İNSAN BİLİM VE ONTOLOJİ

İNSAN, BİLİM VE ONTOLOJİ
Varlık temelde iki çeşittir. İnsan ve diğerleri… İnsanda bir adet öz diğerlerinde ise iki adet öz bulunur. İnsandaki öz ruhtur, diğerlerindeki öz ise zaman ve mekândır. Ruh, zaman, mekan; kainatın hulasasıdır, tüm sırlar bu üçünde mahfuzdur.
*
Diğer varlıkların tahlilinin varabileceği nihai nokta zaman ve mekân kaynaklarıdır ki bunlar birbirinden müstakil olarak varolabilme iktidarına sahiptirler. Varlık, zaman ve mekânın birbirinden müstakil olarak bulunması halinde zuhur etmemektedir. Varlığın zuhuru için zaman ve mekânın temas etmesi şarttır. Bu sebeple varlıkta müşahede edilen zaman ve mekânın, birbirinden tefrik edilebilir mahiyette olduğu görülememektedir.
Kâinatın hangi noktasından başlanırsa başlansın ve hangi usul takip edilirse edilsin varlığın tahlilinin müntehasına varılabildiği her ihtimalde bakiye kalan özlerin zaman ve mekân olduğu anlaşılacaktır. Zaman ve mekâna ulaşmayan tahlil ve terkip faaliyetlerinin ara menzillerdeki gerçekliklerle meşgul olduğu vakadır. Ara menzillerde ortaya çıkan tahlil ve terkip neticelerinin ve bu neticelerde görülen gerçekliklerin “nihai gerçeklik” olarak kabul edilmesi farklı kâinat telakkilerini beslemektedir. Zira tahlil faaliyetinin müntehasındaki gerçeklik tek olmasına karşılık güzergâh farklılıklarından dolayı ara menzillerdeki gerçeklikler çok sayıda olacaktır.
*
İnsandaki tahlilin varabileceği son nokta ise ruhtur. İnsan, bedeni ciheti ile diğer varlıkların hususiyetlerine sahip olduğu için zaman ve mekâna aidiyeti sabittir. Fakat zaman ve mekâna aidiyeti beden cihetiyledir. Ruhun zaman ve mekân ile teması, bedenin zaman ve mekân ile temasından farklıdır.
İnsan, bedeni ile zaman ve mekâna tabi ve bağlı olmasına karşılık ruhu ile zamana bağlı değildir. Ruh zaman ile mahdut değildir fakat mekân ile mahdut olmalıdır. (En doğrusunu Allah Azze ve Celle bilir) Zamanın üstüne (dışına) çıkabilen ruh mekânın dışına çıkamıyor olmalıdır.
Ruhun zamanın dışına çıkabilmesinin tabi neticesi “zamansız hareketin” gerçekleşebilmesidir. Ama mekânsız hareketin gerçekleşme imkânı bulunmamaktadır.
Zamansız hareket, zamansız hayatı mümkün kılmaktadır. Zamansız hayatın (veya zamanüstü hayatın) gerçekleşme imkânı, varlığın hakikati ve mahiyeti ile ilgili pozitif bilimin tüm hükümlerini (verilerini değil) iptal eder.
Bilim, hüküm vermemeli, sadece imkân alanını tarayarak ulaştığı neticeleri daha ilerideki safhaları da dikkate alarak nihai hüküm mahiyetine büründürmeden beyan etmelidir. Hususiyetle bir hadisenin imkânsız olduğunu söylemek mevkiinde değildir bilim. Bilim imkânsızları bilmez, sadece mümkün olanları bilir. Mümkün olanlar ise ulaşabildiği gerçekliklerdir. Ulaştığı gerçekliklerle ulaşamadığı gerçeklikleri reddetme tavrı bilimin temeline aykırıdır. Fakat bilimin bu gün geldiği ve işgal ettiği mevkii, hükümler üreten ve bulduğunun dışında bir alanın olmadığını iddia eden mahiyettedir. Bilim adamları imkânlardan bahsetmek yerine imkânsızlıklardan bahsetmeye ve bunu da şiddetle ve tek salahiyetli tavrıyla yapmaktadırlar.
Ruhun zaman üstüne çıkabilme imkânı, zaman ile mekânın temasından meydana gelen varlığın varoluşunu müşahede edebilmesine imkân vermelidir. (En doğrusunu Allah Azze ve Celle bilir) Varoluşun idrak edilmesinden değil müşahede edilmesinden bahsediyoruz. Müşahede etmek idrak etmeyi gerektirmediği gibi idrak etme ihtiyacını da ortadan kaldırır. Bahsini ettiğimiz müşahede, aklın veya şuurun müşahedesi değil ruhun müşahedesidir.
Ruhun müşahedesini aklın idrak etmesi ise imkânsızdır. Ruhun bazı müşahedeleri şuur tarafından idrak edilebilirse de zamansız müşahedeler şuurun da idrak sınırları dışındadır. Kaldı ki, şuur, ruhun zamansız (zamanüstü) müşahedelerini idrak edebilse dahi, izah etmekten acizdir. Zira insanlık, zaman dışı hayatı idrak ve izah etmek için gerekli olan “dil” imkânlarını üretmiş değildir.
Müspet (pozitif) bilim dalları iki temel disipline ihtiyaç duyar. Biri dil diğer matematiktir. Hiçbir bilim, bu ikisinin sınırları dışına çıkamaz. Müspet bilim “zamansız hareket” konusunu başlık olarak dahi gündemine alabilecek kadar ilerlememiştir. Bilimlerin ilerlemesinin hızı dil ve matematiğin imkânları ile yakından ilgilidir. Eğer bilim, herhangi bir adımda mevcut dil ve matematiğin sınırları dışına ulaşmaktaysa (taşmaktaysa) o adımı atmak imkânına sahip değildir. O adımı atabilmesi için öncelikle o alana dili sokması ve o alanın dilini oluşturması gerekir. Dilini oluşturduktan sonra matematiği o alana sokarak matematik bir tesviyeye tabi tutması ve matematik imkânları geliştirmesi şarttır. Bunlardan sonra ancak kendi adımını atabilir.
Bilim dallarının mikro uzmanlaşmalara kadar çözülmesi, dağılması ve birbirinden uzaklaşması ile ortaya çıkan en tehlikeli neticelerden birisi, bilim dallarının ve bilim adamlarının dil ve matematiğe olan uzaklığı ve bu alanlarda en azından kendi ihtisas alanlarına dair üretimler yapamaz hale gelmiş olmasıdır.
*
Ruhun zaman dışında fakat mekân dâhilinde hareket etmesinin (veya yaşamasının) ne manası olabilir? Bu soru şu noktada önemlidir. Zamansız hareket, varlıksız bir mekânda hareket etmeyi gerektirir. Zira zamansız mekânda hareket etmek, mekânın zamandan müstakil halinde hareket etmektir. Mekânın zamandan müstakil olduğu hal, varlığın (maddenin-objenin) gerçekleşmemiş (varolmamış) halidir. Orada varlık yoktur. Sadece mekân vardır. Saf mekânda hareket etmenin ne manası olabilir?
Zamansız mekânda hareket etmek, ruhun, mekânın herhangi bir noktasında zamanın içine girme imkânı olduğu için mühimdir. Diğer taraftan zaman üstüne çıkabilen ruh, mekândaki zamansız hareketi ile mekânın herhangi bir noktasına ulaştığında, o alanı zaman dürbününden seyretme imkânına sahiptir. (En doğrusunu Allah Azze ve Celle bilir) Zamanın içine girmesi şart değildir. Mekânın herhangi bir noktasında varolmak ile o noktayı seyretmek farklıdır. Mekânın herhangi bir noktasında tecessüm etmek için zamanın içine girmek gerektiği halde o noktayı seyretmek için zamanın içine girmek gerekmez.
*
Ruhun tecessüm etmesi ile suret kazanması farklıdır. Ruhun zamansız olarak mekânda hareket edebilmesi için tecessüm etmesi şart değildir ve belki suret kazanması kâfidir, belki bu da gerekmez. Suret cisim ile kayıtlı değildir ve cisimde meydana gelen suret cisimsiz (maddesiz) olarak meydana gelebilir. Cisimsiz suretin muhal olduğu saha, madde evrenidir.
*
Zamansız hareketi müspet bilimin anlaması ve kabul etmesi (keşfetmesi zaten mümkün değil) imkânsız gibi görünüyor. Zira müspet bilimin tüm kodları zaman ve mekân ile merbut ve mahduttur. Zamanı bu kodlardan çekip aldığımızda tüm denklemler ve sistemler çöker.
Zamansız hareket ile ilgili zemin tesviye edilse ve dili üretilebilse, dünyanın bu günkü teknoloji seviyesi bir anda bin kat yukarı sıçrar. Mevcut teknolojinin üzerinde oturduğu tüm formül ve denklemlerin yerini yeni formül ve denklemler alır. Bu çerçevede mesela dünyanın en büyük ihtiyaçlarından birisi olan enerji, problem olmaktan çıkar. Zira şimdiki teknolojinin bir birimlik iş üretmek için kullandığı enerji ile bin birimlik iş üretilebilir hale gelir. Buradaki bire bin nispeti konunun önemini ifade etmek için verilen bir misaldir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir