinde ve cimriliğin muhtemel zuhur şekillerini öngörmediğinde ortaya çıkan sistem değil başka bir şey olur. Veya cesareti övebilir ama korkaklığın neticelerini öngörmeden içtimai sistem kurulamaz. Bu meyanda insan tabiatında bulunabilen tüm potansiyel özellikleri (mizaç hususiyetlerini) keşfetmiş ve anlamış olmalıdır.
Hayatın önemli mecralarından biri olan iktisadi hayatı reddederek içtimai sistem kurmak imkânı yoktur. İktisadi hayatı tanzim ederken insan tabiatındaki mülkiyet temayülünü reddetmek, hem iktisadi mecranın hem de içtimai mecranın birini görmezden gelmektir. Bu durumda kurulacak alt sistemler veya sistem yekûnu işlemeyecektir.
Düşüncenin istikametinin sınırsız olduğunu ve düşünce çeşitliliğinin insan ruhundaki hürriyet hasretiyle paralel olduğunu anlamayan kişilerin sistem kurması gecekondu yapmaya benzer. Düşünceyi kanunla yasaklamak ve silahla boğmak gibi ilkel davranış şekillerini sistemin özü haline getirmekten başka çare göremeyenler, dar ufuklu insanlardır. Muhtemel düşünce kaynaklarını göremeyen ve müstakbel düşünce mecralarını öngöremeyen fikir garibanları, güçlü düşüncelere sahip olamadıkları için güçlü silahlara sahip olmaktan başka yol bulamamaktadır. Muhtemel düşünce kaynaklarını keşfetmek, üretilecek düşüncenin (ve kurulacak sistemin) onları da ihtiva etmesi gibi büyük hacimli olmasını mümkün kılacak ve sistem daha “iyi” ve daha “sağlam” olacaktır. Tek bir düşünce kaynağından beslenen ve diğer düşünce kaynaklarını keşfedemeyen kişiler asla fikri cesarete sahip olamazlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir