“İLİMLERİN TASNİFİNE” DAİR MÜLAKAT

Doç. Dr. HACI ALİ BOZKURT İLE “İLİMLERİN TASNİFİNE” DAİR MÜLAKAT

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

*Mülakatın takdimi
Hacı Ali Bozkurt Beyefendi, 1943 Erzincan doğumlu, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Fransızca ve Arapça bilen ilim adamlarımızdandır. Doçenttir, felsefe sahasında mütehassıstır.
Anadolu’nun “kıymet mahzeni” olduğu fikrimiz ve umudumuz, bizi sürekli arayışa sevk etmekte, Allah Azze ve Celle ümit ve gayretimizi boşa çıkarmamaktadır. Bu cümleden olarak bulduğumuz kıymetlerden birisi de Hacı Ali Bozkurt Beyefendidir. Hacı Ali Bozkurt Beyefendi; ilmi teçhizatı, fikri derinliği, tecrit ve terkip mahareti takdire şayan bir ilim (bilim değil) adamlarımızdandır. Hem kadim müktesebatımıza vukufiyeti hem de felsefeye nüfuzu dikkat çekici derinliktedir. Ümmetin mühim ve acil meselelerinden olan “ilimlerin tasnifi” bahsine gösterdiği hassasiyet ve atfettiği kıymet, bu mevzuun unutulmuş olmasına hayret edecek kadar derindir.
Şahsiyeti hürmete, idraki itibara layık olması cihetiyle daha uzun soluklu müşterek çalışmalar yapmak temennisindeyiz. Bu mülakat, telefonda yapıldığı için hacmi küçük lakin muhtevası büyük bir çalışma oldu. Rızaları istikametinde, bununla iktifa etmek niyetinde değiliz.

*Mülakat
Metin Acıpayam: Bilgi ve ilimle sıhhatli münasebet kurmanın ilk şartı ve altyapısı ilimleri tasnif etmeyle mümkündür. Tasnif yoksa hayata müdahale etme imkanınız da yoktur. Zira hayat nizami ve ciddi irtibat ağlarını kabul eder. İlimlerin tasnifinin hayata bakan yönüyle alakalı konuşalım.
Doç.Dr. Hacı Ali Bozkurt: Sevgili Metin kardeşim, evvela şu hususu belirtmek zorundayım. Başlattığınız fikri hamlenin bir tarafı farz-ı ayn, diğer tarafı farz-ı kifaye hükmündedir. Farz-ı ayn olan tarafı, işlediğiniz mevzuların “sizin” değil, tüm “ümmetin” meseleleri oluşundandır. Ümmetin dirilişinin alt yapısını ilimlerin tasnifi meselesi vücuda getirecektir. Bu kadar hayati bir konu nasıl es geçilebilir? Bu açıdan bu meselelerle uğraşmak bir bakıma farz-ı ayn hükmündedir. Diğer tarafa gelelim. Neden farz-ı kifaye? Ümmet çok ağır imtihanlardan geçmektedir. Fikir, sakinliği ve sevecen zemini ister. Fikrin tatbikatı şu şartlarda mümkün görünmemekte… Bu bakımdan mevzularınızın diğer tarafı farz-ı kifaye hükmündedir. İki durumda da size düşen manevi mükâfat muazzamdır. Hem “Farz-ı ayn” olan mevzulara işaret ediyor ve dikkatleri buraya çekmek istiyorsunuz, hem de “farz-ı kifaye” den dolayı diğer Müslümanların üzerinden mesuliyeti kaldırıyorsunuz. İki halde de payınıza düşen şeref büyüktür. Bu bakımdan mevzuya geçmeden evvel Terkip ve İnşâ dergisi ailesini kutluyor, işlerinizde muvaffakiyetler diliyorum.
Bu girizgahtan sonra meselemize geçebiliriz.
İlimlerin tasnifi, ilimlerin alan ve sınırlarını belirleyerek birbirinden ayırmak, bu sahalar arasındaki münasebeti kurarak, farklı ilimlere ait birikimleri sistematik şekilde değerlendirmek ve nihayet maarif sisteminin (geniş manasıyla hayatın) temel müfredatını oluşturmak üzere yapılmalıdır. Aynı zamanda İlimlerin tasnifi demek, iki ayrı dünyanın (Batı ve Doğu) hayatı nasıl ve ne bakımdan şekillendirdiğini görmemizi temin eder. Bunun için tasnifiniz yoksa kendinize ait zihni ve ruhi dünyanız da -doğru orantılı şekilde- yok demektir. Bu açıdan hayat ve ilim tasnifi doğru orantılıdır. (Biri varsa diğeri var, biri yoksa diğeri de yoktur)
Metin Acıpayam: Kadimdeki tasnifleri incelediniz mi?
Doç.Dr. Hacı Ali Bozkurt: Hemen hemen hepsini inceledim Metin bey. Tetkik etmememiz mümkün değil çünkü. Zaten bir çoğu aynı güzergahtadır. Çünkü o zaman ihtiyaç hasıl değil bazı meselelere. Kadimdeki tasniflere vefasızlık yapmayalım. Bugünün şartlarından o tasnifleri değerlendirmeye tabi tutmak iflas etmiş olan anlayışın tezahürüdür. Onlar bugünkü yapılacak tasnifte bize ilmi prototip teşkil eden hüviyete sahiptir. Şurası unutulmamalıdır ki, Müslümanların (ümmetin) ilimlerin tasnifini yapmadığı asır 20. asırdır.
Kadimdeki ilim erbabımız ilme ve bilgiye o kadar müpteladır ki, “felsefe” gibi aklı piçleştiren varlığı bile kendi bünyesine almak cüretini göstermiştir.
Metin Acıpayam: Burası mühim… Konuyu biraz daha açar mısınız?
Doç.Dr. Hacı Ali Bozkurt: Sakın ola şu hataya düşmeyelim. İlim erbabımız kesinlikle felsefeden yahut Eski Yunan’dan etkilenmemiştir. Felsefe hakkında İbn-i Sina, Farabi ve Kindi gibi mütefekkirlerimizin müsbet düşündüğü sanılır. Bu mütefekkirler, felsefeye müsbet bakmıyor değerli kardeşim. Yaptıkları iş, terkib maharetlerinin olmasıyla alakalıdır. Bunu şuradan anlıyoruz ki, İbn-i Sina eserlerinde “felsefe” yerine “hikmet” kelimesini kullanmıştır. Nerede etkilenme? Nerede esinlenme? Etkilenmiş olsa, felsefe der çıkar dimi? Bu yerli taşeronların uydurdukları koca yalandan ibarettir. Çünkü onlara göre Müslümanlar üretmemişlerdir, ya ne yapmışlar o zaman? Eski Yunan’dan etkilenmişler. Kime yutturuyorsunuz bu yalanı? Necip Fazıl merhum, Batı Tefekkürü ve İslam tasavvufu isimli eserinde bu iddiayı çürütmüştür. İskenderiye Mektebi bölümünde yazdıklarını hatırlayalım.
Burada aslolan şudur; Ümmette, muazzam bir yenilenme ihtiyacının şuuru her an var zihinlerde. Ümmet ne merkezinden kopmuş, ne de yeniliklere (felsefe bile olsa, hikmeti aramıştır) kapı kapamıştır. Felsefe yoluyla üretilen bilgi varsa, tetkik edilmiş, kendi bünyemizde aynileştirilmiştir. Yanlış anlaşılmasın, felsefenin cem’inden bahsetmiyorum. Felsefe bize gelmez. Felsefedeki akıl, piçleşmiş akıldır. Yani evvelini, ahirini, haddini, hududunu bilmeyen akıl. Bizdeki akıl ise selim akıldır. Akıl tabiatı icabı akl-ı selim bünyesinde erimeye mahkumdur. Cüceye devin karşısında palyoçuluk yapmak düşer. Dev cüceye bakmaz, sadece semadan arza bakar, bu sayede cüceyi görür.
Metin Acıpayam: Yeri gelmişken sorayım. Meşşaîlik hakkında ne düşünüyorsunuz?
Doç.Dr. Hacı Ali Bozkurt: Meşşaîlikten ziyade işrâkilik üzerine konuşalım. Kindi, Meşşaîlik hususunda yanlış anlaşılmıştır. Aristo’dan etkilendiği kanaati yaygındır. Bu kanaat doğru değildir evvela. Eğer doğru olsaydı, Şihabettin Suhreverdî hazretleri tarafından Meşşaîlik terakki edilmezdi. Şunu görmemiz gerekiyor, Kindi Meşşaîlik akımını sıhhatli zemine oturtmadan vefat etmiştir. Eğer ömrü yetseydi yapacağı iş, Şihabettin Suhreverdî hazretlerinin işiydi. Bu nedir pekala? Bir tarafta akıl (aklı- selim), diğer tarafta keşf ve ilham. Selim akılla keşfin cem’i. Kindi (Meşşaîlik) sadece akıl meselesinde kalmıştır. Onu tamamlayan Şihabettin Suhreverdî (işrâkilik) hazretleridir. Bergsonu eriten Şihabettin Suhreverdî hazretleridir. Bunu Necip Fazıl merhum bile yazmamış, hazindir pek bilinmez. Şihabettin Suhreverdî hazretleri ilmi, yemeğe benzetir. İlim der, alınıp yenmiyorsa, yani boğazdan aşağıya inip tüm vücudu tesiri altına almıyorsa, o ilim değil, nefsin gevezeliğidir.
Metin Acıpayam: Evet hocam… Konumuzu dağıtmadan tekrar asıl meselemize gelelim. Fikir Teknesi Yayınlarından çıkan İslam Medeniyet Tasavvuru serisinin dördüncü cildi “İlimlerin tasnifi” meselesine ayrılmıştır. Kitabı okudunuz, düşünceleriniz, teklifleriniz nelerdir?
Doç.Dr. Hacı Ali Bozkurt: Müellif Haki Demir’e teşekkürü borç biliyorum evvela. Haki bey, terkip ve tatbik kafası adeta… Ortaya koyduğu eserler, külli anlayış açısından son derece mühim. Bu kafanın tek eksiği tetkik mevzusudur. Haki beyi okudukça talebelik yıllarımdaki hocamı hatırlıyorum. Müthiş bir kafa, tefekkür ve terkip kafası… Fakat gelin görün ki, tetkik bilgiden pek hazzetmezdi. Belki de mütefekkir şahıslar için tetkik bilgi, önlerine hazırlanıp konulması gereken bilgilerdir. Yani sütü inekten sağacaksınız, bu kafaların önüne getirip buyurun bu sütü işleyin diyeceksiniz. Birde bakmışsınız ki, süt ne sütlüğünden bir şeyler kaybetmiş, ne de tam olarak süt kalabilmiş. Bu kafaların harcıdır, eşya ve hadiseyi çeşitli hüviyetlere sokmak, tertib etmek, düzenleyerek inşâ etmek.
Kitapta sarih bir tasnif yoktur. Zaten müellifin de takdimde belirttiği üzere, kitabtaki tasnif, sadece ana haritayı teşkil etmekte, üzerinde çalışılması gerekmektedir. Ana harita teferruata kadar inen bir tasnif oluşturmamakta fakat meselenin umumi çerçevesini ve başlangıcını mümkün kılmaktadır. Yani müellif demek istiyor ki, gongu çalıyorum, gelin…
Haki Beyi batılı bir filozof ile kıyaslamak, yahut isimlerini yan yana zikretmek istemem. Lakin Batı için en kapsamlı bilim tasnifini ABD’li filozof C.S. Peirce yapmıştır. Oradaki tasnife bakmanızı rica ederim. Yalnız şu hususu da söylemek isterim. Batıda da büyük ölçüde tasnif anlayışı 20. Yüzyılın başlarında sona ermiştir. Bazı batılı filozoflar, bilim tasnifinin fikri olarak çeşitli sorunları öncelediğini söylemişlerdir. Yani bu demektir ki, hayattan çekiliyorlar.
Eşya boşluk kabul etmez. Bu boşluğu doldurmamız gerekiyor. Ne şekilde olursa olsun doldurmamız gerekiyor. İnşâ durmuştur Batı’da. Kapitalist anlayış üretiyor, ürettiğini satıyor. Tek yaptıkları bugün budur. Üretilen teknik vasıtaların teorik ve fikri tarafı “kullanım kılavuzundan” öteye geçmiyor.
Tarih düz çizgiden ibarettir. Kimisi için bu çizgi yükseklerdedir, kimisi için alçaklarda. Bugün gelinen noktada görüyoruz ki, Batı yukarıdan aşağıya bodoslama düşüyor hızlı şekilde. Bize düşen bu hakikati görmek, hızlı şekilde inşâ sahamızı zapt etmektir. Sözünü ettiğimiz inşâ hamlesini bugün başlatan sizsiniz. Bunun için çalışmalarınıza müteşekkirim.
Bana gelen kitaplar içinde Haki Demir’in İslam Maarif Anlayışı kitabı da mevcuttu. Kitap iki cilt… Açık şekilde şunu söyleyeyim; bu seriyi Bergson görmüş olsa, müellifin önünde saygıyla eğilirdi. Yine devamen söylüyorum ki, Bergson yaşasaydı ve bu kitabı tetkik etseydi, buradaki akıl, ruh ve temel telakkilerle ilgili izahlar karşısında “aklı akılla yıkmanın” usulünü yeniden düşünürdü. Haki Demir’i canı gönülden tebrik ederim.
Metin Acıpayam: Teşekkür ederiz hocam.
Doç. Dr. Hacı Ali Bozkurt: Rica ederim Metin bey…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir