İKTİSADİ KRİZ-4- BATI YOL AYRIMINDA

            İktisadi krizin atlatılabilmesi ve normal iktisadi düzene (işleyişe) geçilebilmesi için ABD ve AB ülkelerinde birçok tedbir (veya tedbir paketleri) hazırlandı ve uygulamaya geçildi. ABD deki ilk paketin 2008 yılı sonbaharında uygulamaya konduğu hatırlanırsa üzerinden 4-5 ay geçtiği hatırlanacaktır. Tedbir paketlerinin bir-iki ayda etkilerinin görünmeyeceği bilinen bir şeydir ama 4-5 ayda netice vermeye başlayacağı vakadır. İlk paketten sonra da birkaç paket daha uygulamaya konulmuş olmasına rağmen kriz yavaşlamamakta ve derinleşmeye devam etmektedir.

            İktisadi krizi, bundan önceki krizlerde olduğu gibi bazı iktisadi tedbirlerle atlatmaya çalışan batı dünyası, problemi teşhis etmekten bile aciz haldedir. Meselenin sadece iktisadi mahiyet taşıdığına dair tüm uzman ve fikir adamlarının ittifak içinde olduğunu görmek, krizin kaynağının doğru teşhis edilemediğini anlamamızı sağlayan manidar bir göstergedir.

            Krizin iktisadi sebepleri olduğu doğrudur. Fakat daha derinlerde iktisadi olmayan sebepleri vardır ve batı bunu hala anlayabilmiş değildir. İktisadi sebeplerin dışında bulunan ve daha derinlerde olan sebepler keşfedilemezse, bu krizin savuşturulabilmesi imkanı yoktur. Zira bu kriz, dehşetengiz neticeleri olacak bir hadiseler silsilesini tetikleyecektir.

 

*

 

            “İkinci Kurtuluş Savaşları Çağı” isimli 2005 yılının Nisan ayında yayınlanmış eserimizde, bu gün yaşanan iktisadi krizi ne kadar açıklıkla ve benzer şekilde ifade etmişiz.

             “Dünya çapındaki ekonomik kriz kaçınılmazdır ve mevcut gidiş bu neticeye doğru hızlı bir sürükleniştir. Sürükleniştir zira gelişmelerin yönü anlaşılmayan, fark edilmeyen bir durum değildir. Dünya ekonomik krizi sürpriz bir hadise olmayacak ve doğrusu uzmanlar tarafından zamanı dahi tahmin ve hatta tespit edilebilecektir. Malum hedefe doğru mecburi istikamet halindeki sürükleniş, neticeye yeterince yaklaştığında dünyadaki tüm ekonomistler koro halinde bağırmaya başlayacaklardır.             Dünya ekonomik krizi o kadar güçlü bir şekilde gelecektir ki, birinci dünya savaşının akabindeki dünya ekonomik krizi bunun yanında birkaç şirketin batması gibi komik kalacaktır. Nükleer savaş kadar etkili ve çökertici neticeleri meydana gelecek ve zengin ülkelerin insanları çıldıracaktır.             Dünya ekonomik krizi patladığında gelişmiş ülkeler ekonomik anlamda yerle bir olacaktır. Dayanabilecek olanlar gelişmemiş ülkelerdir ve nispeten gelişmekte olan ülkelerdir. Bunların dayanıklılığı ekonomik zafiyetlerinden kaynaklanmaktadır zira bu ülkeler zaten kesintisiz krizdedirler veya fakirliğin en ağır şartlarını yaşamaktadırlar.

            Global ekonomik krizin etkilerinin büyük olmasının temel sebebi, çağın kavrayışının ekonomik merkezli olmasındandır. Gerçekten batı dünyasının iki asırdır dünyaya pompaladığı ekonomik tabanlı hayat anlayışı yeterince yayılmıştır. Ekonomi, hayatın ve hatta medeniyetin (batı medeniyetinin) ana karakteristiği olunca, ekonomik kriz ana yapıyı imha ve hayatı darmadağın edecektir.” (İkinci Kurtuluş Savaşları Çağı, sitemizin “e-kitap” bölümünde yayınlanmaktadır)

 

            Dört beş yıl önce yapmış olduğumuz teşhis, hala uzmanlar tarafından anlaşılmış değil. Krizin içinde bulunduğumuz safhasında bile bu teşhise ulaşamamış olan uzmanların bu krize çözüm getireceğini düşünmek bizim için fazla saflık olur.

 

*

 

            En büyük kriz, hayatın üzerine bina edildiği zeminde meydana gelen krizdir. Batı, hayatı iktisadi zemin üzerine bina etmiştir. Bu sebeple mahiyeti iktisadi görünen bu kriz, batılı hayatın temelinde (bir manada kaynağında) meydana gelmiş devasa bir krizdir. Hayatın kaynağında meydana gelen krizin üstesinden gelmek kabil değildir.

            Bu krizin kapitalizmin krizi olduğu iddiası, eksik bir teşhistir. Bir açıdan bakıldığında kapitalizmin krizi olduğu doğrudur ama başka bir açıdan bakıldığına “hayat anlayışı ve tarzı”nın krizidir. Bahsini ettiğimiz hayat anlayışı ve tarzı, iktisadi temelli hayat tarzıdır. Bu hayat anlayışı ve bu anlayışın üzerine bina edilen batı medeniyeti yolun sonuna gelmiştir. Eğer sadece kapitalizmin krizi olsaydı, ABD deki kriz anlaşılabilir ama AB ülkelerindeki kriz anlaşılamazdı. Zira AB coğrafyasındaki iktisadi anlayış, kapitalizm ile sosyalizmin bulamacıdır. Fakat kapitalizm ile sosyalizm (veya komünizm) hayatın kaynağını iktisatta arama noktasında aynı zemine oturmaktadırlar. Bu sebeple kriz, her iki iktisat anlayışını da darmadağın etmiştir.

 

*

 

            Batı dünyası bugün itibariyle her ne kadar fark ettirmemeye çalışsa da artık bir yol ayrımına gelmiştir. Doğrusu, yol ayrımına geldiğini anladığına dair açık ipuçları da bulunmamaktadır. Eğer yol ayrımına geldiğini gerçekten fark etmemişlerse ve bir müddet daha fark etmezlerse akibetleri çok vahim olacaktır. Yol ayrımına geldiklerini anlamamış olmaları halinde hala iktisadi krizi çözebilecekleri vehmiyle hayata devam edecekler ve her tedbir paketi krize çare olmayacağı gibi krizi derinleştirmeye devam edecektir. Krize çare aramak bakımından şu ana kadar yaptıkları tüm uygulamalar krizi derinleştirmiştir. Bu durum, yol ayrımına geldiklerini anlamadıklarını göstermektedir. Yol ayrımına geldiklerini fark ettikleri anda iktisadi krize çare aramayı bırakacaklardır. Çünkü iktisadi krizden daha derinde ve daha büyük başka bir kriz yaşamaktadırlar ve öncelikle ona çare aramaları şarttır.

            Önüne geldikleri yol ayrımı nedir? Hayatlarını iktisadi zeminden (çerçeveden) başka bir zemine taşımak zorundadırlar. Yol ayrımı budur. Bugünkü hayat anlayışları (iktisadi temelli hayat) çöktü. Bunu iktisadi kriz zannetmeye devam ediyorlar. Bu yazı serimizin birinci makalesinde “Felsefi kriz ya da diyalektik işleyişin sonu” başlığını kullanmıştık ve krizin öncelikle felsefi kaynaklı olduğunu teşhis etmiştik. Krizin “düşünce krizi” olduğu ve batının artık “entelektüel zafiyet” içinde kıvrandığı bizzat batı tarafından fark edilmezse, batı dünyasının yapabileceği hiçbir şey kalmamış demektir.

            Batı dünyasının bugün içinde bulunduğu şartlarda hayatın zeminini değiştirme imkanı var mıdır? Bu soruya evet demek mümkün görünmüyor. Hakikaten hayatın zeminini değiştirmek, yeryüzündeki en zor hadiselerden biridir. Batı dünyası ise medeniyetini mevcut zemin üzerine inşa etmiştir ki, hayatının zeminini değiştirme teşebbüsü aynı zamanda medeniyetinden vazgeçmesi manasına gelecektir. Bunu yapmasını beklemek ise imkansızdır.

 

*

 

            Batının hem kendi için yapacağı bir şey kalmamıştır hem de dünya için yapacağı bir şey kalmamıştır. Şimdi dünyanın batı dışında kalan (veya batılılaşmamış olan) coğrafyalarının yapacağı iş; batının çökerken elinde bulunan yüksek ateş gücüne sahip ordularının çılgınca kullanılmasını önlemek ve kendi merkezlerinde “yeni hayat” ve “yeni dünya” kurmaya teşebbüs etmektir. Bunu yaparken de batının fikri kaynaklarından mümkün olduğunca uzak durmaya çalışmalıdır.

            Batının üretmiş olduğu hayatın ve hayat gerçekliğinin dışına çıkabilmekten korkulmamalıdır. Bilinmelidir ki, batı gerçekliğinin dışında da “hayat gerçeklikleri” vardır veya üretilebilir. Bu ön fikir olmadan batının, tüm hayatı kuşatan “gerçeklik kavrayışı”ndan kurtulmak kabil değildir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir