İHTİSASLAŞMA MESELESİ VE BİLGİNİN TERKİBİ

İHTİSASLAŞMA MESELESİ VE BİLGİNİN TERKİBİ

*İhtisaslaşma meselesi ve terkip

İhtisaslaşmanın müsbet tarafları olduğu kadar, birçok cihette menfi taraflarıda mevcuttur. Müsbet olan vechesi, bilgiyi disiplin haline getirilerek zapt ve rapt altına almak, kullanılır hale getirmek, konu üzerinde derinleşmek gibi birçok şey sayılabilir. Ayrıca ihtisaslaşmanın önemleri arasında bilginin tahsilinin ve taliminin mümkün ve nizami şekilde yapılabilmesi ve benzeri birçok fayda sayılabilir. Bu ve buna benzer birçok faydadan dolayıdır ki, ihtisaslaşma bir asırdır büyük itibar kazanmıştır. Sahip olduğu bu itibar, kendisine karşı tenkit geliştirmeyi imkansız kılmakta, ihtisaslaşma aleyhine söylenebilecek her sözü mümkün kılmamaktadır.

İhtisaslaşma tabiatı icabı iyidir, güzeldir. İtiraz ettiğimiz husus, ihtisaslaşmayla beraber oluşan idrak körlüğüdür. Kendi ihtisas sahası dışında hiçbir meseleyle uğraşmayan, “uzmanlık alanı” haricinde her meseleye kayıtsız kalan bu sıhhatsiz ihtisas kafaları, parça fikir yahut kırıntı fikir müptelalığından kurtulmadıkları takdirde, eşya ve hadiseyi teşhir ve teşhis etmekte “bütün fikrin” şuurunu idrak edemeyeceklerdir.

“Merkezi bahis nedir?” sorusunu doğru cevablayamamış olan anlayışlar “bütün” arayışı içinde değillerdir. “Bütün” arayışı içinde olmamak, insan ve hayat hakkında hiçbirşey söylememektir. Geriye kalsa kalsa, menfaatler ve menfaat çatışmaları kalır.

İhtisaslaşmanın panzehiri, terkiptir. Terkip, ihtisaslaşmaya mani olacak şekilde değil, onun zararlarını giderecek şekilde yapmalıdır. Hem ihtisaslaşma her terkip faaliyeti birlikte gerçekleştirilmeli ve birbirini tamamlamalıdır.

*Terkip ilimleri hakkında

Terkip ilimleri bilgi üreten değil, bilgideki manayı keşfeden, bilgiye mana zerkeden, bilgiyi terkip eden, bilgiyi yoğuran, bilgiyi şekillendiren, bilgiyi tasnif eden, bilgiyi gerektiğinde yeniden üreten ilimlerdir.

Terkip ilimleri, tetkik ve tatbik ilimlerinin terkip ve vahdet mimarisidir. Terkip ilimleri, hiçbir bilginin manasız olmadığını, başıboş bırakılamayacağı, mutlaka yerli yerinde olması gerektiği noktasından hareket eder. Bilgilerin, genişliğine ve derinliğine doğru, “mana mimarisini” kurar. Herhangi bir bilginin “yerini” bulamadığı zaman kendini eksik kabul eder. Mana mimarisindeki eksik gördüğü bilgiyi üretmeleri için tetkik ilimlerini harekete geçirir.

Terkip ilimleri, tetkik ve tatbik ilimlerinin tasnif ve tanzimini yapar. Tetkik ilimlerinin mecralarını açar, istikametlerini tayin eder, faaliyetlerini tahrik ve teşvik eder, üretimlerini takdir, tenkit, teyit ve tekzip eder.

Terkip ilimleri doğrunun peşindedir. Terkip ilimleri “malüm ilme tabiidir” ölçüsünü takip eder. Terkip ilimleri mana ilimleridir. Mana ile meşgul olurlar. Mana mimarisini kurarlar.

Batıda “terkibi”, felsefe gerçekleştiriyordu. “Terkibi ilim” bahsini batı her ne kadar bilmese de, terkibi ilimleri, terkip manivelası olan felsefe temsil etmekteydi. Felsefe, batıda “her şeye” birden bakabilen, bütün ile ilgilenebilen tefekkür mecrasıydı. Hikayesi uzun, kısaca pozitif bilimler meydana çıkıp, ihtisaslaşma itibar kazanmaya, ciddi faydalar üretmeye başladığından beri felsefe yavaşladı ve yirminci asırda yok oldu. Buradaki illiyet bağı, (pozitif bilimler geliştiği için felsefe yok oldu şeklindeki illiyet zinciri) nisbeten doğru ama esas doğru olan illiyet irtikabı, bunun tersi, yani felsefe krize girince piyasa pozitif bilimlere kaldı. Hangisi doğru veya hangisi ne nisbette bu neticeye katkıda bulundu ayrı mesele, buradaki husus, batının hikayesi, “terkip manivelasının” (felsefenin) kaybedilmesidir. Artık, batıda, düşünceyi derleyip toplayacak, derli toplu düşünce ile insan ve hayatı izah edebilecek, çöken medeniyet ve hayatı yeniden inşa edecek “nefes” kesildi.

Müslümanlar, “terkibi”, tabi halde mümkün kılan ana mecralarını unuttular. Üç mecra, yani tasavvuf, ilim ve tefekkür mecralarından uzaklaştılar. İslam hikmet yekununun dev üç mecrada akması, terkip meselesini, inşa edilmesi gereken bir iş haline getirmiyor, aksine çözülmemesi gereken (muhafaza edilmesi gereken) bir “bütün” olarak sergiliyordu. Yani müslümanlar, tarih boyunca kendini hiç “dağıtmamıştı.” Dağıtmadığı için toparlanması, çözmediği için terkip edilmesi gerekmiyordu. Kendini beyan ve izhar edişi, terkibi bütünlük halindeydi. Ümmet tarih boyunca bunun dahiyane mecralarını, sütunlarını, manivelalarını, suretlerini oluşturmuş, tahkim etmiş ve daim kılmıştı. Yaklaşık on iki asırdır bu minval üzere aşağı yukarı kesintisiz şekilde devam etti. Ne kadar sağlam ve sağlıklı olduğu anlaşılmıyor mu?

***

Terkip ilimlerine olan ihtiyacın anlaşılması kolay. Bilginin bugünkü haline bakan hacimsiz akıllar bile terkip ilimlerinin lüzumunu görürler. Mesela terkip ilimlerinin nasıl inşa edileceği veya ilimlerin terkibinin nasıl gerçekleştirileceğidir. Meselenin boyutu anlaşılıyor olmalı, herhangi üç beş bilginin terkip edilmesi değil, ilimlerin terkibinden bahsediyoruz.

İlimlerin terkibini gerçekleştirmenin yolu nedir? İlk bakışta görünen, bilginin terkip edilmesidir. Bu sathi bir anlayıştır, zaten tatbiki de mümkün değil. Bugünkü dünyanın sahip olduğu bilgiyi terkip edecek zihni hacim kimde var ki? Milyarlarca sayfalık (belki ciltlik) bilgiyi terkip etme gayreti büyük ihtimalle beyhude bir çabadır. Öyleyse geriye kalan, zaten doğru yol olan, “muhteva”nın terkip edilmesidir. Muhtevanın terkip edilmesi mümkündür.

Muhtevanın terkibini “fikir” gerçekleştirebilir. İlim, bilgi olarak anlaşılmaya başlandığından beri çözüldü ve dağıldı. Oysa ilim, özü itibariyle tefekkür idi. Batıda felsefeydi, İslam’da irfan üst başlığı altında, hikmet ve tefekkür idi. Batı felsefeyi kaybetti, terkip maharetini yitirdi, Müslümanlar irfanını, tefekkürü kaybetti, terkip maharetini yitirdi.

***

Terkip ilimleri katından aşağı inildiğinde tetkik ilimleri katına varılır. Tetkik ilimleri, hakikat ilimleri, beşeri ilimler, müsbet ilimler,  Kur’an ilimleridir. Bu ilimlerin her biri, üst katta bulunan kendi terkip ilimlerinin çatısı altında faaliyet gösterir. Tatbik ilimleri katına inildiğinde ise, terkip ve tetkik ilimlerinin elde ettiği eserlerin (verimlerin) tatbik edilebilir kısmına ulaşılır.

***

Terkip ilimlerinden tekevvün ilmi, varlık ilimlerinden yani müspet ilimler mecrasının terkip ilmidir. Müspet ilimler, tekevvün ilminin tetkik ilimleridir. Müsbet ilimlerin ürettiği bilgilerin tatbik edilmesi için “tatbik ilimleri” mevcuttur. Bunların toplamı, tekevvün ilmi çatısı altında toplanır ve onun mütemadi murakabesine tabidir.

Terkip ilimlerinden insan ilmindeki müşterek pay ise insandır. Fakat insan ortak payı, müspet ilimlerdeki müşterek payın hususiyetlerine sahip değil. Beşeri ilimler, insan ortak payından çok uzaklaşmış durumdadır. İnsan ilmi, iki ana şubeye ayrılır. Ferdi şubesiyle ruhiyat, içtimai şubesiyle ahlak.

Terkip ilimlerinden olan tefsir ilmi ise, Kur’an ilimlerinin terkip ilmidir. Bir taraftan Kur’an ilimlerinin kaynağı diğer taraftan Kur’an ilimlerinin elde ettikleri mana, hikmet, hüküm ve bilgileri terkip eden ilimdir. Kur’an ilimleri İslam medeniyet tasavvurunun merkezindedir, tefsir ise Kur’an ilimlerinin merkezidir.

Terkip ilimlerinden hakikat ilmide diğer terkip ilimlerinden farklı olarak, hem terkip, hem tetkik hem de tatbik ilmini ihtiva eden tek ilimdir. Hakikat ilmi, tek ilim olarak, kendi sahasında terkip, tetkik ve tatbik vazifesini cem eder.

***

Son söz olarak, terkip ilimlerinin tüm maksadı, tevhide yaklaşmak, yaklaşılmasını mümkün kılmak, Müslümanların tevhid üzere bulunmasını temin etmek gibi bir mesuliyet dâhilindedir.

(Not: Bu yazının hazırlanmasında, Haki Demir’in İslam Medeniyet Tasavvuru -1- kitabından istifade edilmiştir.)

METİN ACIPAYAM

Bu yazı Terkip ve İnşâ dergisi 6. sayısında yayınlamıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir