İLİMLERİN TASNİFİ-6-İNSAN İLMİNİN RUHİYAT ŞUBESİ

İLİMLERİN TASNİFİ-6-İNSAN İLMİNİN RUHİYAT ŞUBESİ
İslam ilim ve irfan (tasavvuf) mecraları “insan ilmini”, ahlak ve edep olarak inşa etmişti. Beşeri ilimlerin tamamı, cemiyet şubesiyle ahlak ilminde terkip olunmuştu. Hakikat mektebi olan irfan geleneği ise ferd şubesini inhisarında tutmuş ve edep mefhumuyla tesmiye etmiş ve mecrasını da “nefs terbiyesi” olarak açmıştır.
Bu günün dünyası, kültürü ve bilgi yığını, ahlakın “yüksek ilim” yani terkip ilmi olmasını anlayamaz çünkü ahlakı, bilgi disiplinlerinden biri olarak görmeye meyyaldir. Hatta ahlakı bilgi disiplini olmaktan bile çıkarmış ve insanları kendi haline bırakmıştır.
Ahlak neden terkip ilmidir? Çünkü beşeri ilimlerin tamamı, insan merkezinde olmak şartıyla hayat içindir. Hayatın inşa edilebilmesi, mutlu bir hayat yaşanabilmesi maksadına matuftur. Ahlak, hayat ile ilgili toplam bilgi demetidir. En azından İslam’da böyledir. İslam medeniyet tasavvuru üst başlığı çerçevesinde ilimlerin tasnifini yaptığımıza göre, insan ilminin cemiyet ve hayat şubesinin terkip ilmi, ahlak olarak tesmiye edilir, İslam irfanı da tarihte böyle yapmıştır.
Ahlakın, cemiyet ve hayat sahasında insan ilminin terkip şubesi olması geleneğimizde de var ve bu cihetten zorluk çekeceğimiz zannında değilim. Zorluk çekeceğimiz kısmı, ferd şubesiyle ruhiyatın kurulmasıdır. Çünkü ruhiyat, kadimden beri tasavvufun inhisarında olagelmiştir. Tasavvuf ise tecrübi ilimlerden olduğu için, doğrudan insanlara ulaşma imkanı yoktur. Bu ilmin tarihte olduğu gibi şimdi de mütehassısları “ehl-i tasavvuftur” şüphesiz ama artık ilim olarak terkip ve teşkil edilmeli ve piyasaya sunulmalıdır. Batı medeniyetinin müdahalesiyle dünyanın sahip olduğu psikoloji, psikiyatri gibi bilimlerin derlenip toparlanıp İslam irfan havzasında yeniden inşa edilmesi lüzumu açık… Bu çerçevede, nihai manada tasavvufun inhisarının devamı muhafaza edilmek üzere, talim ve tatbiki mümkün bir ilim inşası zamanı gelmiş olmalıdır.
*
Ruhiyat, insanın ferdi şubesiyle ilgilenen tüm beşeri ilimlerin terkip ilmidir. İnsanın ruh ile beden münasebeti, ruh ile kalb münasebeti, ruh ile zihin münasebeti, ruh ile nefs münasebeti, ruh ile iman münasebeti, ruh ile akıl münasebeti, ruh ile hayat münasebeti başlıkları öncelikli olmak üzere, tüm zihni ve kalbi evren ile ilgilenen ilimler, “ruhiyat” terkip ilmi çatısında cem olunur. İmanın inşası, aklın inşası, akl-ı selimin oluşması, kalbi evrenin mahiyeti ve çalışma usulleri, zihni evrenin mahiyeti, oluşumu ve faaliyet esasları, nefs ve aklın zihni evrendeki mevzii ve insan faaliyetlerine tesiri gibi bir defada sayılamayacak kadar çok başlık, bu terkip ilmi altında şube şube ilim dallarını inşa etmeyi gerektirir. Batı kültüründen neşet eden psikiyatri ve psikoloji gibi bu alanlara ait olduğu zannı uyandıran bilimler, İslam’ın insan anlayışındaki derinlik yanında gevezelik gibi kalır.
Vahdet her alanda, konuda, varlıkta mevcuttur. Tekevvün ilminin “varlık yekunundaki” vahdeti arama vazifesi, insan ilminde de “insandaki vahdeti” arama vazifesine dönüşür. İnsan denilen terkip, derununa doğru mesafe alındığında, zihni keşmekeş (kaos) yerini vahdete bırakır. Bu güzergahın sondan bir önceki noktasında ruh ve nefs gibi bir düalite ile karşılaşılır ama son noktaya varıldığında ruhtan başka bir kaynak ve varlık kalmaz. Bu sebeple terkip ilminin ismi ruhiyattır.
Eğer insan tahlilinde, ruh ve nefs düalitesi varlık olarak (ontolojik olarak) aşılamıyorsa, insan iç alemindeki vahdet, fonksiyonel olarak ruh merkezinde kurulur. Yani nefs terbiye, tezkiye ve tasfiye ile insan iç alemi ruhun tasarrufuna teslim edilir.
*
Batı medeniyetinin sahip olduğu ilim mecrası, pozitif ilim mecrası olduğu için, müspet ilimlerde ulaştığı seviyeye (derinliğe) hiçbir alanda ulaşamadı. Beşeri ilimlerde batının ürettiği bilgilerin tamamı güvenilmez ve içi boştur. Özellikle insan ilimlerinde (psikiyatri, psikoloji gibi) çok sığdır. Sadece insan zihni üzerinde çalışmaktadır ki onu da beyinden ibaret görür. Beyinden daha aşağıya inememiş, daha derinlerin varlığını da “şuuraltı” gibi tarif edemediği içi bomboş isimlendirmelerle zapt altına almaya çalışmıştır. Oysa İslam irfanı, beyinden ötede zihni evreni, onun derinliğinde kalbi evreni ve onun merkezinde ruhu müşahede edecek kadar mesafe almıştır. Bu sebeple İslam irfanı, beşeri ilimlerde hala batıdan bin dört yüz yıl ileridedir.
*
Sadece ruh ile beden arasındaki münasebetin mahiyeti anlaşılsa, haritası çıkarılsa insanlık, bu güne kadar sağladığı gelişmenin birkaç katı ilerleme sağlar. Ruhi ilimler, mevcut teknolojinin çok ilerisinde imkanlar oluşturuyor. Öyle ki mevcut teknolojinin birçok imkanına ihtiyacımız kalmaz. Fakat ruhi ilimlerin zorluğu, müspet ilimlerdeki faaliyetlerin kesintisiz devam etmesini şart kılar.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir