İKTİSADİ KRİZİN SEBEPLERİ -II-

Kapitalizm lokal bir sistemdir veya kapitalizmin dünya çapında imtihanı

Kapitalizmin temel kuralları herkes tarafından bilinir. Çok da basittir aslında kapitalizmin kuralları… Belki de bu sebeple kapitalizm hakkında her insan fikir sahibidir ve fikir beyan etmekten imtina etmez. Oysa iktisat ile ilgili sistemli bilgisi olan insan sayısı mukayeseli olarak çok azdır. Nedir kapitalizmin temel kuralı? Veciz olarak ifade edildiği gibi “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler”. Yani serbest piyasa veya piyasanın işleyişine müdahalenin men edilmesi…

Serbest piyasa dendiğinde ilk akla gelen de rekabettir. Rekabet önlendiğinde kapitalizm teorik olarak ortadan kalkar.

Rekabet ve serbest piyasa dendiğinde, üretim denklemindeki girdilerin maliyetlerinin düşürülmesi hayati önemdedir. Üretim denklemine bakıldığında en önemli maliyet girdisinin başında işgücünün geldiği görülmektedir. Farklı ülkelerde maliyet kalemlerinde değişiklik görüldüğü vakadır. Fakat yazımızın konusu gelişmiş ülkeler (ve tabi ki kapitalist ülkeler) olduğu için işgücü maliyetinin yüksekliği aşikârdır.

Rekabet ve serbest piyasa sözkonusu olduğunda maliyet kalemlerinin tamamında geriye doğru bir gidişin (maliyeti düşürme çabasının) şart olduğu görülür. Maliyet rekabetinde (ki rekabetin büyük kısmı zaten maliyette yaşanmaktadır) işgücü girdisinin geriye gitmesinin anlamı, işçilerin ücretlerinin azaltılması demektir. İşçilerin ücretlerinin azaltılması veya ucuz işgücü aranması süreklilik kazanacaksa, Marks yerden göğe kadar haklı hale gelir. Zira işçiler köle düzenine hapsedilir ve insanlık dışı bir hayat yaşamak mecburiyetinde bırakılır. Hiçbir iktisadi sistem, cemiyetin bir kısmını (ki önemli bir kısmını) göz ardı edemez. Başka bir ifadeyle cemiyetin bir kısmını umursamayan bir sistem teklifi, insanlık dışı bir tekliftir.

Kapitalistlerin hemen şu itirazı yaptığını duyar gibiyim. “Serbest piyasa refah üretir, refah arttığında işçi ücretleri serbest piyasa kurallarına uygun olarak yükselir”. Kapitalizmin püf noktalarından birini bulduk. Kapitalizm refah üretmek zorundadır. Eğer refah üretemezse, piyasaya müdahale mümkün olmadığı için işçi ücretleri yükselmez. Zira genel bir refah artışı olmuyorsa işçiler düşük ücretle çalışmak mecburiyetindedir. REFAH ÜRETMEMESİ İHTİMALİNDE KAPİTALİSTLER (SERMAYE SAHİPLERİ) HALKIN DİĞER KESİMLERİNİ SÖMÜRÜRLER. Bu bir…

Kapitalizmin genel bir refah ürettiğini veya üreteceğini sabitleyelim ve buradan devam edelim. Kapitalizm refah ürettiğinde işçi ücretlerinin yükselmesi gerçekliği, sözkonusu ülkede meydana gelmektedir. Siyasi sınırların olmadığı bir dünya hayali üzerine bir iktisadi sistem kurmadığımıza göre, kapitalizmin refah üretmesini bir ülke için geçerli saymak durumundayız.

Belli bir ülkede refah seviyesinin artması ve buna paralel olarak işçi ücretlerinin yükselmesi, o ülkedeki işverenler arasındaki rekabeti etkilemez. Zira işgücü maliyeti herkes için sabitlendiğinden dolayı (yani her üretici için yükseldiğinden dolayı) rekabet başka maliyet kalemlerine yönelir. Burada problem yok. Fakat bu ihtimalde başka bir problem var. Bu noktada ortaya çıkan problem, başka ülkelerdeki işverenlerin (üreticilerin) rekabeti…

Milletlerarası ticaret sözkonusu olduğunda, iktisadi hayattaki üretici aktörlerin yerini devletler almaktadır. Buradaki devletten kastımız, farklı siyasi coğrafyalardaki iktisadi şartlar manzumesidir. Diğer devletlerde de kapitalizm cari olduğu verisinden hareket etmekteyiz. Bu durumda diğer siyasi coğrafyalardaki maliyet kalemlerindeki (mesela işgücü maliyetindeki) rekabet gücü karşısında, refah üreten kapitalist siyasi coğrafyadaki üretici firmaların durumu ne olur? Konuyu daha açık ifade etmek gerekirse; AB ülkelerindeki ve ABD de ki işçi ücretlerinin ortalama maliyetlerinin aylık 2.000 ila 3.000 Dolar olduğu fakat buna mukabil geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerdeki işgücü maliyetinin aylık 100 ila 200 Dolar olduğu hatırlanırsa, ortaya çıkacak milletlerarası ticaretteki rekabetin neticesi ne olur?

Kapitalistlerin bu soruya şu cevabı verdiğini duyar gibiyim. “O ülkelerde kalkınır veya refah üretir, bu durum kapitalizm için tenkit değil takdir sebebidir”. Bu cevabın ilk göze çarpan özelliği “doğru” olduğudur. Fakat cevap kendi içinde devasa bir paradoksu gizlemektedir. Bu paradoksu anlayanlar için cevap yanlıştır.

Paradoks şu; bir siyasi coğrafyadaki üretim maliyetinin düşüklüğü (mesela işgücü maliyetinin düşüklüğü) sebebiyle o coğrafyanın rekabet gücünün arttığı vakadır ve bu sebeple kalkınacağını öngörmek doğrudur. Fakat bir siyasi coğrafyanın kalkınması, gelişmiş siyasi coğrafyalardaki refahı geriletir. Zira gelişmiş ülkelerin rekabet gücü zayıflar ve sistem tıkanarak çöker. Neden çökeceğini uzun uzun anlatmaya gerek yok sanırım. Gelişmekte olan ülkelerdeki düşük maliyetle üretilen malların gelişmiş ülkelerin piyasalarına girmesi ve oraları işgal etmesi, yüksek maliyetle üretilen malların tüketimini sıfıra doğru çeker. Buna karşılık korumacılık gibi kapitalizme aykırı tedbirler de alınamayacağı teorik olarak kabul edileceği için, gelişmiş kapitalist ülkelerdeki iktisadi sistemin çökmesini engellemek imkânsızdır.

Kapitalizmin başka ülkelere seyahat etmesi durumunda bir önceki ülkeyi yerle bir edeceği vaka olmasına rağmen bu durumun daha önceki dönemlerde (ve aslında tarihte) hiçbir misalinin olmadığı gerçektir. Daha önce gerçekleşmemiş olması, kapitalist sistemin dünya çapında tecrübe edilmediğini göstermektedir. Dünyanın birkaç ülkesinde veya aynı medeniyeti paylaşan bir kesiminde tatbik edilerek müspet neticeler alınmış olan bir sistemin, hayat tarafından doğrulandığını söylemek kabil değildir. Bir sistem dünya çapında tecrübe edilmediği takdirde o sistemle ilgili son söz hala söylenmemiş demektir.

Neden bu hadise daha önce gerçekleşmemiştir? Bunun, temel iki sebebi var. Birincisi yakın zamana kadar bilginin (ve tabi ki teknolojinin) batının tekelinde olması, ikincisi ise dünyanın (batı dışındaki ülkelerin) daha önce kapitalist olmamasıdır.

Bilgi ve teknolojinin batının tekelinde olması, diğer coğrafyaların üretim için ön şart olan “bilgi”ye sahip olmaması batı ile rekabetini engellemekteydi. Batının teknolojik ürünlerinin değeri ve karının yüksek olması ve bu alanda tekel halinde bulunması, diğer coğrafyaların sömürülmesini mümkün kılıyordu. Kapitalizmin önemli kurallarından birisi olan rekabet (ve tabi ki buna bağlı olarak anti-tröst kuralı) hatırlandığında, gelişmiş batılı ülkeler ile diğer coğrafyalar arasında bir rekabet olmadığı ve batı tekelciliğinin dünyaya hakim olduğu anlaşılacaktır. Bilgi, teknoloji ve dolayısıyla üretim tekelini elinde bulunduran batılı kapitalist gelişmiş ülkeler, diğer coğrafyaları sömürmüşlerdir. DEMEK Kİ, KAPİTALİZM, GELİŞMİŞ ÜLKELER ELİYLE DÜNYANIN SÖMÜRÜLMESİDİR. Öyleyse kapitalizm iki sömürüden birini mutlaka gerçekleştirir. Ya kendi insanlarını sömürür veya diğer coğrafyaları sömürür. Aslında ise ikisini de yapar. Önce kendi insanlarını sömürür ve semizler ondan sonra da diğer coğrafyalardaki insanları sömürür.

Kapitalistlerin bu teşhise karşı şu itirazı yükselttiklerini duyar gibiyim. “Öyleyse diğer coğrafyalar da (ülkeler de) gelişsin veya kapitalist olsun. Onların geri kalması neden kapitalizmin suçu olsun ki?”. Bu itirazı şimdilik kabul edelim ve ikinci sebebi açıklamaya devam edelim. Kapitalizmin diğer ülkelere seyahat etmesi halinde önceki ülkeleri viraneye çevirmesi misalinin neden daha önce gerçekleşmediği sorusunun cevabındaki ikinci sebep, diğer coğrafyaların kapitalist olmamasıydı zaten. Şimdi kapitalistlerin yukarıdaki itirazını da göz önünde bulundurarak devam edelim.

Diğer coğrafyalar kapitalist olmadıkları ve koruma duvarlarını yüksek tuttukları için batı-kapitalistler ile rekabet edemediler ve batının ürettiği teknolojik ürünleri almak mecburiyetinde kaldılar. Bu durum kapitalistlerin semirmesine sebep oldu. Fakat kapitalistler bu semirmeyi kafi görmediler ve diğer coğrafyaların koruma-gümrük duvarlarını indirmelerini istediler. Koruma duvarları indirildiğinde daha fazla mal satacaklarını, zira o ülkelerdeki insanların da tüketim çılgınlığını alışkanlık haline getireceklerini düşünüyorlardı. Kapitalizmin anti-tezinin gerilemesi ile başlayan ve yıkılması ile çağlayan haline gelen diğer coğrafyalardaki kapitalist iktisadi sistemi kabul ve tatbik etme gayreti, önceleri batılı kapitalistleri sevindirdi. Öngördükleri gibi daha fazla mal sattılar ve daha fazla semirdiler. Fakat burada bir yanlışlık vardı ve bu yanlışı batılı kapitalistler göremediler.

Yanlışlık şu öngörü zincirindeydi. “Daha fazla mal satabilmek için koruma duvarlarının indirilmesi veya kaldırılması gerekiyordu. Bunun için ülkelerin kapitalist olması şarttı. Kapitalist olacaklar fakat üretimi kendi başlarına yapamayacaklardı. Üretim yine batılı kapitalistler tarafından ve daha ucuz maliyetle gerçekleştirilecekti”. Yanıldıkları nokta, öngörü zincirinin son halkasıydı. Ülkeler kapitalistleşmeye başladılar ama üretimi kendileri gerçekleştirdiler. Batılı kavrayış bunu asla öngörmemişti zira dünyanın batı dışında yaşayan insan kütleleri aslında insan değil de insanımsı yaratıklardı ve kendilerinin (batılıların) yaptıklarını yapabilmeyi akledemezlerdi. Kendilerine körü körüne güvenmenin çok ağır bir bedelini ödüyorlar şimdi. Zira dünya kapitalistleşti ve kalkınmaya başladı ama aynı tahterevalli misali batı çökmeye başladı.

Evet… Dünya kapitalistleşiyor. Evet… Dünya, tarihinde ilk defa bu kadar batılılaştı. Dünyanın batılılaşması aslında batının RÜYASIYDI. Ama bu rüyada kâbuslar göreceğini hayal dahi etmemişti

. Dünyanın batılılaşması ve kapitalistleşmesi ile beraber üretimin gelişmekte olan ülkeler kayması, batının iktisadi hayatına atılmış devasa bir atom bombasıydı. Bu bomba aslında radarlara yakalanmıştı ama her nedense (batılı adamın içi boşalan kibridir aslında sebeplerden biri) gerçekleşmesi engellenemedi. Batı, kendine gereğinden fazla güvenmeseydi de aslında yapabileceği bir şey yoktu. Zira kapitalistleşen ülkeler içinde bulunan Rusya, Çin ve Hindistan gibi devasa boyutlardaki ülkelerin zapt altına alınması kabil değildi.

Yeni kapitalistleşen veya kapitalistleşme sürecini yaşayan gelişmekte olan ülkelerdeki üretim ve rekabet imkânları karşısında batılı kapitalistlerin yapabileceği bir şey yok. Demek ki, kapitalizm başka bir coğrafyaya taşındığında geride bıraktığı coğrafyayı viraneye çeviriyor. Başka coğrafyalara taşınan kapitalizm, şimdi önceki kapitalizmi veya kapitalistleri yemeye başladı. ÖYLEYSE NEYMİŞ; KAPİTALİZM, KAPİTALİSTLERİ BİLE SÖMÜRÜRMÜŞ! Bu da üçüncü sömürüsü kapitalizmin… Burada kapitalistlerin kurabileceği zeki cümle kontenjanı tektir. Tek kontenjanı dolduracak “ZEKİ CÜMLEYİ” kim kurar bilmem ama o cümlenin DÂHİYANE BİR CEVABI var. Kapitalistlerin kuracağı zeki cümleyi ve o cümlenin dâhice cevabını okuyucuya bırakıyorum.

*

Üç sömürü türü aslında sırasıyla kendini tekrarlar. Her sömürü ise krizlerin ana rahmidir. En iyi tahminle iktisadi kriz çıkmazsa, İNSANİ KRİZ çıkar. Rekabet için (refah üretilmiş olsun ya da olmasın) işçi ücretlerinin mütemadiyen düşük tutulması iktisadi kriz çıkarmasa da bu durumun bizatihi insani kriz olduğu vakadır.

Tabiatı gereği mütemadiyen kriz üreten bir sistem olmaz. Tabiatında kriz depoları bulunan düşünce disiplinine sistem denmez.

*

Kapitalizm, tarihinde ilk defa dünya çapında tecrübe ediliyor. Şimdi soru şu: Dünyanın tamamının kapitalist olması halinde sistem yaşayabilir mi? Bu sorunun önemi sanırım anlaşılmaktadır. Zira kapitalizm, farklı coğrafyalara seyahat ederek varlığını devam ettiriyor. Mesele, tüm dünyanın kapitalistleşmesi durumunda varlığını sürdürebilme imkânının olup olmadığıdır. Kapitalizm, başka coğrafyaları sömürmeden ayakta duramıyorsa, bir iktisadi sistemden değil de bir emperyalizm modelinden bahsediyoruz demektir.

*

Kapitalizm tenkidi, komünizm teklifi değildir. Kapitalizmin yanlış olması, komünizmi doğrulamaz. Zira yanlışın zıttı (anti-tezi) her zaman doğru olmaz. Bir yanlışın birden çok zıddı olduğunu dünya yeni öğrenmeye başlıyor. Zaten bu durum (bir yanlışın zıddının doğru olmaması ihtimali) diyalektik işleyişin sıhhatli olmadığını gösterir. Bu bahis uzundur, burada tetkik ve tahlil edilmesi mümkün değil.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir