İHTİSASLAŞMA VE TERKİP İLİMLERİ

İHTİSASLAŞMA VE TERKİP İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 6. sayı)

İhtisaslaşma, bilgide yoğunlaşma olarak oraya çıktı ve şüphesiz ki birçok faydası vardı. Gerçekten batıda son birkaç asırdır ihtisaslaşmadan kaynaklanan çok sayıda fayda elde edildi. Bir bilgi alanında ihtisaslaşmak, bilgiyi o alanda tatbik etmeyi kolaylaştırdı, bilgiden ve onun tatbikinden elde edilen fayda azami seviyeye çıktı. İhtisaslaşmanın birtakım faydaları olduğunu tartışmak beyhudeydi.

Hem bilginin üretiminde hem de tatbikinde ve faydalanılmasında görülen faydalar meseleyi tartışma dışına taşıdı. İşte problemin doğduğu nokta burasıydı, bir mesele idrak ufkundan çıkarıldığı andan itibaren faydalarıyla birlikte zararları da görünmez, anlaşılmaz hale geliyordu ve zararlarına karşı tedbir fikri de kaybediliyordu. Umumi bilgi cinsinden dolayı malumumuzdur ki, bir şey haddini aştığında zıddına inkılap eder. İhtisaslaşmanın birtakım faydalarından dolayı mesele idrak ufkundan çıkarıldığı andan itibaren “mutlak faydalı” ve “sıfır zararlı” gibi anlaşılmaya başlandı. Fayda sınırı neresiydi, zarar nerede başlardı cinsinden soruların sorulamaz olması, fayda sınırını aşmasına ve zarar alanına girmesine sebep oldu. Bugün ihtisaslaşma, tatbikatta birtakım faydaları hala görülmeye devam edilse de, başlangıçtaki faydasından çok daha zararlı hale gelmiştir. En büyük zararı da bilgiyi dağıtması ve bilgi telakkisi üzerinde idrak ve tefekkür faaliyetini engellemesidir. Herkes bir parçasına sahip olduğu bilginin, yekununa dair hiçbir fikir sahibi değildir ve dikkat çekici olan nokta ise bunu hiç gündemine almaması ve umursamamasıdır.
*
İhtisaslaşma, bilgi üretimini artıran bir muharrik kuvvetti ve öyle de oldu. Bir bilgi sahası tespit edip sadece orayla ilgilenmek, kaçınılmaz olarak bilgi üretimini artırdı. Zira bilgi alanı tespiti, bilgi miktarını o alanla sınırlı tuttuğu için, bilgi ihtiyacını büyütüyor, böylece bilgi üretim iştiyakını ve hızını artırıyordu. İnsandaki bilme ve idrak etme iştiyakı ve bunu mümkün kılan idrak istidatları, muhakkak ki bilgi üretimini tahrik eder. “Bilgi alanı” tespiti, bilginin azaltılması, sınırlandırılmasıdır ve bu durumda az olan bilgiyi çoğaltmak ihtiyacı artar. İhtisaslaşma, tabii ve zaruri olarak bilgi üretimini artırdı, bu durum aynı zamanda ihtisaslaşmanın faydalarından biriydi.
“Bilgi alanı” tespit etmek, her ne kadar bilgi üretimini artırıyorsa da, bilgi müktesebatının geri kalanına akıl ve idraki kapatmaktı. Bir bilgi alanı, bilgi müktesebatının bir parçasıydı, parçalardan birini tercih etmek diğerlerini dikkatten uzaklaştırmak, onlara körleşmekti. Bilgi müktesebatına körleşerek bir parçaya yoğunlaşmak, o parçada (bilgi alanında) üretilen bilgileri, nispeten de olsa bilgi müktesebatından bağımsızlaştırmak manasına geliyordu. Birbirinden bağımsız bilgi alanlarının meydana çıkması ise, bilginin tabiatını (modern dille söylemek gerekirse genetiğini) bozdu. Dünyada hiçbir şey birbirinden bağımsız olmadığı gibi kainatta da hiçbir şey birbirinden bağımsız değildi. Varlık telakkisi (ontoloji) böyle diyordu ama bilgi telakkisi ihtisaslaşma ile bozulmuş, bilgi dağılmış, birbirinden bağımsız bilgi (ihtisas) alanları oluşmuştu. Hal böyle olunca, “ilim maluma tabi olmaktan” çıktı, batıdaki anlamıyla bilim, ontolojiden bağımsızlaştı, batının ürettiği ve kullandığı pozitif bilim telakkisinin fantastik bir örgüsü haline geldi.
*
İhtisaslaşma, bilgi hakimiyeti ihtiyacından doğmuştu, bilgi üzerindeki tasarrufun derinleştirilmesini ihtiva ediyordu. Bilginin çokluğu bilgi üzerinde hakimiyet kurulmasını zorlaştırıyordu. Zaten İslam ilim tarihinde de batıda da ihtisaslaşma, bilginin çoğalmasının zaruri neticesi olarak ortaya çıkmıştı, bilgi azken ihtisaslaşma söz konusu değildi. Bilgi çoğalınca, onu ihata edemeyen insan zihni, kaçınılmaz olarak bilgi evrenini kaotik bir görüntüde seyrediyordu. Kaos insan zihnini korkutur, kaos üzerinde tasarruf kurmak kabil olmaz. Akıl, tabiatı gereği nizama meyyaldir ve insan zihni nizama doğru akar. Bilginin çoğalmasıyla birlikte bilgide kaos ihtimali arttığı gibi, ona tasarruf edecek büyük zihin ve kalb sahibi insanlar azaldığı için, kaos olmasa bile kaos manzarası daha fazla görünür hale geliyordu. Bilgi ihata edilemez, üzerinde tasarruf kurulamazsa, ondan faydalanmak da fevkalade azalıyor, aksine zararlı bir zihni malzeme haline geliyor. Batı son birkaç asırdır bilgiyi taksim etmek ve ihtisaslaşmak zorunda kalacak kadar çok bilgi üretti. Kendi bilgi müktesebatı içinde boğulmaya başlayınca ihtisaslaşmayı “bilimsel mit” haline getirdi, getirmek zorunda kaldı.
İhtisaslaşma yoluyla bilgi üzerinde tasarruf kurmak tam bir aldanıştır. Öncelikle bilgi müktesebatının küçük bir parçasına yoğunlaşan akıl ve zihin, bilgi üzerindeki tasarrufunu kaybeder. Bu durum, şehri savunamayanların kendi evlerine çekilip orada hakimiyet kurma çabasına benziyor ki, çok komik bir tavırdır. Batı, ihtisaslaşmada geldiği nokta itibariyle bilgi üzerindeki tasarrufunu kaybetti, bilgi telakkisi dağıldı, çözüldü, hızla çürümeye başladı. Bu durumun tespit edilememesi, dünyada başka bir kültür ikliminin bilgi telakkisi üretememesi ve teklif edememesinden kaynaklanıyor. Tek olan, çürüse de tek kalmaya devam ediyor. Onun yerine başka bir bilgi telakkisi ikame edilemeyince, ölüsü bile sahayı işgal etmeye devam ediyor.
*
İhtisaslaşmayı reddetmek, bilginin ne olduğunu ve günümüz bilgi müktesebatının miktarını bilmemektir. Muhakkak ki ihtisaslaşma lazımdır, mesele sadece sınırının ne olacağı sorusuyla birlikte bilgi telakkisi ve terkip ilimleri mevzuunu gündeme almakla ilgilidir.
Bilgi müktesebatı üzerindeki terkip teşebbüsü, bilgi telakkisinin ta kendisidir. Veya bilgi telakkisinin ilk tezahürü, bilgi müktesebatının terkip edilmesidir. Bilgi telakkisi ve bilginin terkibi yoksa ihtisaslaşma, bilgi üzerindeki tasarrufumuz kaybedeceğimiz ve onun tasarrufu altına gireceğimiz manasına gelir. Bilgi, terkip edilmiş halde sunulmadığı sürece, zihni ve kalbi evrenimize kaotik bir taarruz başlatacak, “neyi öğrenmemiz”, “neyi anlamamız”, “neye inanmamız” gerektiğini bilemez halde sürekli bir keşmekeşte boğulacağız. Dünyanın ve Müslümanların bugün içinde bulunduğu durumu başka nasıl tasvir edebiliriz ki?
*
Fikirteknesi külliyatı meseleye nasıl bakıyor?
Fikirteknesi külliyatında ihtisaslaşma meselesi, ilimlerin dikey tasnifinde ele alınmıştır. Dikey tasnif, her ilim mecrasının kendi içindeki terkip ilmi, tetkik ilimleri, tatbik ilimleridir. İhtisaslaşma, en ileri noktasıyla “tatbik ilimlerinde”dir, nispeten de tetkik ilimlerinde bulunur. Terkip ilmi, ismiyle müsemma şekilde, içinde bulunduğu ilim mecrasının tüm bilgisini kendinde cem ve terkip eden ilimdir. Bu cihetle tatbik ilimleri aslında “ilim” değildir, ilimler “tetkik ilimleri” katında bulunur.
Tatbik ilimleri, ilimlerin tatbikatı olmak cihetiyle ilimlerin tasnifi içinde yer alır. İlimlerin tasarruf ve murakabesi altında olması gerektiği için tasnif dışı tutulmamışlardır. Yoksa tatbik ilimlerindeki mütehassıslar, “ilim adamı” değildirler. İlim ve ilim adamlığı, “tetkik ilimler”inde başlar.
Tetkik ilimlerinde şimdiki bir ihtisaslaşma asla yoktur lakin terkip ilimlerine nispetle bir ihtisaslaşma mevcuttur. Tetkik ilimlerine dahil her ilim, o mecranın zirvesinde bulunan terkip ilminin parçasıdır ve bu husus asla unutulmaksızın tetkik ilimleri tahsil edilir, tetkik ilimlerinde araştırma yapılır, bilgi üretilir. Tetkik ilimlerindeki tasnif, zirvede bulunan terkip ilminin ana haritasına uygun şekilde yapılır, o harita ne tedrisatta ve araştırmada dikkatten uzak tutulur. Tetkik ilimlerinde tek ilim tahsil edilmez, ilimler ana haritadan bağımsızlaştırılmaz, ana haritadaki bilgi örgüsü dışına çıkılmaz. Aksi takdirde terkip ilmine giden yol kapatılmış olur, terkip ilminin bünyesindeki bilgi telakkisi çözülmüş veya anlaşılmamış olur.
Tetkik ilimlerinden her biri, aynı zamanda kendi sahasındaki tatbik ilimlerin tamamının “terkip ilmi”dir. Böylece bilginin terkibine dair temrinler, tetkik ilimlerinde başlar, bilgiyi terkip edemeyen kişi, alim veya mütefekkir olamaz.
*
Müslümanların bilgi telakkilerini ve medeniyet tasavvurlarını oluşturmaları ve dünyada yeni bir hamle başlatabilmeleri, ilimlerin tasnifi ve terkip ilimlerinin inşasına bağlıdır. Terkip ilimleri inşa ve bilgi terkip edilemezse, hem kadim müktesebatımıza ulaşmak ve onu idrak etmek imkansızlaşır hem de batının ürettiği bilgi müktesebatının kaotik taarruzundan kurtulmak zorlaşır. Bilgiyi tasarrufumuz altına almanın tek yolu, onu terkip etmektir. Günümüzde hem kendi kadim müktesebatımızın zenginliği hem de batının bilgi miktarı dikkate alındığında, bilgi karşısında ne yapacağımızı bilemiyor, bir istikamet tayin edemiyor, bir güzergah haritası çizemiyoruz. Zihni ve kalbi evrenimiz bilgiyle aydınlanmıyor, bilgiyle bombalanıyor, sürekli tahrif ve tahrip ediliyor. Bilgiyi zapt altına alamıyor, sürekli onun tarafından kullanılıyoruz. Batının bilgi müktesebatı altında eziliyoruz zira miktarı karşısında gözümüz kamaşıyor. Kendi müktesebatımıza ulaşamıyor, ulaşamadığımız için ondan daha fazla batıdan etkileniyoruz.
EBUBEKİR SIDDIK KARATAŞ

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir